ARTICLE
27 May 2026

Asimetrik Yetki Sözleşmesi

U
Urey Law Firm

Contributor

Ürey Law Firm, founded by Ali Ürey with 40 years of experience, provides comprehensive legal services across various industries. With a team of 15+ experts, we offer tailored, result-oriented solutions in consultancy and litigation. Our client-focused, dynamic approach ensures effective legal and commercial support both nationally and internationally.
Milletlerarası usul hukukunda asimetrik yetki sözleşmeleri, taraflardan birine birden fazla mahkemede dava açma imkânı tanırken diğerini tek bir mahkemeyle sınırlandıran anlaşmalardır.
Turkey Corporate/Commercial Law

Milletlerarası usul hukukunda tarafların, aralarındaki uyuşmazlıkların hangi devlet mahkemesinde çözüleceğini önceden kararlaştırmaları mümkündür. Yetki sözleşmesi veya yetki anlaşması olarak adlandırılan bu sözleşme türü, özellikle milletlerarası ticari ilişkilerde hukuki öngörülebilirliği artırmakta ve taraflara uyuşmazlık çözümünde belirli bir güvence sağlamaktadır. Bununla birlikte uygulamada tarafların yetki bakımından tamamen eşit konumda olmadığı asimetrik yetki sözleşmesi modelleri de ortaya çıkmıştır. İşbu bilgi notunda asimetrik yetki sözleşmelerinin tanımı, hukuki niteliği, doktrindeki geçerlilik tartışmaları ve Türk hukukundaki yargısal yaklaşımı ele alınarak konu kısaca incelenecektir.

In international civil procedure law, it is possible for parties to agree in advance on which state court will resolve disputes arising between them. This type of agreement, referred to as a jurisdiction agreement or choice-of-court agreement, particularly enhances legal predictability in international commercial relations and provides the parties with a certain degree of assurance in dispute resolution. However, in practice, models of asymmetric jurisdiction agreements have also emerged, in which the parties are not in a fully equal position in terms of jurisdiction. This legal brief will briefly examine asymmetric jurisdiction agreements by addressing their definition, legal nature, debates in legal doctrine regarding their validity, and the judicial approach under Turkish law.

1. Asimetrik Yetki Sözleşmesinin Tanımı

Asimetrik yetki sözleşmesi, taraflardan birine birden fazla veya alternatif devlet mahkemesinde dava açma imkânı tanırken, diğer tarafa yalnızca tek bir mahkeme veya belirli ve sınırlı bir mahkeme kümesinde dava açma yükümlülüğü getiren yetki sözleşmesidir1.

Bu tür sözleşmeler özellikle uluslararası finans ve bankacılık uygulamalarında yaygın olarak görülmektedir. Örneğin, “bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda İstanbul mahkemeleri münhasır yetkilidir” şeklinde bir düzenlemeyle bir taraf bakımından tek bir devlet mahkemesi münhasır yetkili kılınırken, sözleşmenin diğer tarafı için “dava, satıcının uygun gördüğü yetkili devlet mahkemelerinde de açılabilir” şeklinde ifadelerle sözleşmenin bir tarafına münhasır yetkili mahkemenin yanı sıra başka devlet mahkemelerinde de dava açılmasına imkân tanınabilmektedir2. Böylece satıcı, alacağını tahsil etme bakımından daha geniş bir dava ve takip imkânına sahip olmayı amaçlamaktadır.

Doktrinde asimetrik yetki sözleşmeleri bazen “tek taraflı yetki sözleşmesi” veya “topal yetki sözleşmesi” şeklinde de adlandırılmaktadır3. Bunun sebebi, taraflardan yalnızca birinin daha avantajlı bir usulî konuma sahip olmasıdır. Ancak bu durumun tek başına sözleşmeyi geçersiz kılıp kılmayacağı doktrinde tartışmalıdır.

2. Asimetrik Yetki Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Türleri

Asimetrik yetki sözleşmeleri, esas itibarıyla bir yetki sözleşmesi niteliği taşımaktadır. Bu nedenle yetki sözleşmeleri için öngörülen genel şartlara tabidir4.

Bu sözleşmeler iki farklı görünüm altında incelenebilir. İlk türde tarafların her ikisi için ortak bir mahkeme belirlenmekte, biri için münhasır bir mahkeme mevcutken taraflardan birine ek olarak başka devlet mahkemelerine başvurma hakkı tanınmaktadır. Örneğin tarafların ikisi de Londra mahkemelerinde dava açabilirken, satıcıya sözleşmede açıkça belirlenen İstanbul, Zürih gibi ayrıca başka devlet mahkemelerine başvurma hakkı tanınması bu kapsamdadır.

İkinci türde ise seçilen mahkemenin yetkisi taraflardan biri için münhasır nitelik taşırken diğer taraf bakımından münhasır değildir5. Uygulamada en sık rastlanan model budur. Bu durumda örneğin satın alan taraf yalnızca sözleşmede belirlenen mahkemede dava açabilirken, satıcı uyuşmazlık bakımından kendini yetkili gören başka yetkili mahkemelere de başvurabilmektedir.

Bu sözleşmelerin ortaya çıkmasının temel nedeni ekonomik ve ticari risklerin dağıtılmasıdır. Özellikle bankalar, finans kuruluşları ve taşıyıcılar; borçlunun malvarlığının farklı ülkelerde bulunması ihtimaline karşı birden fazla ülkede dava açabilme imkânını güvence altına almak istemektedir6. Böylece tahsil riskinin azaltılması hedeflenmektedir.

3. Asimetrik Yetki Sözleşmelerinin Geçerliliği Konusundaki Doktrin Görüşleri

Asimetrik yetki sözleşmelerinin hukuki akıbeti, öğretide temel usul hukuku ilkeleri ve sözleşme serbestisi ekseninde tartışmalara neden olmaktadır. Doktrinde bir grup yazar; bu tür anlaşmaların taraflar arasında usulü bir eşitsizlik yarattığını, bu durumun “silahların eşitliği” ilkesine ve dolayısıyla AİHS m. 6 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil ettiğini savunmaktadır7. Bu görüşe göre, mahkeme seçimi hakkının sadece bir tarafın keyfi iradesine (potestatif şart) bırakılması ve yetkili mahkemenin önceden tam olarak belirli olmaması hukuki güvenliği zedelediği için bu sözleşmeler kamu düzenine ve TBK m. 27’ye aykırı kabul edilerek geçersiz sayılmalıdır8. Özellikle “topal yetki anlaşması” olarak da adlandırılan bu düzenlemelerin, taraflara eşit güç ve değer tanımadığı gerekçesiyle Türk hukukunda kabul görmemesi gerektiği ifade edilmektedir9.

Buna karşılık, günümüzde ağırlık kazanan ve irade serbestisini ön plana çıkaran diğer bir görüş, asimetrik yetki sözleşmelerinin kural olarak geçerli kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşımı savunan yazarlar, usul hukukunda tarafların mahkemelerin yetkisini belirleme konusunda geniş bir serbestiye sahip olduklarını ve Türk hukukunda bu tür anlaşmaları açıkça yasaklayan emredici bir hüküm bulunmadığını vurgulamaktadır10. Bu görüşü savunan bazı yazarlara göre, bu sözleşmeler şeklen eşitsiz görünse de aslında taraflar arasındaki ekonomik risk ve menfaat dengesini sağlamaya hizmet etmektedir; zira örnek vermek gerekirse, tahsilat riskini üstlenen banka veya finansörün, borçlunun malvarlığının bulunduğu her yerde dava açabilme ihtiyacı korunmaya değer haklı bir menfaattir11. Ayrıca, asimetrik şartların, bir kredi sözleşmesinde ya da riske göre karşı taraf için maliyeti artabilen sözleşmelerde kredi ya da diğer maliyetleri düşürerek “dezavantajlı” görünen tarafa ekonomik bir fayda sağladığı12 ve milletlerarası ticarette basiretli birer tacir olan tarafların bu şartları bilinçli olarak kabul ettikleri dikkate alındığında, sözleşme özgürlüğüne müdahale edilmemesi gerektiği savunulmaktadır13. Sonuç olarak bu görüş, asimetrinin tek başına bir geçersizlik nedeni olmadığını, ancak dürüstlük kuralına veya adalete erişim hakkına somut bir engel teşkil ettiği durumlarda müdahale edilmesi gerektiğini kabul etmektedir14.

4.Türk Hukukunda Yargısal Yaklaşım

Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında, özellikle taşıma hukuku ve konişmento ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda taraflardan birine ek seçimlik yetkiler tanıyan şartların geçerli kabul edildiği görülmektedir. Mahkemeler kararlarında doğrudan “asimetrik yetki sözleşmesi” kavramını kullanmasa da, taraflardan birine seçilen mahkeme dışında başka mahkemelerde dava açma imkânı tanıyan kayıtları hukuka uygun değerlendirmiştir15.

Sonuç:

  1. Asimetrik yetki klozları, milletlerarası usul hukukunda tarafların mahkemelerin yetkisini belirleme serbestisi kapsamında ortaya çıkan ve özellikle finans ve ticaret uygulamalarında yaygınlık kazanan sözleşme klozlarından biridir.
  2. Doktrinde bu klozları, “silahların eşitliği” ve kamu düzeni gerekçesiyle geçersiz savunan görüş ile sözleşme serbestisi ve ekonomik ihtiyaçlar nedeniyle kural olarak geçerli kabul eden görüş olmak üzere iki temel görüş mevcuttur.
  3. Türk hukukunda bu konuda açık bir engel bulunmamakta; ancak yargı kararlarında üzerinde çok durulmamakla birlikte, asimetrik yetki sözleşmelerinin zaman zaman geçerli kabul edildiği görülmektedir. Ancak somut olayın özelinde adil yargılanma hakkı ve dürüstlük kuralı ihlal edildiği takdirde bu klozun geçersiz sayılmasının da ihtimal dâhilinde olduğunu vurgulamak isteriz.

Footnotes

1. Melis Avşar, Milletlerarası Usul Hukukunda Mahkemelerin Yetkisinin Belirlenmesinde Tarafların İrade Serbestisi, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2021, s. 261-262; Burcu İrge Erdoğan,., Milletlerarası Usul Hukukunda Yetki Anlaşmaları, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2021, s. 35-37.

2. Yılmaz, G. , “Milletlerarası Özel Hukukta Yetki Sözleşmeleri”, Milletlerarası Tahkim ve Usul Hukukuna İlişkin Güncel Meseleler, H. S. Pürselim & S. Özel (Yay. haz.), On İki Levha Yayıncılık, 2022, s. 288.

3. Erdoğan, a.g.e., s. 37; Avşar, a.g.e., s. 261.

4. Avşar, a.g.e., s. 272.

5. Avşar, a.g.e., s. 262-264.

6. Yılmaz, a.g.m., s. 289, dn. 227; Erdoğan, a.g.e., s. 37.

7. Birçokları yerine bkz.: Erdoğan, a.g.e., s. 37; Yılmaz, a.g.m., s. 288. Asimetrik yapının adalete erişim hakkı ve eşitlik ilkesi bağlamında yarattığı tartışmalar için bkz. Avşar, a.g.e., s. 265.

8. Mahkeme seçiminin davacının “keyfi iradesine” bırakılamayacağı gerekçesiyle geçersizlik görüşü için bkz. Yılmaz, 2022, s. 287. Bu tür düzenlemelerin TBK m. 27 uyarınca geçersiz sayılması gerektiğini savunan görüş için bkz. Erdoğan, a.g.e., s. 38. Fransız Yargıtayı’nın bu tür şartları "potestatif" bularak geçersiz saydığı meşhur Rothschild kararı analizi için bkz. Avşar, a.g.e., 2021, s. 274-275; Yılmaz, a.g.m., s. 287-288. Ayrıca yetkili mahkemenin önceden belirlenebilir olması zorunluluğuna ilişkin bkz. Avşar, a.g.e., s. 266.

9. Asimetrik yetki sözleşmelerini “topal yetki anlaşması” olarak adlandıran ve TBK m. 27 uyarınca geçersizliğini savunan görüş için bkz. Erdoğan, a.g.e., s. 38. Bu sözleşmelerin taraflara “eşit güç ve değer tanımadığı” ve usul hukukundaki silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu yönündeki görüşlere ilişkin açıklamalar için bkz.: Avşar, a.g.e., s. 270; Yılmaz, a.g.m., s. 288).

10. Asimetrik yetki sözleşmelerinin irade serbestisi çerçevesinde kural olarak geçerli kabul edilmesi gerektiği ve Türk hukukunda (HMK ve MÖHUK) bunu yasaklayan emredici bir hüküm bulunmadığı yönündeki görüşler için birçokları yerine bkz. Avşar, a.g.e., s. 272; Erdoğan, a.g.e., s. 36; Yılmaz, a.g.m., s. 288.

11. Yılmaz, a.g.m., s. 288-289; Ayrıca bkz. Erdoğan, a.g.e., s. 36-37.

12. Asimetrik şartların kredi masraflarını ve yargılama giderlerini azaltarak kredi alan tarafa ekonomik fayda sağladığına dair bkz. Avşar, a.g.e., s. 269.

13. Yılmaz, a.g.m., s. 288-289; Erdoğan, a.g.e., s. 37; Avşar, a.g.e., s. 268.

14. Avşar, a.g.e., s. 272. Ayrıca bu tür sözleşmelerin bir tarafın aleyhine, koşulları dürüstlük kurallarına aykırı şekilde zorlaştırmadıkça geçerli kabul edilmesi gerektiği yönünde bkz. Yılmaz, a.g.m., s. 289.

15. Yargıtay 11. HD, 17.09.2014, E. 2014/11008, K. 2014/13947; Yargıtay 11. HD, 25.04.2016, E. 2015/9758, K. 2016/4646; İstanbul BAM 14. HD, 10.09.2020, E. 2019/441, K. 2020/882. Türk yargısının genel yaklaşımı ve asimetrik kayıtlara bakışı hakkında ayrıca bkz. Avşar, a.g.e., s. 272.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

[View Source]

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More