- with readers working within the Utilities industries
İşverenin iflası, iş ilişkisinde işçilik alacaklarının tahsili ve tasfiyesi bakımından önemli hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle işçilik alacaklarının iflas masasına kaydı, imtiyazlı alacak statüsü ve Ücret Garanti Fonu aracılığıyla korunmasına ilişkin hususlar uygulamada önem arz etmektedir. Bu nedenle, İcra ve İflas Kanunu ile İş Kanunu kapsamında işverenin iflasının hukuki süreçlere etkilerinin ve işçilerin haklarının belirlenmesi gerekmektedir. İşbu bilgi notunda, işverenin iflası halinde işçilik alacaklarının akıbeti, ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmektedir.
The bankruptcy of the employer gives rise to significant legal consequences in terms of the recovery and liquidation of employee receivables in the employment relationship. In particular, matters relating to the registration of employee receivables in the bankruptcy estate, their privileged status, and their protection through the Wage Guarantee Fund are of practical importance. Therefore, it is necessary to determine the effects of the employer's bankruptcy on legal processes and the rights of the employees under the Enforcement and Bankruptcy Law and the Labor Law. This legal brief evaluates the fate of employee receivables in the event of the employer's bankruptcy within the framework of the relevant legislation.
1-Giriş ve Kavramsal Çerçeve
İş sözleşmesi, bir tarafa bağımlı olarak iş görme borcu, diğer tarafa ise bu iş karşılığında ücret ödeme borcu yükleyen bir sözleşmedir. İşverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin, çalışma şartlarını ve haklarını düzenleyen İş Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca ücret, işçiye iş karşılığında sağlanan ve para ile ödenen tutardır. İşçilik alacaklarının salt ekonomik değil, sosyal bir niteliği de bulunmakta olup Anayasamızın 55. maddesinde ücretin emeğin karşılığı olduğu belirtilerek devletin bu alanda koruyucu tedbirler alması öngörülmüştür.
İşletmenin iktisadi riskini üstlenen işverenler; ülkede yaşanan ekonomik krizler, rekabet ortamına ayak uyduramama veya pazarlama politikalarındaki hatalar gibi nedenlerle ödeme güçlüğüne düşebilmekte ve iflas sürecine girebilmektedir1. İşverenin malvarlığının külli tasfiyeye tabi tutulduğu iflas süreçlerinde, işçilik alacaklarının diğer alacaklılara karşı korunması, sosyal devlet ilkesinin ve toplumsal adaletin bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.
2-İşverenin İflasının İş Sözleşmesine Etkisi
İşverenin iflas etmesi, kural olarak taraflar arasındaki iş sözleşmelerini kendiliğinden sona erdirmez. İflas kararının verilmesiyle birlikte işverenin malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlanarak iflas idaresine geçer ve işletmenin faaliyetine devam edip etmeyeceğine iflas idaresi veya alacaklılar toplanması karar verir. Şayet iflas idaresi tarafından müflise ait işyerinin veya fabrikanın işletilmesine devam edilmesine karar verilir ve işçiler çalıştırılmaya devam edilirse, iş sözleşmeleri varlığını sürdürür. Bu durumda, iflasın açılmasından sonraki dönemde işçilerin çalışmaya devam etmesi nedeniyle doğan ücret alacakları "masa borcu" niteliği kazanır.
Bununla birlikte, işverenin ödeme güçlüğüne düşmesi işçiye iş sözleşmesini sona erdirme konusunda özel bir hak tanımaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 436. maddesinde yer alan düzenlemeye göre; işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi hâlinde işçi, sözleşmeden doğan haklarının uygun bir süre içinde güvenceye bağlanmasını talep edebilir. Şayet talep edilmesine rağmen bu haklar uygun süre içinde güvenceye bağlanmazsa, işçi iş sözleşmesini derhâl feshedebilir.
Öte yandan iflas sürecinde işyerinin tamamen kapatılması ve faaliyetin durdurulması nedeniyle iş ilişkilerinin sona ermesi de mümkündür. İflas sebebiyle iş ilişkilerinin sona ermesi neticesinde doğan ihbar ve kıdem tazminatı alacakları İİK 206 uyarınca doğrudan birinci sıra imtiyazlı alacak olarak kabul edilir ve iflas masasına kaydedilir.
3-İşverenin İflasının Devam Eden Davalara ve Hukuki Süreçlere Etkisi
İflas, borçlunun malvarlığının tasfiye edilerek elde edilen gelirin alacaklılar arasında paylaştırılmasını amaçlayan külli bir icra yoludur. İflas kararının verilmesiyle birlikte borçlunun haczi kabil tüm malları "iflas masasını" oluşturur ve işverenin bu mallar üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlanarak iflas idaresine geçer2.
İşverenin iflasının, işçilerin işverene karşı açmış olduğu veya açacağı davalar üzerinde doğrudan etkisi bulunmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 194. maddesi uyarınca acele haller istisna olmak üzere müflisin davacı veya davalı olduğu hukuk davaları durur ve bu davalara ancak alacaklıların ikinci toplanmasından on gün sonra devam olunabilir. Ancak Yargıtay uygulamalarına göre "acele haller" davanın durması halinde verilecek hükmün faydasız kalacağı halleri ifade eder ve işçilik alacaklarının tahsiline ilişkin davalar, işçinin sosyal durumu gereğince ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeden kesintisiz olarak görülmesi gereken "acele bir hal" olarak değerlendirilir3. Yargıtay ilgili kararında işçilik alacaklarına yönelik dava sırasında işverenin iflas etmesi durumunda davaya iş mahkemesinde devam edileceğine; ancak davanın husumet yönünden müflis işveren yerine "iflas idaresine" karşı sürdürülmesi gerektiğine hükmetmiştir. Şayet işçilik alacaklarına ilişkin bir dava açılmadan önce işveren iflas etmişse, bu durumda işçinin alacağını iflas masasına kaydettirmesi gerekmekte olup alacağın iflas masasınca reddedilmesi halinde uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesinde "kayıt kabul davası" olarak açılması gerekmektedir.
4-İflas Masasına Kayıt ve İşçilik Alacaklarının İmtiyazlı Korunması
İcra ve İflas Kanunu 219. madde uyarınca işverenin iflas etmesinden sonra işçinin işçilik haklarından doğan alacağının dayanağını ve miktarını iflasın açılmasından itibaren bir ay içerisinde iflas idaresine bildirmesi gerekir. İflas idaresi bu alacakları inceleyerek kabul edilenleri "Sıra Cetveline" kaydeder.
İflas tasfiyesinde kural, alacaklıların eşit olarak tatmin edilmesidir; ancak yasa koyucu, işçi alacaklarının sosyal önemini göz önünde bulundurarak mutlak eşitlik yerine adaleti temin eden "imtiyazlı koruma" sistemini benimsemiştir. İİK m. 206 uyarınca alacaklar belirli bir sıraya göre tatmin edilir. Bu sıralamada işçi alacakları önem taşır.
İİK m. 206/I-(A) bendine göre; işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil tüm alacakları ile iflas nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları birinci sırada imtiyazlı alacaktır. Burada yer alan bir yıllık sürenin başlangıcı iflas kararının verildiği an olup iflasın açılmasından bir yıl öncesinden daha eski tarihlerde doğmuş işçilik alacakları imtiyazlı sayılamaz ve "adi alacak" olarak kaydedilir. Ancak iflas nedeniyle iş akdi sona erdiğinde doğan ihbar ve kıdem tazminatı için yasada bir yıllık süre sınırı bulunmamakta olup bu tazminatlar doğrudan birinci sırada yer alır.
5-Ücret Garanti Fonu
İşçilik alacaklarının sadece iflas masasındaki imtiyaz ile korunması her zaman yeterli olmamaktadır. Çoğu iflas dosyasında işverenin malvarlığı iflas masası masraflarını ve rehinli alacakları dahi zor karşıladığı için birinci sıradaki işçilere dahi sıra gelmeyebilmektedir. Bu mağduriyeti gidermek amacıyla uluslararası normlara uyum çerçevesinde "Ücret Garanti Fonu" kurulmuştur.
Avrupa Birliği'nin "İşverenin İflası Durumunda Çalışanların Korunmasına" ilişkin 2008/94 sayılı Direktifi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri üye devletlere işverenin ödeme güçlüğüne düşmesi halinde işçilerin temel ücretlerini güvence altına alacak işverenin malvarlığından bağımsız garanti fonları kurma yükümlülüğü getirmiştir. Türkiye’de uluslararası hukukun çizdiği genel çerçeveye uygun olarak 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'na Ek 1. madde ekleyerek "Ücret Garanti Fonunu" oluşturmuştur4.
Fondan Yararlanma Şartları ve Sınırları5:
- Ücret alacağının bulunduğu dönemde sigortalı olarak çalışıyor olması,
- İşverenin ödeme güçlüğüne düşmüş olması (konkordato, aciz vesikası, iflas, iflasın ertelenmesi nedenleriyle),
- İşçinin, işverenin ödeme güçlüğüne düşmesinden önceki son bir yıl içinde aynı işyerinde 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu kapsamında en az bir gün çalışmış olması,
- 5 yıllık zaman aşımına uğramamış ödenmeyen ücret alacağının bulunması.
Söz konusu şartları taşıyan işçiler, üç aya kadar olan ödenmemiş ücret alacaklarını Ücret Garanti Fonu güvencesiyle temin edebilecektir.
Sonuç:
İşverenin iflası, işçilerin alacaklarına ulaşmasını tehlikeye sokan hukuki ve ekonomik bir durumdur. Hukuk sistemimizde bu tehlikeye karşı İİK m. 206 kapsamında "İmtiyazlı Koruma" ön plana çıkmakta olup bunun yanı sıra "Ücret Garanti Fonu" ile de ek bir güvence sağlanmaktadır. Bu çerçevede işçiler, yasal yollara başvurup alacaklarını iflas masasına kaydettirerek birinci sıradan tahsil etme hakkını kullanabilirken, belirli şartların sağlanması halinde destekleyici bir mekanizma olarak fona da başvurabilmektedir.
Footnotes
1. Mehmet Emin Admış, İflas Sürecinde İşçilik Alacaklarının Korunması, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Ana Bilim Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, Bursa, 2022, s.4.
2. Admış, a.g.e., s. 10.
3. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2022/64E., 2022/1438K., 08.02.2022 T.
4. Ccedil;iğdem Yorulmaz, İşverenin İflası Durumunda Çalışanların Korunmasına İlişkin 2008/94 Sayılı Avrupa Birliği Direktifinin Türk İş Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, Dünya İnsan Bilimleri Dergisi, Ocak 2022, Sayı 1, Sayfa 98.
5. https://www.iskur.gov.tr/is-arayan/issizlik-sigortasi/ucret-garanti-fonu/.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.
[View Source]