- within Tax topic(s)
I. GİRİŞ
Medeni yargılamanın nihai gayesi, sübjektif hakların korunmasını sağlamak suretiyle bozulan hukuk düzenini yeniden tesis etmek ve taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözüme kavuşturmaktır. Ancak yargılama faaliyeti, her durumda mahkemenin uyuşmazlığın esasına girerek vereceği bir hükümle neticelenmeyebilir. Usul hukukunda yargılamanın sona ermesi; en geniş anlamıyla mahkemenin önündeki uyuşmazlık hakkında incelemesini tamamlaması ve hüküm kurarak davadan el çekmesidir.1 Yargı sistematiğimizde bu sonuç yalnızca esasa ilişkin nihai kararlar ile değil tarafların davayı sona erdiren usul işlemleri veya yargılamanın devamına engel teşkil eden usulü durumlar neticesinde de doğabilmektedir.
Yargılamayı sona erdiren haller tasnif edildiğinde; sürecin, mahkemece verilen esasa ilişkin bir hüküm ile tamamlanması asıl olmakla birlikte, tarafların dava konusuna ilişkin tasarruf yetkilerini kullandıkları feragat, kabul ve sulh gibi maddi hukuku da etkileyen işlemleriyle son bulması da mümkündür. Öte yandan davacının davasını takipten vazgeçmesi, davanın geri alınması müessesesi yahut yargılama sürecinde meydana gelen fiili veya hukuki değişiklikler nedeniyle davanın konusuz kalması gibi haller de yargılamayı sona erdiren diğer önemli usulü mekanizmalardır.
Yargılamanın hangi şekilde ve hangi aşamada sona erdiği hususu yalnızca davanın esası bakımından değil, yargılama giderlerinden sorumluluk noktasında da belirleyici bir role sahiptir. Zira kural olarak uygulanan "haksız çıkma" ilkesi, tarafların irade beyanlarıyla veya davanın konusuz kalmasıyla sona eren işlerde farklı sonuçlar arz etmektedir. Bu çalışmada yargılamayı sona erdiren haller ve hukuki nitelikleri genel hatlarıyla özetlenerek her bir sona erme hali özelinde yargılama giderlerinin hangi tarafa, ne şekilde yükleneceği hususu incelenecektir.
II. YARGILAMANIN MAHKEME İŞLEMİYLE SONA ERMESİ: KARAR VE HÜKÜM
Öğretide ve uygulamada "karar" ve "hüküm" kavramları zaman zaman eş anlamlı gibi kullanılsa da bu iki kavram arasında hiyerarşik ve niteliksel bir fark bulunmaktadır. Karar, hükmü de içine alan bir üst kavramdır; dolayısıyla her hüküm bir karardır ancak her karar bir hüküm değildir.
Medeni usul hukukunda kararlar, temel olarak "ara kararlar" ve "nihai kararlar" olmak üzere ikiye ayrılır. Bu ayrıma ilaveten, yargılama süreci kesin hükümle sonuçlanıncaya değin hak kaybını önlemek ve geçici bir güvence oluşturmak maksadıyla ihtiyati tedbir benzeri geçici hukuki koruma kararlarına da başvurulabilmektedir.2 Bu ayrımların temel ölçütü, verilen kararın hakimin uyuşmazlıktan elini çekmesi sonucunu doğurup doğurmadığıdır.
Eğer hakim verdiği kararla o mahkemedeki yargısal faaliyeti sonlandırıyorsa bu bir "nihai karar"dır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”), nihai kararları usule ve esasa ilişkin olmak üzere tasnif etmiş ve özellikle esasa ilişkin nihai kararları "hüküm" olarak nitelendirmiştir.
Hükmün şekli anlamda kesinleşmesi, yani olağan kanun yollarının tükenmesiyle birlikte, karar artık "maddi anlamda kesin hüküm" gücü kazanır. Maddi anlamda kesin hüküm, hükmün kararı veren mahkeme tarafından değiştirilememesini, aynı konuda tekrar dava açılamamasını ve kararın bağlayıcı olmasını ifade eder. Bu kurumun temel amacı, hukuki barışın sağlanması ve aynı konuda çelişen kararlar verilmesinin önüne geçilmesidir. İcra mahkemesince verilen kararlar (istihkak, ihalenin feshi isteminin reddi hariç) kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden bu kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamaz.3
Hüküm verilmesiyle birlikte uyuşmazlık, o derece mahkemesi nezdinde sona erer ve hakim davadan elini çeker.4 Yargılamanın sona erdiği aşamada sarf edilen giderlerin hangi tarafça ve ne şekilde karşılanacağının karara bağlanması bakımından hükmün teşkili önem arz eder. Yargılama giderlerinden sorumluluk konusu “IV. Yargılama Giderlerinden Sorumluluk” başlığı altında detaylıca incelenmiştir.
III. YARGILAMAYI SONA ERDİREN TARAF USUL İŞLEMLERİ
A. Genel Olarak
Medeni yargılama hukukuna hakim olan temel ilkelerden biri "tasarruf ilkesi"dir (HMK m. 24). Bu ilke uyarınca yargılamanın başlangıcını, konusunu ve sona ermesini belirleme yetkisi kural olarak davanın taraflarına aittir.5 Özel hukuk kişilerine tanınan irade özerkliğinin usul hukukundaki yansıması olan bu ilke gereğince hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi davacı da açmış olduğu bir davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Taraflar, dava konusu üzerinde serbestçe tasarruf edebildikleri sürece mahkemenin esasa ilişkin bir tahkikat yapmasına ve hüküm vermesine gerek kalmaksızın tek veya iki yanlı irade beyanlarıyla yargılamayı sona erdirebilirler. HMK'da, davanın taraflarca sona erdirilmesi; davadan “feragat”, davayı “kabul” ve “sulh” olmak üzere üç temel kurum altında düzenlenmiştir.
Bu işlemler, yargılamayı sona erdiren taraf işlemi olmaları hasebiyle birer "usul işlemi" niteliği taşımakla birlikte; maddi hukuk anlamında hakkı sona erdirmeleri, değiştirmeleri veya yeni bir hukuki durum yaratmaları sebebiyle "maddi hukuk işlemi" karakterini de bünyelerinde barındırırlar. Doktrinde bu işlemlerin, hem usul hukuku hem de maddi hukuk karakteri taşıyan "karma karakterli (çift nitelikli)" hukuki işlemler olduğu kabul edilmektedir.6 7 Bu çifte niteliğin bir sonucu olarak, söz konusu işlemler irade bozukluğu hallerinde (hata, hile, ikrah) maddi hukuk hükümlerine göre iptal edilebilirler (HMK m. 311; m. 315/2).8
Önemle belirtmek gerekir ki bu işlemler HMK m. 123'te düzenlenen davanın geri alınmasından tamamen farklıdır. Davanın geri alınması, davalının açık rızasına bağlı olup dava konusu haktan vazgeçilmesi anlamını taşımaz. Geri alma durumunda dava hiç açılmamış sayılır ve davacı ileride aynı davayı tekrar açma hakkını saklı tutar. Oysa feragat, kabul ve sulh; kesin hüküm gibi sonuç doğuran, uyuşmazlığı esastan bitiren ve kural olarak aynı davanın yeniden açılmasına engel teşkil eden işlemlerdir.9
B. Feragat
Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (HMK m. 307). Feragat, davacının mahkemeye karşı yapacağı tek taraflı bir irade beyanı ile gerçekleşir ve tamamlanır. Bu beyanın hüküm ifade etmesi için karşı tarafın veya mahkemenin muvafakatine ihtiyaç yoktur (HMK m. 309/2). Davalı, feragat nedeniyle davanın reddedilmesine itiraz edemez veya davaya devam edilmesini isteyemez.
Feragatin geçerli olabilmesi için kayıtsız ve şartsız olması zorunludur (HMK m. 309/4). Şarta bağlı feragat, davayı sona erdiren usul işlemi vasfını taşımaz; ancak doktrinde bu tür beyanların birer "sulh teklifi" olarak değerlendirilebileceği kabul edilmektedir.10 11
Davadan feragat, davanın açılmasından hükmün kesinleşmesine kadar yargılamanın her aşamasında yapılabilir(HMK 310/1). 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 29. maddesi ile yapılan değişiklikle, hüküm verildikten sonra ancak kesinleşmeden önce yapılan feragatlerde, dosyanın kanun yolu incelemesine gönderilmesine gerek kalmaksızın ilk derece mahkemesinin veya bölge adliye mahkemesinin ek karar verebilmesi imkanı getirilmiştir(HMK 310/2). Dosya temyiz incelemesindeyken feragat edilirse, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat hususunda karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir(HMK 310/3).
Feragat, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur (HMK m. 311). Bu, feragatin sadece davanın takibinden vazgeçmek olmadığı aynı zamanda dava konusu edilen maddi haktan da feragat edildiği anlamına gelir. Bu nedenle feragat edilen dava, aynı taraflar arasında ve aynı konuda yeniden açılamaz; açılırsa dava şartı yokluğundan veya kesin hüküm itirazı nedeniyle reddedilir.12
C. Kabul
Davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir (HMK m. 308). Kabul de feragat gibi mahkemeye yöneltilen tek taraflı bir irade beyanıdır ve hüküm doğurması için davacının rızasına veya mahkemenin onayına bağlı değildir. Davalının kabul beyanı ile kabul edilen kısım için uyuşmazlık esastan sona erer Kısmi kabul halinde, kabul edilen kısım için dava sona ererken, reddedilen kısım için yargılamaya devam edilir.
Bu noktada kabulün, HMK'nın 188. Maddesinde düzenlenen ikrardan ayrı bir usulü kurum olduğunu vurgulamak gerekir. İkrar, bir vakıanın doğruluğunun bildirilmesi iken; kabul, doğrudan talep sonucuna yöneliktir ve davayı kısmen veya tamamen sona erdirir. Örneğin, bir alacak davasında "hizmet aldım" demek ikrar, "borcum vardır, ödeyeceğim" diyerek talep sonucuna rıza göstermek kabuldür. Mahkeme önünde ikrar edilen vakıalar çekişmeli olmaktan çıkarak ispatı gerekmez, kabul ise doğrudan davayı bitiren bir işlemdir diğer bir ifadeyle ikrar vakıalara ilişkinken kabul talep sonucuna yöneliktir.
Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur (HMK m. 308/2). Kamu düzenini ilgilendiren, re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda hakimi bağlayıcı bir kabulden söz edilemez.13 Bu tür davalarda davalının kabulü, hakimi delilleri araştırmaktan alıkoymaz.
Kabul beyanı da feragat gibi kayıtsız ve şartsız olmalıdır (HMK m. 309/4). Şarta bağlı kabul geçersizdir. Kabul, davanın açılmasından hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada mümkündür.
D.Sulh
Sulh, görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir (HMK 313/1). Feragat ve kabulün aksine sulh, tek taraflı bir işlem değil, iki taraflı bir sözleşmedir. Sulh, tarafların karşılıklı fedakârlıkta bulunmasını gerektirir.14
Sulh de kabul ile aynı şekilde ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda mümkündür. Dava konusunun dışında kalan hususlar da sulh kapsamına dahil edilebilir; böylece taraflar sadece o davayı değil, aralarındaki diğer potansiyel uyuşmazlıkları da çözüme kavuşturabilirler (HMK 313/3). Ayrıca feragat ve kabulden en önemli farkı, sulhun şarta bağlı olarak da yapılabilmesidir (HMK 313/4).
Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur (HMK 315/1). Mahkeme huzurunda yapılan sulhler, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 38. maddesi uyarınca ilam niteliğinde belge sayılır ve ilamlı icraya konu edilebilir.15 Sulh gerçekleştiğinde mahkeme, tarafların talebine göre ya "sulh sözleşmesine göre karar verilmesine" ya da "karar verilmesine yer olmadığına" dair karar verir. Şarta bağlı yapılan sulh işlemi ise taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdirmez uyuşmazlığın sona ermesi söz konusu şartın sulh sözleşmesine göre yerine getirilip getirilmediğine göre belirlenir. Bu konuda taraflarca getirilmesi ilkesi uyarınca mahkeme re'sen inceleme yapmaz. 16
Bununla birlikte, sulh işleminin zamanı bağlamında 7251 sayılı Kanun ile HMK m. 314'e eklenen hükümlere de özellikle değinmek gerekir. Kural olarak sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Yapılan yasal değişiklikle; sulh, mahkemece hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince sulh doğrultusunda "ek karar" verilir (HMK 314/2). Şayet sulh, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, bu ihtimalde Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı sulh hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye geri gönderir (HMK 314/3). Bu düzenlemeler sayesinde, hüküm verildikten sonra gerçekleşen sulh işlemlerinde usul ekonomisi sağlanmış ve uyuşmazlığın kanun yolu mercilerinde gereksiz yere sürüncemede kalmasının önüne geçilmiştir.17
III. YARGILAMANIN SONA ERMESİNE İLİŞKİN DİĞER NEDENLER
A. Genel Olarak
Medeni yargılamada asıl olan davanın esası hakkında bir inceleme yapılarak uyuşmazlığın bir hükümle sonuçlandırılmasıdır. Ancak yargılama süreci her zaman bir hükümle sona ermez. Taraf iradelerine dayanan feragat, kabul ve sulh gibi işlemlerin yanı sıra; tarafların yargılamayı takip etmemesi, dava şartlarının sonradan ortadan kalkması veya davanın konusuz kalması gibi hallerde yargılamayı usulen sona erdirebilmektedir. Bu hallerde mahkeme, davanın esasına girmeksizin veya esasa ilişkin bir hüküm kurmaksızın "davanın açılmamış sayılmasına" veya "karar verilmesine yer olmadığına" dair karar vererek dosyadan el çeker. Bu kararların hukuki niteliğine ilişkin ağırlıklı görüş usule ilişkin nihai karar niteliğinde olduğu yönündedir.18
B. Davanın Açılmamış Sayılması
Davanın açılmamış sayılması, HMK'da öngörülen belirli usul işlemlerinin yerine getirilmemesi veya davanın takipsiz bırakılması sonucunda ortaya çıkan usulü bir sona erme halidir. Davanın açılmasıyla doğan sonuçları geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır. Bu karar, teknik anlamda uyuşmazlığın esasına ilişkin bir çözüm içermez, sadece usulü bir eksikliğin veya takipsizliğin tespitini barındırır.19
Davanın açılmamış sayılması sonucunu doğuran en tipik örnek HMK m. 150 uyarınca “Davanın Takipsiz Bırakılması” kurumudur; usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar duruşmaya gelmezlerse veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirirlerse dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir (HMK 150/1). Dosya işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren üç ay içinde yenilenmezse, dava sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece bu konuda kendiliğinden karar verilir (HMK 150/5). Ayrıca belirtmek gerekir ki işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra en fazla bir defa daha takipsiz bırakılabilirken, basit yargılama usulünde ise dosya işlemden kaldırılırsa, bir defa yenilenmesinden sonra tekrar takipsiz bırakılan dava, işlemden kaldırma kararı verilmeksizin doğrudan açılmamış sayılır (HMK 320/4).
Bunun yanı sıra HMK 54 ve 77 uyarınca; gereken hallerde kanuni temsilcilerin veya tüzel kişi organlarının temsil belgelerini, vekillerin ise vekâletnamelerini dosyaya sunmamaları halinde mahkeme eksikliğin giderilmesi için kesin süre verir. Bu kesin süre içinde belge sunulmazsa veya asıl taraf yapılan işlemleri kabul ettiğini bildirmezse dava açılmamış sayılır.
Yine Mahkemece görevsizlik veya yetkisizlik kararı verildikten sonra dosyanın görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesi için süresi içinde başvurulmaması da davanın açılmamış sayılmasına sebebiyet verir ve görevsizlik veya yetkisizlik kararı veren mahkemece bu konuda resen karar verilir (HMK 20).
Davanın açılmamış sayılması kararı, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez.20 Bu nedenle, davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğinde, davacı aynı talep sonucunu içeren yeni bir davayı, harcını yeniden yatırmak suretiyle açabilir.21 Kanun koyucu, bu durumu HMK m. 150/7'de "Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır" şeklinde ifade ederek, davanın açılmasına bağlanan sonuçların da ortadan kalkacağını düzenlemiştir.
C. Davanın Konusuz Kalması
Davanın konusuz kalması, dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay veya hukuki durum değişikliği nedeniyle dava konusu edilen hakkın veya malın ortadan kalkması ya da davacının dava açmaktaki hukuki yararının kalmaması halidir.22 Örneğin, konusu bir malın teslimi olan davada malın yargılama sırasında teslim edilmesi, alacak davasında borcun ödenmesi veya boşanma davası devam ederken eşlerden birinin ölmesi durumunda dava konusuz kalır.23
Davanın konusuz kalması durumunda, mahkeme artık uyuşmazlığın esası hakkında bir inceleme yapamaz ve kabul veya ret şeklinde bir hüküm kuramaz. Çünkü ortada çözümlenmesi gereken bir uyuşmazlık kalmamıştır. Bu durumda mahkeme, "karar verilmesine yer olmadığına" dair karar verir (HMK 331/1).
D. Davanın Geri Alınması
Davanın geri alınması, davacının açmış olduğu davayı, davalının açık rızası ile ve ileride tekrar dava açabilme hakkını saklı tutarak takipten vazgeçmesidir. HMK m. 123 uyarınca; "Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir".
Davanın geri alınması kurumunun en belirgin özelliği, davalının açık rızasına bağlı olmasıdır. Davalı, davanın geri alınmasına rıza göstermezse mahkeme davayı görmeye devam etmek zorundadır. Bu kurum, davadan feragatten hukuki nitelik ve sonuçları itibarıyla tamamen ayrılır. Davadan feragatte davacı "hakkın özünden" (talep sonucundan) vazgeçer ve aynı davayı tekrar açamaz; ayrıca feragat davalının rızasına bağlı değildir. Oysa davanın geri alınmasında davacı hakkından feragat etmemekte sadece o an için davanın takibinden vazgeçmektedir. Bu nedenle geri alınan dava, ileride tekrar açılabilir. Davanın geri alınması halinde mahkeme "davanın açılmamış sayılmasına" karar verir. Bu karar kesin hüküm teşkil etmez.
IV. YARGILAMA GİDERLERİNDEN SORUMLULUK
A. Genel Olarak
Yargılama giderleri, devletin yargı faaliyetini sürdürebilmesi için yaptığı harcamalar ile tarafların dava sürecinde haklarını savunmak veya elde etmek amacıyla yaptıkları masrafları kapsayan bir üst kavramdır. HMK'nın 323. maddesi uyarınca yargılama giderleri; başvurma, karar ve ilam harçları, tebliğ ve posta giderleri, dosya ve sair evrak giderleri, keşif giderleri, tanık ve bilirkişi ücretleri ile vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretini kapsamaktadır.
Medeni usul hukukunda yargılama giderlerinden sorumluluk konusunda geçerli olan temel ilke, "haksız çıkma" ilkesidir. HMK m. 326/1 uyarınca, kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Davada haklı çıkan taraf, davanın açılmasına sebebiyet vermediği ve yargılama sırasında haksız bir işlem yapmadığı sürece yargılama giderlerini ödemekle yükümlü tutulamaz. Yargılama giderleri arasında yer alan vekâlet ücreti de bu kurala tabidir. Mahkemece hükmedilen vekâlet ücreti, yargılama gideri olarak davayı kazanan taraf lehine takdir edilir; ancak Avukatlık Kanunu m. 164/son gereği bu ücret avukata aittir.
Davanın esastan bir hükümle sonuçlanmadığı taraf işlemleri veya diğer nedenlerle sona erdiği hallerde ise yargılama giderlerinin kaderi sona erme biçimine göre özel hükümlerle düzenlenmiştir.
B. Davadan Feragat Halinde
Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olup kesin hüküm gibi sonuç doğurur. Feragat halinde yargılama giderlerinin paylaştırılmasında temel kural, HMK m. 312/1'de düzenlenmiştir. Buna göre, feragat beyanında bulunan taraf davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilir. Feragat talep sonucunun sadece bir kısmına ilişkin ise yargılama giderlerine mahkûmiyet, ona göre belirlenir.(HMK 312/2) Feragat halinde karar ve ilam harcı maktu olarak alınır. Harçlar Kanunu m. 22 uyarınca; davadan feragat muhakemenin ilk celsesinde vuku bulursa karar ve ilam harcının üçte biri, daha sonra olursa üçte ikisi alınır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m. 6 uyarınca anlaşmazlık feragat nedeniyle ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar giderilirse tarife hükümleriyle belirlenen ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra giderilirse tamamına hükmolunur.
C. Davayı Kabul Halinde
Kabul beyanında bulunan taraf, kural olarak davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilir (HMK m. 312/1). İstisnai olarak HMK m. 312/2 uyarınca davalı davanın açılmasına kendi hal ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez. Yargıtay yargılama giderlerine mahkum edilmeyen davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmayacağını kabul etmektedir.24 25 Kabul halinde de feragatte olduğu gibi Harçlar Kanunu m. 22 uygulanır. Kabul ilk celsede gerçekleşirse harcın üçte biri, sonraki aşamalarda gerçekleşirse üçte ikisi alınır.
D. Sulh Halinde
Sulh sözleşmesinde taraflar genellikle yargılama giderlerinin kim tarafından ödeneceğini veya nasıl paylaşılacağını da kararlaştırırlar. Taraflar yargılama giderleri hakkında bir anlaşma yapmışlarsa, mahkeme bu anlaşma doğrultusunda karar verir.26 Tarafların esas hakkında anlaşıp yargılama giderleri konusunda anlaşamadığı durumda yargılama giderlerine ne şekilde hükmedileceği tartışmalı bir konudur. Bir kısım yazarlara göre sulh tarafların kısmi kabul ve feragatlerinden oluştuğundan yargılama giderlerinin feragat ve kabule ilişkin hükümlere paralel bir şekilde tespit edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Karşı görüş ise sulh halinde bir yargılama yapılmadığı için HMK 331'in devreye gireceğini ifade etmektedir, bu görüşe göre hakim tarafların davanın açıldığı andaki haklılık durumuna göre yargılama giderleri hakkında karar verecektir. 27 Sulh halinde de Harçlar Kanunu m. 22'deki indirim oranları (1/3 veya 2/3) uygulanır. Ayrıca Avukatlık Kanunu m. 165 uyarınca, sulh ile sonuçlanan işlerde her iki taraf, avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda avukata karşı müteselsilen sorumludur.
E. Davanın Konusuz Kalması Halinde
Davanın konusuz kalması nedeniyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde yargılama giderlerinin kime yükleneceği HMK m. 331/1'e göre belirlenir. Hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder. Diğer bir ifadeyle, mahkeme, dava konusuz kalmasaydı kimin haklı çıkacağını varsayımsal olarak inceler ve giderleri haksız çıkacağı anlaşılan tarafa yükletir.
F. Davanın Geri Alınması Halinde
Davanın geri alınması durumunda da mahkeme, davanın konusuz kalmasına benzer şekilde, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumunu nazara alarak yargılama giderlerine hükmeder.28
G. Davanın Açılmamış Sayılması Halinde
Dosyanın işlemden kaldırılması ve süresinde yenilenmemesi gibi sebeplerle davanın açılmamış sayılmasına karar verilen hallerde, yargılama giderleri HMK m. 331/3 uyarınca davacıya yükletilir. Zira davacı, davasını takip etmeyerek veya gerekli işlemleri yapmayarak davanın sonuçsuz kalmasına neden olmuştur.
V. SONUÇ
Hukuk yargısında uyuşmazlıkların çözümü yalnızca mahkeme tarafından verilen esasa ilişkin nihai kararlarla değil; aynı zamanda feragat, kabul ve sulh gibi taraf işlemleriyle ya da davanın konusuz kalması, geri alınması veya davanın açılmamış sayılması gibi çeşitli usulü nedenlerle de gerçekleşebilmektedir. Davayı sona erdiren bu mekanizmaların her biri kendine özgü hukuki sonuçlar doğurmakla birlikte, bu sonuçların en somut yansıması yargılama giderlerinden sorumluluk noktasında tezahür etmektedir. Prensip olarak esas alınan "haksız çıkma" ilkesi, davanın esastan bir hükümle sonuçlanmadığı hallerde doğrudan uygulanamamakta; bunun yerine sona erme biçimine göre davanın açıldığı tarihteki haklılık durumu, tarafların anlaşmaları veya usulü eksikliğe sebebiyet verme gibi kriterler esas alınarak sorumluluk belirlenmektedir. Dolayısıyla usul ekonomisi ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde davanın hangi aşamada ve ne şekilde sona erdiğinin tespiti tarafların katlanacağı mali yükümlülüklerin doğru tayin edilmesi bakımından önem taşımaktadır.
Footnotes
1. Atalı., Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt III, 15. Bası, İstanbul, 2017, s. 2001.
2. Atalı, a.g.e., s.1968.
3. 12.HD, 05.12.2013, 2013/31207 E., 2013/38723 K.
4. Atalı, a.g.e., s 2001.
5. Atalı, a.g.e., s. 568.
6. Serpil Işık, Medenî Usûl Hukukunda Hükümden Sonra Feragat ve Davanın Feragat Sebebiyle Sona Erdiğini Ortaya Koyacak Olan Merci: 7251 Sayılı Kanun Değişikliği Kapsamında Değerlendirmeler, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.27, Sa.2, Aralık 2021 s.1588.
7. Hatice Didem Sanıvar, Türk Medeni Yargılama Hukukunda Davadan Feragat, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Bilim Dalı, İstanbul 2017, s.16.
8. Leyla Akyol Aslan, Medeni Usul Hukukunda Davadan Feragat, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, Ankara, 2010, s.25.
9. Serpil Işık, a.g.e., s.1584.
10. Serpil Işık, a.g.e., s.1592.
11. Hatice Didem Sanıvar, a.g.e., s.26.
12. Serpil Işık, a.g.e., s.1584.
13. Leyla Akyol Aslan, a.g.e, s.29.
14. Barış Mıdık, Medeni Usul Hukukunda Sulh ve Sulh Benzeri Müesseseler, Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Bilim Dalı, Kocaeli, 2018, s.7.
15. Barış Mıdık, a.g.e., s.8.
16. Pınar Güzel, Sulh Sözleşmesi, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, İstanbul, 2022, s. 64.
17. 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7251 Sayılı ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un m. 30 Gerekçesi
18. Büşra Abide Tiryaki, HMK m.54 ve HMK m.77 Hükümleri Çerçevesinde Davanın Açılmamış Sayılması, Jurix, s.3.
19. Büşra Abide Tiryaki, a.g.e., s.3.
20. Büşra Abide Tiryaki, a.g.e., s.3.
21. Mehmet Akif Tutumlu, Davanın Geri Alınması, Davanın Takipsiz Bırakılması ve Davadan Feragat Arasındaki Farklar, Jurix, s.9.
22. Gökhan Aykut, Davanın Konusuz Kalması Durumunda Yargılama Giderlerine Mahkûmiyet Bakımından Dikkate Alınması Gereken “Davanın Açıldığı Tarihteki Tarafların Haklılığı”, Jurix, s. 3.
23. Gökhan Aykut, a.g.e., s. 3 vd.
24. Mehmet Ünsal Candemir, Belirsiz Alacak Davası ve Kısmi Davada HMK M. 312/2 Hükmünün Uygulanması, Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Vol.8, No.2, 2025, s.997
25. “Davanın kabul edilmesi sebebiyle Mahkemece, davanın açılmasına kendi hal ve davranışları ile davalının sebebiyet vermediği, davayı da yargılamanın ilk duruşmasında kabul etmesi nedeniyle yargılama giderlerinden davacının sorumlu tutulması, davacı tarafından yapılan giderlerinden davacı üzerinde bırakılması yerinde ise de, bu durum davalı lehine vekalet ücreti takdiri sonucunu doğurmaz. HMK'nın 312/2. maddesinden de bu sonuç çıkarılamaz. Açıklanan nedenle davacı tarafından yapılan giderlerin davacı üzerinde bırakılması ve dava kabul sebebiyle lehine sonuçlanan davacı tarafa vekalet ücreti takdir edilmemesi ile yetinilmesi gerekirken ayrıca usul ve yasaya aykırı şekilde davacı aleyhine 8.850 TL vekalet ücreti takdir edilmiş olması doğru olmamıştır.” Yargıtay 8. HD., E. 2014/5368 K. 2014/9903 T. 20.5.2014
26. Barış Mıdık, a.g.e., s.117
27. Barış Mıdık, a.g.e., s.120
28. Mehmet Akif Tutumlu, a.g.e., s.8
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.
[View Source]