- in United States
- within Energy and Natural Resources, Employment and HR and Criminal Law topic(s)
- Giriş
Anonim şirketlerde pay sahiplerinin ortaklıktan ayrılmasına yönelik bazı düzenlemeler esas sözleşme ile öngörülebilmekle birlikte, bu imkân her durumda yeterli veya uygulanabilir olmayabilmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ("TTK") 531. maddesi, bu tür durumlar için azınlık pay sahiplerine önemli bir koruma mekanizması sunmaktadır. Özellikle pay devrinin fiilen mümkün olmadığı kapalı şirketlerde, azınlık pay sahibi ekonomik olarak şirket içinde "kilitli" kalabilmektedir. Şirket yönetimine katılamayan, kâr payı elde edemeyen ve yatırımı üzerinde tasarruf imkânı bulunmayan pay sahibi bakımından bu durum ciddi mağduriyetler yaratabilmektedir.
Kanun koyucu, olağanüstü durumlarda mahkemeye müdahale yetkisi tanımış ve haklı sebeplerin varlığı hâlinde ortaklık ilişkisinin yeniden düzenlenmesine imkân sağlamıştır.
- Haklı Sebep Kavramı
Türk Ticaret Kanunu’nun 531. maddesi ile “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.” hükmü düzenlenmiştir. Bu düzenleme uyarınca anonim şirket ortaklarına haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshi için mahkemeye başvurabileceği görülmektedir.
TTK m. 531'in en dikkat çekici yönlerinden biri, "haklı sebep" kavramının kanunda tanımlanmamış olmasıdır. Kanun maddesinde de görüleceği üzere soyut bir düzenleme tercih edilmiş ve her şirket uyuşmazlığının kendi koşulları içerisinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle haklı sebebin varlığı her somut olay bakımından ayrı ayrı incelenmektedir.
Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlar ve doktrin görüşleri doğrultusunda azınlık pay sahiplerinin şirket yönetiminden sistematik olarak dışlanması, bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirket varlıklarının çoğunluk pay sahiplerinin menfaatine kullanılması, uzun süre haklı bir gerekçe olmaksızın kâr dağıtılmaması, yönetimsel kilitlenme, pay sahipleri arasındaki güven ilişkisinin geri dönülemez şekilde zedelenmesi, şirket organlarının önemli toplantıları yapmaktan kaçınması, şirket yönetimini düzenli bir şekilde sürdürme imkanının olmaması, şirketin faaliyetsiz kalması ve özellikle aile şirketlerinde ortaklık ilişkisinin sürdürülebilirliğini ortadan kaldıran uyuşmazlıkların ortaya çıkması, haklı sebep değerlendirmesinde dikkate alınan başlıca hâller olarak öne çıkmaktadır.
Yukarıda verilenler doğrultusunda, şirket içinde büyük görüş ayrılıklarının ortaya çıkması ve bu sebeple şirket faaliyetlerinin tıkanma durumuna gelmesi halinde haklı nedenle fesih bir çıkış yolu olabilmektedir. Ancak ileri sürülen haklı nedenlerin mutlaka şirketin feshini haklı gösterecek nitelikte olması gerekmektedir.1
- Alternatif Çözümler
Kanun metni ilk bakışta şirketin sona erdirilmesini öngörüyor gibi görünse de hükmün devamında mahkemeye oldukça geniş bir takdir yetkisi tanındığı görülmektedir. Buna göre, mahkeme fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.2
Alternatif çözümler ile şirketin ekonomik değerinin korunması ve fesih nedeniyle ortaya çıkabilecek ağır sonuçların önlenmesi amaçlanmaktadır. Nitekim faaliyetlerini sürdüren, çalışanları bulunan ve ekonomik olarak ayakta duran bir şirketin yalnızca ortaklar arasındaki uyuşmazlık nedeniyle sona erdirilmesi çoğu zaman hakkaniyetli bir çözüm olmayacaktır.
Doktrinde haklı sebep sayılmayan hallere, azınlık zararına sonuç doğursa bile esas sözleşme değişikliği yapılarak şirketin amacının değiştirilmesi ve gelecekte çoğunluğun var olan gücünü kötüye kullanacağına dair endişe/korku hallerinin varlığı örnek gösterilebilir.3
- Sonuç
TTK m. 531, anonim şirketlerde azınlık pay sahiplerinin korunmasına yönelik en etkili hukuki mekanizmalardan birini oluşturmaktadır. Özellikle pay sahipleri arasındaki ilişkinin sürdürülemez hâle geldiği, yönetimsel kilitlenmelerin yaşandığı veya azınlık haklarının sistematik biçimde ihlal edildiği durumlarda, söz konusu düzenleme pay sahiplerine önemli bir başvuru imkânı sunmaktadır. Bununla birlikte, uygulamada haklı sebeple fesih davasının amacının her zaman şirketin sona erdirilmesi olmadığı görülmektedir. Mahkemeler, şirketin ekonomik varlığını ve faaliyetlerinin devamlılığını gözeterek feshi son çare olarak değerlendirmekte; çoğu durumda payların gerçek değeri üzerinden satın alınması veya somut olaya uygun alternatif çözümlerle uyuşmazlığın giderilmesini tercih etmektedir. Bu yönüyle TTK m. 531, yalnızca bir fesih mekanizması değil, aynı zamanda şirketin devamlılığı ile azınlık pay sahiplerinin menfaatleri arasında denge kurulmasını sağlayan önemli bir kurumsal uyuşmazlık çözüm aracı niteliği taşımaktadır.
Footnotes
1. Doç. Dr. Emrullah KERVANKIRAN, Anonim Şirketin Tasfiyesi, Mart 2022, sayfa 56.
2. TTK m.531.
3. Doç. Dr. Emrullah KERVANKIRAN, Anonim Şirketin Tasfiyesi, Mart 2022, sayfa 57.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.