ARTICLE
6 January 2026

Kısmi Davalarda Zamanaşımı Sürelerine İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararı: Islahla Artırılan Talebin Zamanaşımı Nedeniyle Reddi Ve Mahkemeye Erişim Hakkı İhlali

A
ASY Legal

Contributor

ASY LEGAL is a boutique law office established by Ali Yurtsever and Emir Aksoy operating in the business center of Istanbul. Our attorneys provide an extensive range of counselling to cover our client's legal issue comprehensively. We ensure that our clients receive tailored solutions for their specific legal issues.
Kısmi dava, alacağın veya zararın dava açılış tarihinde tam ve kesin olarak belirlenemediği uyuşmazlıklarda uygulamada sıkça başvurulan bir yöntemdir.
Turkey Litigation, Mediation & Arbitration
Ali Yurtsever’s articles from ASY Legal are most popular:
  • within Litigation and Mediation & Arbitration topic(s)
ASY Legal are most popular:
  • within Litigation, Mediation & Arbitration, Technology and Family and Matrimonial topic(s)
  • with readers working within the Chemicals industries

I. Giriş

Kısmi dava, alacağın veya zararın dava açılış tarihinde tam ve kesin olarak belirlenemediği uyuşmazlıklarda uygulamada sıkça başvurulan bir yöntemdir. Bununla birlikte kısmi davada zamanaşımı bakımından dava konusu edilen kısım ile henüz talep edilmeyen kısım arasında ayrım doğmakta; talep edilmeyen kısım yönünden zamanaşımı süresinin işlemeye devam etmesi, yargılamanın uzadığı dosyalarda ıslah yoluyla artırılan taleplerin zamanaşımı def'iyle karşılaşması riskini gündeme getirmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2025 tarihli ve 2021/65631 başvuru numaralı kararı, kısmi davada ıslahla artırılan talebin zamanaşımı nedeniyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkı bakımından doğurabileceği sonuçları değerlendirmesi bakımından önem taşımaktadır. Kararda, alacağın veya zararın tutarının yargılama sürecinde bilirkişi incelemesiyle belirginleştiği ve gecikmenin davacıya isnat edilemediği hallerde, zamanaşımı kuralının uygulanma biçiminin ölçülülük yönünden ayrıca ele alınması gerektiği kabul edilmektedir.

II. Olayın Özeti ve Yargılama Sürecinin Seyri

Anayasa Mahkemesinin ilgili kararına konu olay, Başvurucu ile Türk Hava Kurumu Gökçen Havacılık İktisadi İşletmesi arasında akdedilen, eğitim süresi 12–18 ay, eğitim bedeli ise KDV dâhil 66.500 USD olan Pilot Adayı Uçuş Eğitimi Sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerin eğitimi verecek olan kurum tarafından gereği gibi ifa edilmemesine ilişkindir. Başvurucu, eğitimin sözleşmede öngörülen süre içerisinde tamamlanmadığını ve hizmetin ayıplı ifa edildiğini ileri sürerek 13.02.2015 tarihinde Ankara 6. Tüketici Mahkemesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 1.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat talebiyle dava açmıştır.

Yargılama, esas incelemeye geçilmeden önce görev uyuşmazlığı nedeniyle uzun süre gecikmiştir. Tüketici Mahkemesi görevsizlik kararı vermiş; dosya asliye hukuk mahkemesine gönderilmiş; asliye hukuk mahkemesince merci tayini yoluna gidilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 25.10.2017 tarihli kesin kararıyla görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğunu belirlemiştir. Bu süreç yaklaşık 2 yıl 8 ay sürmüş ve bilirkişi incelemesi dahil olmak üzere uyuşmazlığın esasının incelenmesi gecikmiştir.

Görev sorununun çözülmesini takiben alınan 16.07.2018 tarihli bilirkişi raporunda, hizmetin sözleşmede taahhüt edilen süreyi aşacak şekilde gecikmeyle ifa edilmesinin ayıplı hizmet niteliğinde olduğu değerlendirilmiş; ayıp oranında bedelden indirim tutarı 62.452,44 TL olarak hesaplanmıştır. Başvurucu bu raporlar sonrasında 19.09.2018 tarihinde ıslah yoluyla talebini artırmış; davalı taraf ise ıslah edilen kısım yönünden zamanaşımı def'inde bulunmuştur.

III. İlk Derece ve İstinaf Yaklaşımı: Dava Türü, Zamanaşımı ve Sonucun Değişmesi

Ankara 6. Tüketici Mahkemesi 03.04.2019 tarihli kararıyla, ayıplı hizmet bulunduğu kanaatine dayanarak bedelden indirim talebini kabul etmiş ve bilirkişi raporunda hesaplanan 62.452,44 TL'nin başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Mahkeme, uçuş eğitimi sözleşmesine ilişkin mevzuatta özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği değerlendirmesiyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesindeki on yıllık genel zamanaşımı süresini esas almış; bu çerçevede ıslah ile artırılan kısım yönünden de talebi zamanaşımı nedeniyle sınırlamamıştır. Buna karşılık kazanç kaybına dayalı maddi tazminat ile manevi tazminat talepleri reddedilmiştir.

İstinaf incelemesinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın hukuki niteliğini ve zamanaşımı rejimini farklı bir temelde ele almıştır. Öncelikle davanın belirsiz alacak davası değil kısmi dava olduğu kabul edilmiştir. Zamanaşımı bakımından ise 4077 sayılı Kanun'un 4/A maddesine dayanılarak, ayıplı hizmetten doğan seçimlik haklar yönünden iki yıllık, ayıplı hizmetin neden olduğu zarar talepleri yönünden üç yıllık zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Davalı tarafından ıslah edilen kısım yönünden ileri sürülen zamanaşımı def'i kabul edilerek, ıslahla artırılan bedelden indirim ve maddi tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığı sonucuna varılmış; bu nedenle hüküm, başvurucunun başlangıçta talep ettiği tutarlarla sınırlandırılmıştır. Manevi tazminat talebi yönünden ise ayrıca ret gerekçesi korunmuştur. İstinaf kararı temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu taraf, dosyayı Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

IV. Anayasa Mahkemesi'nin Değerlendirmesi: Mahkemeye Erişim Hakkı ve Ölçülülük

Anayasa Mahkemesi, başvuruyu Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkı yönünden incelemiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve ıslahın süre şartına bağlanmasının, hukuki güvenlik ve istikrar amacıyla kural olarak meşru olduğu kabul edilmiştir. İnceleme, somut olayda zamanaşımı kuralının uygulanma biçiminin başvurucu üzerinde ölçüsüz bir sonuç doğurup doğurmadığı noktasında yoğunlaşmıştır.

Somut olayda başvurucunun talep artırımı, alacağın gerçek tutarının yargılamanın başında netleşmemesi nedeniyle ıslah yoluyla yapılabilmiştir. Bedelden indirim tutarı, ilk kez 16.07.2018 tarihli bilirkişi raporuyla somut şekilde ortaya çıkmıştır. Başvurucu bu rapordan sonra 19.09.2018 tarihinde ıslah yoluyla talebini artırmış; davalı da artırılan kısım yönünden zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi ise 4077 sayılı Kanun m. 4/A'daki iki ve üç yıllık zamanaşımı sürelerine dayanarak, ıslahla artırılan kısmın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi bakımından belirleyici olan husus, başvurucunun bu tutarları daha erken ileri sürememesinde kusurunun bulunup bulunmadığıdır. Dosyada, alacağın tutarının bilirkişi incelemesi olmadan belirlenebildiğine veya başvurucunun talep artırımını geciktirdiğine ilişkin bir tespit bulunmadığı değerlendirilmiştir. Buna karşılık, yargılamanın esasına geçilmesinin gecikmesinde görevli yargı yerinin belirlenmesi sürecinin etkili olduğu, bu süreçte uyuşmazlığın yaklaşık 2 yıl 8 ay boyunca esastan incelenemediği tespit edilmiştir. Bu gecikmenin sonucu olarak bilirkişi raporlarının da geç alındığı kabul edilmiştir. Bu nedenle başvurucunun talebini geç artırması, 'tercih' veya 'ihmal' olarak değil; alacağın miktarının ancak yargılama içinde belirlenebilmesi ve yargılamanın gecikmesi nedeniyle fiilen kaçınılmaz bir sonuç olarak değerlendirilmiştir. Özetle, başvurucunun ıslahı daha erken yapamamasının nedeni kendi ihmali değil; alacağın tutarının ancak bilirkişiyle ortaya çıkması ve bu bilirkişi incelemesinin yargısal gecikmeler nedeniyle geç yapılmış olmasıdır.

Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, ıslahla artırılan kısmın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesinin, başvurucuyu bedelden indirim ve kazanç kaybına ilişkin talebinin esaslı bölümünü ileri sürebilme imkânından fiilen mahrum bıraktığı sonucuna ulaşmıştır. Zamanaşımı kurumunun meşru amacı ile başvurucuya yüklenen külfet karşılaştırıldığında, ortaya çıkan sonucun başvurucu bakımından "aşırı külfet" teşkil ettiği ve mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olmadığı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

V. Sonuç

Netice itibariyle Anayasa Mahkemesi, alacağın veya zararın tutarının dava tarihinde makul şekilde belirlenemediği, tutarın yargılama içinde bilirkişi raporlarıyla somutlaştığı, buna karşılık bu sürecin gecikmesinin davacıya isnat edilemediği hallerde, ıslahla artırılan kısmın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin davacı bakımından "aşırı külfet" doğurabileceği sonucuna varmıştır. Bu nedenle, somut olayda mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiş; ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yoluna gidilmiş, yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle ayrıca tazminata hükmedilmemiştir.

Bu karar, özellikle kısmi davalarda ıslah yoluyla artırılan talepler bakımından zamanaşımı sürelerinin doğurduğu kısıtlamaları ve buna bağlı riskleri görünür kılması açısından önem taşımaktadır. Karar, alacağın veya zararın tutarının dava açılışında makul şekilde belirlenemediği ve tutarın ancak yargılama sırasında (çoğu kez bilirkişi incelemesiyle) netleştiği dosyalarda, ıslahla artırılan kısmın zamanaşımından reddinin davacı üzerinde orantısız bir yük doğurabileceğine işaret etmektedir. Bu nedenle, benzer uyuşmazlıklarda zamanaşımı def'inin uygulanması değerlendirilirken, yargılamanın seyri ve gecikmenin kime yüklenebileceği hususları da dikkate alınmalıdır.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

[View Source]
See More Popular Content From

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More