- within Litigation and Mediation & Arbitration topic(s)
- within Insolvency/Bankruptcy/Re-Structuring topic(s)
- with readers working within the Banking & Credit industries
Bu metin, 2026 yılında yürürlüğe girmesi beklenen Cebri İcra Kanunu'nun ("CİK") getirdiği değişikliklere dair yazı serisinin ikinci bölümüdür. CİK Taslağının arka planını ve dar anlamıyla icra hukukunun asıl konusunu teşkil eden ilamlı icra hakkındaki değişiklikleri konu alan birinci bölüm için lütfen bakınız: "Cebri İcra Kanunu Taslağı İncelemeleri: İlamlı İcra ve İhtiyati Haciz" *
Bu bölümde, CİK Taslağı ile özellikle ilamsız icra kurumuna ilişkin yapılan değişiklikler ele alınacaktır. Ayrıca, ilamsız icra süreciyle yakından ilişkili olan menfi tespit davaları gibi diğer kurumlara dair yeniliklere de değinilecektir.

I. İlamsız İcra
1. Haczi Hedefleyen Takip Türlerinde Değişiklikler (CİK Taslağı m. 79 vd.)
Mevcuttaki düzenleme olan İcra ve İflas Kanunu ("İİK") uyarınca ilamsız takip; haciz, rehnin paraya çevrilmesi ve iflas amaçlarından birine hasredilmelidir [İİK, m. 42]. Bunlardan haciz yoluyla takip ise kendi içerisinde (1) genel haciz, (2) kambiyo senetlerine özgü haciz, (3) kiralanan taşınmazların tahliyesi olmak üzere üç ana başlığa ayrılmaktadır [İİK, m. 46, 167 ve 296]. Ayrıca, abonelik sözleşmesinden kaynaklanan para alacakları ("ASPAK") da 7115 sayılı Kanun1 uyarınca ayrı bir usulle haciz yoluyla takibe konu edilebilmektedir.
CİK Taslağı ise haciz yoluyla takip bakımından köklü bir değişiklik öngörmektedir. Artık genel haciz ve kambiyo senetlerine özgü haciz ayrımı "kayda değer bir avantaj sağlamadığı için" kaldırılmıştır. Nihayet ASPAK takipleri de CİK Taslağı bünyesine alınarak bütünlük sağlanmıştır (CİK Taslağı m. 102 vd.).
2. Genel Hacizde Belge Gösterme Zorunluluğu (CİK Taslağı Madde 79/2)
CİK Taslağı ile getirilen en önemli değişikliklerden biri, artık ilamsız takibin başlatılabilmesi için alacaklının bir belgeye dayanma zorunluluğudur. [karşılaştırma için bkz. İİK, m. 58].
İlamsız takibe başvurmaya imkân veren belgeler şu şekilde sayılmıştır:
- Resmî dairelerin ya da yetkili makamların düzenledikleri yahut onayladıkları bir belge;
- Sözleşmeler dahil, alacağın doğum sebebini ispata elverişli senet;
- İki tarafı da tacir olan icra takipleri bakımından, itiraz edilmemiş fatura.
Komisyon, bu düzenleme ile elinde hiçbir yazılı belge olmayan bir kişinin doğrudan cebrî icra yoluna başvurmasının doğurabileceği sakıncaları önlemeyi ve mülkiyet hakkının daha etkin şekilde korunmasını amaçlamaktadır.
3. İlam ile İlamsız Takibe Başvurma Yasağı (CİK Taslağı Madde 79/6)
Mevcut İİK'da yer alan eksikliklerden birisi de elinde ilam olan alacaklının, ilamlı icra yerine ilamsız icraya başvurup başvuramayacağı konusundaki belirsizliktir. Bu belirsizlik Yargıtay'ın 2017 tarihli içtihadı birleştirme kararıyla giderilmiş ve para alacağı için ilam alan alacaklının yalnızca ilamlı icra yoluna başvurabileceği kesin olarak karara bağlanmıştır.2
CİK Taslağı uygulamada var olan bu yasağa açıkça yer vermiştir. Ayrıca, hakem kararları da bu yasak kapsamına dahil edilmiştir.3
Bu yasak, ilam olmayan ancak ilammışçasına ilamlı takibe izin veren noter senetleri gibi belgelere uygulanmamaktadır. Alacaklının bu tür ilam niteliğindeki belgeler için ilamlı ya da ilamsız icra takibine başvurma konusunda seçme hakkı vardır.
4. Yetkiye İlişkin Düzenlemeler (CİK Taslağı m. 86)
İİK'da haciz işlemlerinin gerçekleştirileceği icra dairesinin yetkisinin belirlenmesi için maddi hukuktaki yetki kurallarına, daha somut bir ifadeyle Hukuk Muhakemeleri Kanuna ("HMK") yollama yapılmaktaydı [İİK, m. 50]. Ancak İİK HMK'nın benimsediği yetki kurallarından farklı olarak takip konusu sözleşmenin imzalandığı yerdeki icra dairesinin de yetkili olacağına dair bir düzenleme ihtiva etmekteydi.
CİK Taslağı söz konusu kanunu güncel mevzuata uyumlu hale getirmek adına takip konusu sözleşmenin imzalandığı yeri yetkili icra dairesinin tespitinde alınacak referans noktalarından biri olmaktan çıkarmıştır.
Yine İİK'dan farklı olarak CİK Taslağı'nda, alacaklının yetkisizlik kararının kesinleşmesi durumunda, iki hafta içinde dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesini talep edebileceği de açıkça düzenlenmiştir. Aksi takdirde icra takibi düşecektir. İİK'da bu yönde bir düzenleme yer almamakta, ancak HMK'ya yapılan atıf aracılığıyla alacaklıya yine de iki haftalık bir süre tanınmaktadır.
5. Ödeme Emri ve Ödeme Emrine İtiraz Bakımından Yenilikler (CİK Taslağı m. 88-95)
Alacaklının takip talebini alan yetkili icra dairesi talebin şekli şartları ihtiva ettiğini tespit ettikten sonra, bir ödeme emri düzenler ve bunu borçluya tebliğ eder. CİK Taslağı, ödeme emrinin düzenlenmesi ve unsurları bakımından İİK'dan esaslı bir farklılık öngörmemektedir. CİK Taslağının öngördüğü değişiklikler daha ziyade borçlunun ödeme emrine itiraz usulüne ilişkindir.
Bu değişikliklerin, taraflar arasındaki menfaat dengesini koruma amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim taslak hükümler, genel itibarıyla borçlu lehine düzenlemeler içermektedir.
i. Süreler (CİK Taslağı m. 91 ve 94)
Borçlunun ödeme emrine itiraz süresi, 7 günden 2 haftaya çıkarılmıştır [İİK m. 62]. Ayrıca, İİK'dan farklı olarak; alacaklının talebi üzerine ödeme emrinin birden fazla adrese tebliği halinde, sürenin en son tarihli tebliğden itibaren işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan, kusuru olmaksızın meydana gelen bir engel nedeniyle süresinde itiraz edemeyen borçlunun, gecikmiş itiraz süresi de uzatılmıştır. Bu sebeplerin ortadan kalkmasının ardından işlemeye başlayacak 3 günlük süre, 1 haftaya çıkarılmıştır [İİK, m. 65].
ii. İtirazın Sonuçları (CİK Taslağı m. 91 - 95)
Borçlunun ödeme emrine süresi içinde itiraz etmesi takibi durdurur ve alacaklının bir mahkeme ilamı olmaksızın hacze girişmesine mâni olur.
Borçlunun itirazı, maddi hukuka veya takip hukukuna ilişkin sebeplere dayanabilecektir. Sonraki aşamalarda borçlu yalnızca takip hukukuna ilişkin sebeplerle bağlı olacak; buna karşılık maddi hukuk kapsamındaki itirazlarını değiştirebilecektir.
Mevcut düzenleme uyarınca borçlu, itiraz ettiği borç miktarını açıkça belirtmek zorundadır; aksi takdirde, itiraz etmemiş sayılacaktır [İİK, m. 62/5]. CİK Taslağı ile bu varsayım terk edilmiş ve borçlunun itiraz ettiği tutarı açıkça göstermemesi hâlinde, borcun tamamına itiraz etmiş sayılacağını kabul edilmiştir.
6. İtirazın Hükümden Düşürülmesine İlişkin Değişiklikler (CİK Taslağı m. 96)
CİK Taslağı, alacaklının itirazı ortadan kaldırmak için başvurabileceği yollar bakımından da köklü değişiklikler öngörmektedir.
Mevcut sistemde alacaklıya itirazın kaldırılması ve itirazın iptali şeklinde iki seçenek sunulmaktaydı [İİK, m. 68, 68/a ve 68/b]. İtirazın kaldırılması icra mahkemelerinin takip hukuku çerçevesinde yaptığı şekli bir yargılamayı gerektirirken, itirazın iptali alacağın varlığının hukuk mahkemeleri nezdinde maddi hukuk çerçevesinde tespitini zorunlu kılmaktaydı. CİK Taslağı itirazın kaldırılması kurumunu tamamen yürürlükten kaldırmakta, borçlular için daha yüksek bir hukuk güvenliği temin eden itirazın iptali davasını alacaklının başvurabileceği tek çare olarak belirlemektedir.
Bununla birlikte, itirazın iptali davasının usulüne ilişkin de önemli değişiklikler getirilmiştir:
- Alacaklının itirazın iptali davası açması için İİK'da 1 yıl olarak öngörülen süre 6 aya indirilmiştir (CİK Taslağı m. 96/1)
- Yetkili Mahkemenin takibin yapıldığı icra ve iflas dairesinin bulunduğu yer veya davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğu netleştirilmiştir (CİK Taslağı m. 96/2)
- Mahkemenin davayı karara bağlarken yalnızca borçlunun itiraz tarihindeki haklılık durumunu esas alacağı, borçlunun itiraz ettikten sonra yapacağı ödemelerin ise icra dairesi tarafından infaz sırasında dikkate alınacağı düzenlenmiştir. Buna göre, yargılama sırasında ödeme yapmış dahi olsa, öncesinde borca itiraz etmekte haksız ise cezalandırıcı bir icra-inkâr tazminatıyla karşı karşıya kalacaktır.
7. Mal Beyanında Bulunma Süresinin Uzatılması (CİK Taslağı m. 88/1/h, m. 154)
CİK Taslağı ile getirilen değişikliklerden biri de itiraz süresinin geçmesi ya da iptal edilmesi halinde borçlunun mal bildiriminde bulunma süresidir. İİK uyarınca bu süre, 7 gün olarak belirlenmişken [İİK, m. 60] CİK Taslağı bu süreyi 2 haftaya çıkarmıştır.
II. Borçlunun Kesinleşmiş Takibe Karşı Çareleri
Alacaklının başlattığı takip, borçlu tarafından süresi içinde itiraza uğramamışsa ya da itiraz hukuk mahkemesince iptal edilmişse kesinleşecektir.
CİK Taslağı, takibin kesinleşmesinin ardından borçlunun başvurabileceği çareler olan takibin geri bırakılması ve iptali, menfi tespit ve istirdat kurumları bakımından da önemli yenilikler içermektedir. Bu yeniliklerin bir kısmı kanun sistematiğinde değişiklikler içerirken bir kısmı da uygulamada ortaya çıkan ve içtihatlarla çözümlenen hususların kanun metnine yansıtılmasından ibarettir.
İşbu bölümde, her bir kurum bakımından söz konusu olan değişiklikler ele alınacaktır.
1. Takibin Geri Bırakılması ve İptali (CİK Taslağı m. 97)
Borçlu, takip konusu alacağın itfa edildiğini, zamanaşımına uğradığını veya alacaklının kendisine süre tanıdığını belgelemek suretiyle icra hukuk mahkemesine başvurabilir. Bu takdirde icra hukuk mahkemesi, itirazın iptali davalarına bakan hukuk mahkemesinden farklı olarak, şekli bir incelemeyle, kesin hüküm teşkil etmeksizin kesinleşmiş takibin akıbeti hakkında karar verir.
Bu çareye başvurmak için borçlunun elinde olması gereken başlıca belge alacaklının imzası noterlikçe onaylanmış bir belgedir.
İİK, noter onayı olmayan fakat alacaklının imzaladığını ikrar ettiği sair belgelerle de bu yola başvurabileceğini düzenlemişse de bu ikrarın yöntemi ve ispatı konusunda bir açıklama getirmemektedir.
CİK Taslağı; İİK'yla aynı prensibi belirlemekle birlikte, belirsizliği gidermek için Yargıtay uygulamasıyla da uyumlu bir şekilde, imzanın alacaklıya ait olduğunun tespiti için alacaklının icra hukuk mahkemesi tarafından duruşmaya çağrılmasını düzenlemektedir. Alacaklı duruşmada imzasını inkâr ederse talep başka bir incelemeye gerek kalmaksızın reddedilecek, aksi takdirde borçlunun talebi kabul edilecektir.
2. Menfi Tespit Davası (CİK Taslağı m. 98-99)
Borçlu; kendisine karşı takibe girişilmesini engellemek ve hatta kesinleşmiş bir takip neticesinde başlayan haciz işlemlerini durdurmak için, borçlu olmadığına dair menfi tespit davası açabilir. Eş zamanlı olarak yürüyen bir itirazın iptali davası varsa, bu takdirde menfi tespit davası diğer davanın sonucunu bekleyecektir.
CİK Taslağı ile menfi tespit davası, İİK'ya kısmen karşılık gelecek şekilde yeniden kaleme alınmıştır [İİK, m. 72]. CİK Taslağı ile menfi tespit davalarında, özellikle teminat oranları ve ihtiyati tedbir koşulları bakımından önemli değişiklikler getirilmiştir.
i. Teminat Oranlarının Farklılaştırılması (CİK Taslağı m. 98)
Yeni düzenleme, İİK'dan özellikle teminat gösterme zorunluluğu olan haller bakımından farklılaşmaktadır.
Mevcut düzenlemede menfi tespit davasına bakan mahkeme, borçlunun ihtiyati tedbir talebinde bulunması durumunda alacağın en az %15'i oranında teminat gösterilmesine karar vermelidir.
CİK Taslağında ise mahkemenin takdir yetkisi genişletilmiştir. Buna göre menfi tespit davası (i) takipten önce veya (ii) alacağın sahte bir belgeye dayandığı iddiasıyla açılmışsa mahkeme, teminat gösterilmesine gerek olmadığına karar verebilecek veya teminat miktarını kendi takdirinde olarak belirleyebilecektir.
CİK Taslağı, takipten sonra açılan ve sahtelik iddiası içermeyen menfi tespit davaları bakımından ise asgari teminat miktarını artırmıştır. Mahkeme, artık %15 değil:
- İcra dairesinin hesabına yatırılan paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi halinde, alacağın en az %20'si oranında;
- Hacizlerin kaldırılması veya satışın durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi halinde ise, alacağın en az %40'ı oranında
teminat gösterilmesine karar verecektir.
ii. Yeni Tazminat Oranları (CİK Taslağı m. 99)
Takibin veya itirazın sahte bir belgeye dayalı olarak yapıldığının anlaşılması hâlinde, sahte belgeyi kullanan tarafın karşı tarafa ödemekle yükümlü olacağı tazminat oranı da artırılmıştır. Bu kapsamda, mevcut düzenlemede alacağın en az %20'si olarak belirlenen tazminat, CİK Taslağı ile alacağın en az %40'ı olarak öngörülmektedir.
3. İstirdat Davası (CİK Taslağı m. 100)
Borçlu olmadığı halde cebrî icra tehdidi altında ödeme yapan kişinin, borcu tamamen ödediği tarihten itibaren paranın iadesi için mahkemeye başvurabileceği süre, 1 yıldan 2 yıla çıkarılmıştır.
Ayrıca borçlunun ispat yükü de hafifletilmiştir. Buna göre istirdat davasında borçlu, yalnızca paranın ödenmesinin gerekmediğini ispat etmekle yükümlüdür. Borçlunun, TBK m. 78 hükmünün4 aksine "kendisini borçlu sanarak ödeme" yaptığını kanıtlama zorunluluğu bulunmamaktadır.
III. Değerlendirmelerimiz
Bir mahkeme kararına dayalı olmayan ve kısaca "ilamsız icra" olarak adlandırılan takip türü, her hukuk sisteminde olmayan bir takip türüdür ve bugüne kadarki her kanun değişikliyle giderek Türk hukukuna has bir takip türü haline evrilmiştir.
Bu takip türü bir mahkeme yargılamasına ihtiyaç duymaksızın hızlı yoldan alacağın tahsilini sağlamayı vadetmekteyse de, uygulamada bu olasılık hiçbir zaman gerçekleşmemekte, uyuşmazlık her defasında borçlunun basit bir itirazıyla mahkeme yargılamasına konu olmaktadır.
CİK Taslağı bu takip türünü tamamen kaldırmak gibi köklü bir değişikliğe imza atmamıştır. Onun yerine, bu takip türünü ve bu takibin beraberinde getirdiği esaslı ve tali hukuki kurumları sadeleştirmeye çalışmıştır. Örneğin, kambiyo senetlerine özgü bir takip yolundan vazgeçilmiş, alacaklının borçlunun itirazına karşı başvurabileceği hukuki çarelerden bir olan itirazın kaldırılması kurumu kaldırılmıştır.
Bununla birlikte CİK Taslağı yer yer borçlunun yer yer alacaklının menfaatlerini gözeterek mevcut düzenlemeleri esnetmiştir. Örneğin borçlunun lehine olacak şekilde itiraz süreleri uzatılmış, alacağın itirazın iptali davası açmak için sahip olduğu süre kısaltılmıştır. Diğer taraftan, alacaklı lehine olacak şekilde, menfi tespit davalarında borçlunun göstermesi gereken teminat miktarları artırılmıştır.
Footnotes
1. Bkz. 7115 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun
2. Bkz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun E. 2017/2, K. 2017/3 sayılı ve 26.05.2017 tarihli kararı.
3. Bkz. Cebri İcra Kanunu Taslağı, 79. maddenin gerekçesi.
4. Bkz. TBK m. 78: "Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir."
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.