ARTICLE
9 July 2026

Karadeniz ve Azak Denizi’nde Sivil Denizcilik Güvenliği

An examination of civil maritime security challenges in the Black Sea and Sea of Azov regions, exploring the complex geopolitical dynamics affecting shipping routes and naval operations in these strategically important waterways. The analysis considers current security threats and their implications for international maritime commerce.
Turkey Transport
Esenyel Partners are most popular:
  • within Criminal Law, Environment and Privacy topic(s)

Son dönemde Karadeniz ve Azak Denizi havzasında meydana gelen gelişmeler, bölgesel çatışmaların boyut değiştirerek sivil deniz ticareti ve balıkçılık faaliyetlerini de doğrudan tehdit eder hâle geldiğini göstermektedir. Savaş alanlarının lojistik ve ticari hatlara kayması, yalnızca küresel tedarik zincirlerini ve gıda güvenliğini tehlikeye atmakla kalmayıp uluslararası deniz hukuku normlarını da ciddi şekilde aşındırmaktadır.

Bölgedeki Güvenlik Tehditleri ve Somut Gelişmeler

Haziran 2026’nın ilk günlerinde yaşanan iki ayrı olay, bölgedeki sivil denizciler için risk seviyesinin kritik düzeye ulaştığını gözler önüne sermiştir. 4-5 Haziran gecesi, Azak Denizi’nin Taganrog Körfezi yakınlarında seyir hâlinde olan ve bir Türk şirketi tarafından işletilen Natra ve Zircon isimli kuru yük gemileri insansız hava araçlarının saldırısına uğramıştır. Bu müessif olayda beş denizci yaşamını yitirmiştir. Bu saldırının hemen ardından, 5 Haziran 2026 tarihinde Kırım açıklarında faaliyet gösteren Türk bayraklı balıkçı teknesi Duru 67 hedef alınmış ve bir Türk balıkçı hayatını kaybetmiştir.

Söz konusu olaylar, çatışmaların doğrudan tarafı olmayan, uluslararası sular veya hukuki statüsü belirlenmiş alanlarda sadece ticari ve ekonomik faaliyet yürüten sivil unsurların can güvenliğinin açıkça ihlal edildiğini ortaya koymaktadır.

Deniz Egemenliği, Kabotaj ve Seyrüsefer Serbestîsi

Meydana gelen bu saldırılar, ülkelerin denizcilik hakları ve egemenlik unsurları bakımından da geniş kapsamlı bir değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Türkiye bağlamında ele alındığında, denizlerdeki bağımsızlığın ve ekonomik egemenliğin en somut nişanesi olan Kabotaj Kanunu ve kabotaj hakları, ulusal kara sularımızda her türlü ticari faaliyeti yürütme yetkisini Türk bayraklı gemilere tanımaktadır. Ancak açık denizlerde veya uluslararası öneme haiz havzalarda Türk sivil denizcilerinin, balıkçılarının ve işletmelerinin güvenliği hem ulusal çıkarların korunması hem de uluslararası hukukun güvencesi altındaki “seyrüsefer serbestisi” ilkesinin sürdürülebilmesi açısından hayati önem taşımaktadır.

Kabotaj ruhunun temelinde yatan denizlerdeki güvenlik, özgürlük ve hukuki denetim mekanizmaları, uluslararası sularda da sivil gemilerin dokunulmazlığı ilkesiyle desteklenmelidir. Dolayısıyla sivil seyrüsefer hatlarının korunamaması, devletlerin egemenlik haklarının ve küresel deniz hukuku rejiminin işlevselliğine zarar vermektedir.

Uluslararası İnsancıl Hukuk ve Gıda Güvenliği Boyutu

Uluslararası deniz hukuku ve silahlı çatışmalar hukuku, askeri harekâtların yürütülmesinde çok net sınırlar çizmektedir. Bu kuralların başında “ayırt etme ilkesi” ve “orantılılık ilkesi” gelmektedir. Askerî hedefler ile sivil unsurların birbirinden kesin olarak ayırt edilmesi uluslararası bir yükümlülüktür. Sivil ve barışçıl amaçlarla denizde bulunan yük gemilerinin ya da gıda tedarikinin ilk halkasını oluşturan balıkçı teknelerinin hedef alınması, bu evrensel ilkelerin ağır bir ihlalidir.

Hukuki açıdan bakıldığında balıkçılık faaliyetleri sadece ekonomik bir kazanç kapısı değil, toplumların gıda güvenliğinin temel yapı taşıdır. Uluslararası insancıl hukuk, sivil halkın yaşamını sürdürebilmesi için elzem olan gıda maddelerinin, üretim alanlarının ve kaynaklarının hedef alınmasını, açlığın bir savaş yöntemi olarak kullanılmasını kesin bir dille yasaklamaktadır. Bu doğrultuda sivil balıkçılık faaliyetlerinin ve gıda üretim zincirlerinin bilerek ve isteyerek hedef alınması, olayın meydana geliş koşullarına bağlı olarak uluslararası ceza hukuku kapsamında “savaş suçu” veya “insanlığa karşı suç” kategorisinde değerlendirilebilecek niteliktedir.

Hukuki Süreçler ve Uluslararası Kurumlara Düşen Sorumluluklar

Karadeniz ve Azak Denizi’nde yaşanan bu hukuk ihlallerine karşı küresel ölçekte diplomatik ve hukuki mekanizmaların ivedilikle işletilmesi gerekmektedir. Olayların aydınlatılması adına bağımsız, şeffaf ve etkin bir soruşturma sürecinin başlatılması, sorumluların tespit edilerek uluslararası yargı organları önünde hesap vermelerinin sağlanması elzemdir. Ayrıca hayatını kaybeden denizcilerin ve ailelerinin maddi manevi haklarının uluslararası hukuk zemininde aranması yasal bir zorunluluktur.

Bu minvalde, başta Birleşmiş Milletler (BM) ve denizcilik sektörünün küresel çatı örgütü olan Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) olmak üzere, ilgili tüm uluslararası kuruluşların statülerinden doğan sorumluluklarını gecikmeksizin yerine getirmesi beklenmektedir. Deniz güvenliğinin yeniden tesis edilmesi ve sivil denizciliğin evrensel güvencelerinin korunması, uluslararası toplumun ortak hukuki ve insani görevidir.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

[View Source]

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More