ARTICLE
20 July 2026

Anayasa Mahkemesinin 3095 Sayılı Kanun’un 1. Maddesine İlişkin İptal Kararının Özel Hukuk İlişkilerine Etkisi Bakımından Dešerlendirilmesi Ve Kararın Eleştirisi

N
Nazali

Contributor

“Nazali is a law firm founded by Ersin Nazali, providing a wide range of legal services (consultancy and litigation in all areas of law) to its national and international clients, through its trustworthy and experienced legal team. There are thirteen partners, forty lawyers, four sworn financial advisors and ten certified public accountants working for Nazali. Our philosophy is quality in delivery, timely response and business minded approach.“
Hukukumuzda faiz, kimi zaman paranın kul-lanım bedeli kimi zaman borçlunun temerrüdüne bağlanan bir yaptırım kimi zaman ise alacaklının uğradığı zararın asgari düzeyde telafisine hizmet eden tamamlayıcı bir araç olarak karşımıza çıkar. Örneğin 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Fai-zine İlişkin Kanun (“Faiz Kanunu”) m. 1’de taraflar-ca faiz oranının kararlaştırılmadığı hâllerde uy-gulanacak kanuni faiz oranı düzenlenirken Faiz Kanunu’nu m. 2’de temerrüt faizine ilişkin esaslar düzenlenmektedir
Turkey Government, Public Sector

GİRİŞ

Hukukumuzda faiz, kimi zaman paranın kul-lanım bedeli kimi zaman borçlunun temerrüdüne bağlanan bir yaptırım kimi zaman ise alacaklının uğradığı zararın asgari düzeyde telafisine hizmet eden tamamlayıcı bir araç olarak karşımıza çıkar. Örneğin 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Fai-zine İlişkin Kanun (“Faiz Kanunu”) m. 1’de taraflar-ca faiz oranının kararlaştırılmadığı hâllerde uy-gulanacak kanuni faiz oranı düzenlenirken Faiz Kanunu’nu m. 2’de temerrüt faizine ilişkin esaslar düzenlenmektedir. Bu düzenleme, faiz oranlarının belirlenmesi bakımından genel ve tamamlayıcı bir nitelik taşımakta olup 6098 sayılı Türk Borçlar Ka-nunu (“TBK”) ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’n-daki (“TTK”) hükümlerle birlikte uygulanmaktadır.

Faiz kurumunun özel hukuk sistematiği için-deki yeri ise esas itibarıyla TBK ve ilgili hükümlerin yaptığı yollamalarla Faiz Kanunu hükümleri çerçevesinde şekillenmektedir. TBK’da faiz, para borçlarına ilişkin genel hükümler kapsamında ele alınmakta özellikle TBK m. 88’de faiz oranına, 120’de temerrüt faizine, m. 122’de ise temerrüt faiziyle karşılanamayan zararların giderilmesine imkân tanıyan aşkın (munzam) zarar kurumuna yer verilmektedir.

Ticari ilişkiler bakımından faiz ise TTK hü-kümleri çerçevesinde farklı bir görünüm arz et-mektedir. Ticari işlerde faiz, tarafların tacir sıfatı, işlemin tarafların ticari işletmesi ile ilgili olması ve piyasa koşulları gibi unsurlar dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Ticaret hukukunda faiz, ekonomik riskin ve profesyonel faaliyetin doğal bir sonucu olarak kabul edilmektedir. Bu neden-le ticari faiz rejimi, genel borç ilişkilerine kıyasla daha dinamik ve piyasa gerçeklerine duyarlı bir yapı sergilemektedir.

Tespit edilebileceği üzere faiz, Türk hukukun-da tek tip ve yeknesak bir işlev üstlenmemekte, borç ilişkisinin kaynağına, taraf iradesinin kap-samına ve ilgili hukuki ilişkinin niteliğine göre farklı fonksiyonlar üstlenmektedir. Faiz, kimi durumlarda taraflarca belirlenen bir bedel kimi durumlarda temerrüdün hukuki sonucu kimi durumlarda ise zarar telafi sisteminin tamam-layıcı bir unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çok katmanlı normatif yapı karşısında, faizin anayasal denetime konu edilmesi ve özellikle kanuni faizin alacağın değerini koruma bakı-mından yeterliliğinin değerlendirilmesi yargısal anlamda olumlu bir yaklaşım olsa da faiz kuru-munun özel hukuk sistematiği içindeki yeri ve diğer telafi mekanizmalarıyla olan ilişkisinin birlikte dikkate alınması gerektiği yadsınamaz bir gerçekliktir.

I.      Anayasa Mahkemesi Kararının Ko-nusu, Kapsamı ve Gerekçesi

 Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”) 22.07.2025 tarihli ve E.2024/24, K.2025/164 sayılı kara-rı1 Faiz Kanunu’nun m.1’in 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na (“Anayasa”) uygunlu-ğunu konu almaktadır. İnceleme, itiraz yolu ile önüne gelen somut norm denetimi kapsamında yapılmış olup başvuru Kahramanmaraş 3. İda-re Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmiştir. Dava konusu uyuşmazlık, kamu gücü kullanı-mından kaynaklanan bir tazminat alacağına geç ödeme yapılması nedeniyle uygulanacak kanuni faiz kuralının alacağın değerini koruyup koru-madığı noktasında yoğunlaşmaktadır.

İtiraz konusu kural, taraflarca faiz oranı-nın kararlaştırılmadığı hâllerde uygulana-cak kanuni faiz oranını düzenlemekte olup para borçlarında alacaklının temerrüt hâlinde talep edebileceği asgari faiz getirisini belirlemektedir. AYM incelemesini, esas itibarıyla Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı çerçevesinde yürütmüş, alacağın ekonomik değe-rinin korunup korunmadığını değerlendirmiştir.

Kararda, özellikle Türkiye’nin içinde bulun-duğu yüksek enflasyonist ekonomik koşullar vurgulanmış, paranın zaman içinde uğradı-ğı değer kaybının, alacaklının mülkiyet hakkı üzerinde doğrudan etkili olduğu belirtilmiştir. AYM, alacağını zamanında tahsil edemeyen ki-şinin yalnızca borçluya karşı bir talep hakkından değil aynı zamanda paranın sağladığı ik-tisadi imkânlardan da mahrum kaldığını ifade ederek bu durumun alacağın reel değerinde cid-di bir azalmaya yol açabileceğini kabul etmiştir. Mahkeme, bu bağlamda faizi “paranın fiyatı” olarak nitelendirmiş ve faizin, alacağın değer kaybını telafi etme işlevi bakımından önemine dikkat çekmiştir.

AYM, söz konusu değerlendirmeler ışığında, Faiz Kanunu’nun m. 1’de öngörülen kanuni faiz oranının, sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri bakımından alacağın değerini koru-maya elverişli olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu çerçevede mahkeme, kuralın anılan borç ilişkileri yönünden mülkiyet hakkını ihlâl etti-ğine hükmetmiş ve iptal kararı vermiştir. Buna karşılık, sözleşmeden kaynaklanan borç ilişki-leri bakımından kuralın uygulanmasına ilişkin herhangi bir anayasal aykırılık tespiti yapılma-mış, iptal kararı bu alanla sınırlı tutulmuştur.

Öte yandan AYM, iptal kararının derhâl yürürlüğe girmesinin hukuki boşluk doğura-bileceği gerekçesiyle, iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlandığı 01/12/2025 tarihinden itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Bu çerçevede, Faiz Kanunu m. 1, 01/09/2026 tarihine kadar yürürlükte kalmaya devam edecek, söz konusu süre zarfında kanuni faiz oranına ilişkin mevcut düzenlemenin uy-gulanması sürdürülecektir.

II.    Anayasa Mahkemesi’nin Kanuni Fa-ize İlişkin Değerlendirme Yetkisinin Sınırları

 AYM’nin norm denetimi yetkisi, Anaya-sa’nın 148. maddesi uyarınca kanunların, Ana-yasa’ya uygunluğunun denetlenmesi ile sınırlı-dır. Bu yetki, AYM’ye kanun koyucunun yerine geçerek yeni bir normatif düzenleme yapma veya mevcut bir kuralın hukuk sistemindeki işlevini yeniden yorumlama imkânı tanımaz çünkü doğası gereği AYM bir temyiz mahke-mesi olmayıp norm denetimini temel hak ve hürriyetler ekseninde gerçekleştirir. Öğretide anayasa yargısının temel fonksiyonunun, yasama organının takdir alanını ikame etmek değil normun Anayasa’ya uygunluğunu denetlemek olduğu açıkça ifade edilmektedir2.

Bir kanun hükmünün kısmen iptal edilebil-mesi ancak normun bölünebilir (ayrılabilir) ol-ması hâlinde mümkündür. Bölünebilirlik, nor-mun lafzında veya zorunlu anlam çerçevesinde, birbirinden bağımsız olarak uygulanabilir alt düzenlemelerin bulunmasını ifade eder. Norm-da böyle bir ayrım bulunmadığı hâllerde, iptal kararının normun yalnızca belirli uygulama alanlarıyla sınırlandırılması, klasik anlamda bir kısmi iptal değil normun AYM tarafından yeniden inşa edilmesi sonucunu doğurur. Öğ-retide bu tür müdahalelerin, anayasa yargısının negatif kanun koyucu niteliğiyle bağdaşmadığı özellikle vurgulanmaktadır3.

Faiz Kanunu m. 1 incelendiğinde, kanuni fa-izin uygulanma alanını belirleyen ölçütün borç ilişkisinin kaynağı değil faiz oranının söz-leşme ile tespit edilip edilmediği olduğu anla-şılmaktadır. Nitekim maddede, “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hâl-lerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse” ifadesine yer verilmiş; kanuni faizin uygulanması, borcun sözleşmeden doğup doğmadığına değil tarafların faiz oranı konusunda iradelerini ortaya koyup koymadıklarına bağlanmıştır.

Bu düzenleme tarzı, kanun koyucunun bi-linçli bir tercihine işaret etmektedir. Kanun koyucu, faiz rejimini borcun kaynağına göre ayrıştırmak yerine, taraf iradesinin varlığı veya yokluğunu esas alan bir sistem kurmuştur. Faiz oranının sözleşme ile belirlenmediği tüm hâl-lerde kanuni faizin uygulanması öngörülmüş-tür. Dolayısıyla 3095 sayılı Kanun m. 1, hem sözleşmeden doğan hem de sözleşmeden doğ-mayan borç ilişkilerini kapsayan, genel ve soyut nitelikte bir tamamlayıcı normdur. Bu yönüyle normun lafzından, “sözleşmeden kaynaklan-mayan borç ilişkileri” bakımından ayrı ve ba-ğımsız bir düzenleme alanı bulunduğu sonucu fikrimizce çıkmamaktadır4.

Bu çerçevede AYM’nin, Faiz Kanunu m. 1’i yalnızca “sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” bakımından iptal etmesi, klasik an-lamda bir kısmi iptal görünümü arz etmemek-tedir. Zira burada iptal edilen, normun metninde yer alan belirli bir ibare veya açıkça ayrıştırılabi-lir bir düzenleme değil mahkeme tarafından yo-rum yoluyla oluşturulan bir uygulamadır. Öğre-tide, normda açıkça yer almayan bu tür ayrımlar üzerinden yapılan iptallerin, anayasa yargısını fiilen pozitif kanun koyucu konumuna yaklaş-tırdığı ifade edilmektedir5.

Bu bağlamda inceleme konusu kararda, AYM’nin kanuni faizi “sözleşmeden kaynaklan-mayan borç ilişkileri” bakımından Anayasa’ya aykırı bulması buna karşılık aynı normun söz-leşmeden doğan borçlar bakımından Anayasa’ya uygun olduğunu kabul etmesi, normun yapısal özelliklerinden ziyade Mahkeme’nin iktisadi değerlendirmesine dayalı bir ayrım olarak orta-ya çıkmaktadır. Oysa yüksek enflasyon koşul-larının, alacağın reel değerini aşındırıcı etkisi, borcun sözleşmeden doğup doğmamasına bağlı değildir. Sözleşmeden kaynaklanan borç ilişki-lerinde de faiz oranının taraflarca belirlenmemiş olması hâlinde, alacaklı aynı reel değer kaybına maruz kalmaktadır. Bu nedenle enflasyonun alım gücü üzerindeki etkisinin yalnızca sözleş-meden kaynaklanmayan borç ilişkileri bakımın-dan anayasal bir sorun olarak ele alınması, ikti-sadi açıdan da fikrimizce tutarlı değildir.

Anayasal denetimde belirleyici olan, nor-mun ekonomik sonuçları kadar, normun huku-ki yapısı ve kanun koyucu iradesiyle kurduğu ilişkidir6. Hal böyle olunca AYM’nin ilgili kararı, norm denetimi yetkisinin sınırları açısından da tartışmaya açıktır. Özellikle normun lafzında yer almayan bir ayrım üzerinden kısmi iptal yo-luna gidilmesi, anayasa yargısının negatif kanun koyucu niteliğiyle bağdaşmadığı ölçüde, kararın doktrinel eleştirisini zorunlu kılmaktadır.7

III.  Kanuni Faiz – İradi Faiz Ayrımı Işı-ğında “Sözleşmeden Kaynaklanma-yan Borç İlişkileri” Kavramının De-ğerlendirilmesi

 Faiz, Türk hukukunda farklı ölçütlere göre çeşitli ayrımlara tabi tutulmaktadır. Bu ayrım-lardan biri, faizin kaynağına göre yapılan ve doktrinde yerleşik olarak kabul edilen iradi (akdî) faiz – kanuni faiz ayrımıdır. İradi faiz, tarafların hukuki işlem kapsamında serbest iradeleriyle kararlaştırdıkları faizi ifade ederken kanuni faiz, faiz borcunun taraf iradesinden değil doğrudan kanundan kaynaklandığı hâlleri ifade etmektedir.

Nitekim öğretide de vurgulandığı üzere, faiz borcunun kanundan kaynaklanması, borcun kendisinin mutlaka sözleşme dışı bir borç ilişki-sine dayanmasını gerektirmez. Aksine, sözleş-meden doğan para borçlarında da taraflar faiz oranını kararlaştırmamış olabilir. Bu durumda faiz borcu, sözleşmeye değil kanunun tamam-layıcı hükümlerine dayanır. Bu bağlamda kanu-ni faiz, sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde de uygulanabilen, akdî faizin kararlaştırılmamış olması hâlinde onun yerini alan bir faiz türü ola-rak ortaya çıkmaktadır.

Bu noktada özellikle belirtilmelidir ki Türk hukukunda “kanuni faiz” terimi, öğretide her zaman anapara veya temerrüt faizi karşılayacak şekilde kullanılmamaktadır. Kaya, kanuni faizi faiz borcunun kaynağı bakımından ele almakta bu kapsamda kanuni faizin, anapara faizi anla-mında da kullanıldığını açıkça belirtmektedir8. Benzer şekilde Demir de faiz türlerini anapara faizi ve temerrüt faizi şeklinde ayırmakta, bu ayrımda “kanuni faiz” teriminin, anapara faizi anlamında kullanıldığına dikkat çekmektedir (Demir, Faiz, s. 504–505)9. Bu yaklaşım, kanuni faiz ile anapara faizi kavramlarının öğretide iç içe geçtiğini ve her iki kavramın mutlak biçimde ayrıştırılamayacağını göstermektedir10.

Bu çerçeve, Faiz Kanunu m. 1’in hukuki ni-teliğinin değerlendirilmesi bakımından da be-lirleyicidir. Anılan hüküm, “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hâllerde” ifadesiyle, öncelikle mevcut bir faiz borcunun varlığını varsaymakta ve faiz oranı-nın taraflarca kararlaştırılmadığı durumlarda uygulanacak oranı düzenlemektedir. Bu yönüy-le m. 1, temerrüt hâline özgü bir yaptırım faizi değil faiz oranı kararlaştırılmamış para borç-larında anapara üzerinden işleyen kanuni faizi yani anapara faizini düzenlemektedir.

Bu itibarla, esasen anapara faizine ilişkin bir düzenleme niteliği taşıyan Faiz Kanunu m. 1’e dayanılarak doğan faiz borcunun, borcun kay-nağı itibarıyla “sözleşmeden kaynaklanmayan” bir borç ilişkisine bağlanması dogmatik olarak mümkün değildir. Zira anapara faizi ancak mev-cut bir anapara borcu varsa söz konusu olabilir. Bu borcun da çoğu durumda bir sözleşmesel iliş-kiye dayanması olağandır. Faiz oranının taraf-larca kararlaştırılmamış olması, borcun sözleş-mesel karakterini ortadan kaldırmadığı gibi bu borcu sözleşme dışı bir borç hâline de getirmez.

Bu noktada AYM’nin iptal kararında esas aldığı “sözleşmeden kaynaklanmayan borç iliş-kileri” ölçütünün, hukukta faizi açıklamakta kullanılan kavramsal yapıyı da göz ardı ettiği görülmektedir. Kanuni faizi, yalnızca sözleş-me dışı borç ilişkilerine özgü bir faiz türü gibi ele almak ve bu şekilde bir ayrıma giderek iptal hükmü kurmak kavramsal bir tartışmayı tetik-lemektedir. Bu nedenle AYM’nin esasen kanuni faizi “sözleşmeden kaynaklanmayan borç iliş-kileri” bakımından sınırlı bir anayasal sorun olarak ele alması hem faiz türlerine ilişkin ay-rımlarla hem de Faiz Kanunu’nun sistematiği ile örtüşmemektedir.

IV.  İptal Kararının Adi ve Ticari İşlerde Anapara ve Temerrüt Faizine Etkisi

AYM’nin Faiz Kanunu m. 1’i “sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” bakımından iptal eden kararının pratik etkilerinin değerlen-dirilebilmesi, öncelikle faiz türleri arasında özel hukukta kabul edilen ayrımların esas alınmasını gerektirmektedir. Zira faiz gerek borçlar hukuku gerek ticaret hukuku bakımından tek tip bir ku-rum olmayıp borcun niteliğine, tarafların sıfatı-na ve faizin işletildiği döneme göre farklı hukuki rejimlere tabi tutulmaktadır.

A.    Adi İşlerde Anapara ve Temerrüt Faizi Rejimi

1. Adi İşlerde Anapara (Kanuni) Faizi

 TBK m. 88 uyarınca, adi işlerde anapara faizi oranı kural olarak taraflarca serbestçe karar-laştırılabilir. Ancak bu serbesti mutlak olmayıp kanun koyucu tarafından açık bir üst sınırla sı-nırlandırılmıştır. Anılan hükme göre sözleşme ile kararlaştırılan anapara faizi oranı, yürür-lükteki kanuni faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz. Bu düzenleme emredici nitelikte olup borçlunun aşırı faiz yükü altına sokulmasını önlemeye yöneliktir.

Faiz oranının sözleşme ile hiç kararlaştı-rılmamış olması hâlinde ise Faiz Kanunu m. 1 devreye girmektedir. Anılan hüküm uyarınca TBK’ya göre faiz ödenmesi gereken hâllerde, faiz oranı sözleşme ile tespit edilmemişse kanu-ni faiz uygulanır.

Bu bağlamda önemle belirtilmelidir ki 20/5/2024 tarihli ve 8485 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Faiz Kanunu m. 1 uyarınca uygulana-cak kanuni faiz oranı, 1/6/2024 tarihinden iti-baren yıllık %24 olarak belirlenmiştir. Dolayı-sıyla iptal kararının verildiği tarihte, adi işlerde sözleşme ile faiz oranı kararlaştırılmamış para borçlarında uygulanmakta olan kanuni anapara faizi oranı %24’tür.

Bu oran esas alındığında, TBK m. 88 gere-ği adi işlerde sözleşme ile kararlaştırılabilecek azami anapara faizi oranı %36’dır. Bu sınırı aşan faiz şartları, TBK m. 88’in emredici niteliği gere-ği geçersiz olup aşan kısım yerine kanuni sınır uygulanır.

2.        Adi İşlerde Temerrüt Faizi

Adi işlerde temerrüt faizi borçlunun muaccel bir borcu süresinde ifa etmemesi hâlinde devreye giren ve yaptırım niteliği ağır basan bir faiz türü-dür. Temerrüt faizi, TBK m. 120 ve Faiz Kanunu 2 hükümleri çerçevesinde düzenlenmektedir.

TBK m. 120 uyarınca, sözleşme ile kararlaştırı-labilecek temerrüt faizi oranı da sınırsız değildir. Buna göre temerrüt faizi oranı, yürürlükteki ka-nuni faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Bu çerçevede, kanuni faiz oranının %24 olduğu mev-cut durumda, adi işlerde sözleşme ile kararlaştırı-labilecek azami temerrüt faizi oranı %48’dir.

Sözleşmede temerrüt faizi oranının kararlaş-tırılmamış olması hâlinde ise, Faiz Kanunu m. 2 uyarınca temerrüt faizi, kural olarak kanuni faiz oranı (%24) üzerinden hesaplanır.

3.        İptal Kararının Adi İşlerdeki Etkisi

 AYM’nin Faiz Kanunu m. 1’i “sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” bakımından iptal eden kararının, adi işlerde özellikle anapa-ra faizi rejimi bakımından tartışmalı sonuçlar doğurmaya elverişli olduğu tarafımızca tespit edilmektedir. Zira m. 1, adi işlerde sözleşmeden doğan para borçlarında da faiz oranının karar-laştırılmamış olması hâlinde uygulanmaktadır.

Bu nedenle iptal kararı, tarafların sözleşme-de bir faiz oranı kararlaştırmadıkları takdirde, adi işlerde sözleşmeden doğmayan borçlar altın-da kanuni anapara faizini de kapsayacak şekil-de yorumlanıp yorumlanmayacağı tartışmasını doğurmaktadır. Buna karşılık, temerrüt faizi re-jimi bakımından iptal edilen hükmün fikrimiz-ce doğrudan bir etkisinden söz etmek mümkün değildir zira temerrüt faizi, gerek TBK m. 120 ge-rekse Faiz Kanunu m. 2 kapsamında ayrıca dü-zenlenmiş bulunmaktadır.

B.    Ticari İşlerde Anapara ve Temerrüt Faizi

1. Ticari İşlerde Anapara (Kanuni) Faizi

 Ticari işlerde anapara faizi bakımından kural olarak sözleşme serbestisi geçerlidir. Tacirler ara-sında yapılan para borcu içeren sözleşmelerde faiz oranı taraflarca serbestçe belirlenebilir. Bununla birlikte faiz oranının sözleşme ile hiç kararlaştı-rılmamış olması hâlinde, Faiz Kanunu m. 1 dev-reye girmektedir. Bu hüküm, borcun ticari veya adi nitelikte olmasına bakmaksızın, faiz oranının sözleşme ile tespit edilmediği hâllerde kanuni fai-zin uygulanacağını öngörmektedir.

Bu çerçevede, 20/5/2024 tarihli ve 8485 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 1/6/2024 tarihinden itibaren %24 olarak belirlenen kanuni faiz oranı, ticari işlerde de sözleşme ile faiz oranı kararlaştı-rılmamış para borçlarında kanuni anapara faizi olarak uygulanmaktadır.

Ticari işlerde anapara faizi bakımından TBK 88’de öngörülen kanuni faizin %50 fazlası sınırı, öğretide de işaret edildiği üzere uygulanmaz. Zira ticari işlerde faiz serbestisi, borçlunun korunma-sından ziyade ticari riskin paylaşımı esasına da-yanmaktadır. Bu nedenle ticari sözleşmelerde, ana-para faizine ilişkin üst sınır, genel olarak dürüstlük kuralı (TBK m. 27) çerçevesinde denetlenmektedir.

2.       Ticari İşlerde Temerrüt Faizi

 Ticari işlerde temerrüt faizi, adi işlerden fark-lı olarak, kanuni faiz oranına sıkı biçimde bağlı olmayan ve piyasa koşullarını esas alan özel bir düzenlemeye tabidir. Bu farklılaşmanın teme-linde, ticari hayatta borçlunun temerrüdünün alacaklı bakımından doğurduğu ekonomik ris-kin daha yüksek olduğu kabulü yer almaktadır. Kanun koyucu bu nedenle, ticari temerrüt faizini genel faiz rejiminden ayırarak daha dinamik bir ölçüte bağlamıştır.

Bu alandaki temel düzenleme, Faiz Kanunu m. 2/2’de yer almaktadır. Anılan hükme göre ticari işlerde temerrütfaizi bakımından kural olarak, Tür-kiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (“TCMB”) önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, kanuni faiz oranından yüksek ise, alacaklı tarafından temerrüt faizi ola-rak bu oran eğer ki taraflarca sözleşme ile bir faiz oranı kararlaştırılmamışsa, talep edilebilir.

Bununla birlikte, aynı hükümde ticari te-merrüt faizinin yıl içinde piyasa koşullarından tamamen kopmasını önlemek amacıyla düzeltici bir mekanizma da öngörülmüştür. Buna göre 30 Haziran günü geçerli olan kısa vadeli avans faizi, önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans fai-zinden beş puan veya daha fazla farklılık gösteri-yorsa, yılın ikinci yarısında (1 Temmuz–31 Aralık dönemi) ticari temerrüt faizi olarak 30 Haziran günü geçerli olan oran uygulanacaktır.

Bu çerçevede 2025 yılı bakımından ticari te-merrüt faizi rejimi iki ayrı dönem hâlinde be-lirlenmektedir. TCMB’nin resmî “Reeskont ve Avans Faiz Oranları” verilerine göre 31 Aralık 2024 tarihinde geçerli olan kısa vadeli avans iş-lemleri için uygulanan faiz oranı %49,25’tir. Bu oran, aynı dönemde yürürlükte bulunan %24’lük kanuni faiz oranının üzerinde olduğundan, 2025 yılının ilk yarısında (1 Ocak–30 Haziran 2025) ticari işlerde temerrüt faizi olarak uygulanabile-cek oranı ifade etmektedir.

Öte yandan, 30 Haziran 2025 tarihi itibarıyla TCMB tarafından kısa vadeli avans işlemlerinde uygulanan faiz oranı %44,25 seviyesine düşmüş-tür. Bu oran, 31 Aralık 2024 tarihindeki %49,25 oranından beş puanlık bir farklılık göstermek-tedir. Kanunda öngörülen eşik sağlandığından, 2025 yılının ikinci yarısında (1 Temmuz–31 Ara-lık 2025) ticari temerrüt faizi olarak %44,25 ora-nı geçerli olacaktır.11

3.        İptal Kararının Ticari İşlerdeki Etkisi

 AYM’nin iptal kararı, ticari işlerde de temer-rüt faizi rejimine doğrudan etki etmemektedir. Ancak m. 1’in ticari işlerde de anapara faizi ba-kımından tamamlayıcı bir norm olduğu dikkate alındığında, iptal kararının ticari sözleşmeler-den doğan ve faiz oranı kararlaştırılmamış para borçlarında belirsizlik yaratma potansiyeli bu-lunduğunu tespit etmekteyiz.

SONUÇ

AYM’nin Faiz Kanunu m. 1’e ilişkin iptal ka-rarı alacağın reel değerinin korunması ve mül-kiyet hakkının etkin güvencesi bakımından haklı bir hassasiyete dayanmaktadır. Yüksek enflasyon koşullarında, uzun süre tahsil edi-lemeyen para alacaklarının yalnızca nominal olarak korunmasının yeterli olmadığı, faiz ku-rumunun alacağın değerini muhafaza eden ta-mamlayıcı bir araç olduğu yönündeki tespitler iktisadi bir gerçekliktir.

Ne var ki anayasal denetimin meşruiyeti ve sınırları bakımından belirleyici olan husus, yal-nızca normun ekonomik etkileri değil aynı za-manda normun hukuki yapısı, sistem içindeki işlevi ve kanun koyucu iradesiyle kurduğu iliş-kidir. Bu açıdan bakıldığında, Faiz Kanunu m. 1’in uygulanma alanını borcun kaynağına göre değil faiz oranının taraflarca kararlaştırılıp ka-rarlaştırılmadığı ölçütüne bağlayan açık ve ge-nel bir düzenleme olduğu görülmektedir. Nor-mun lafzında veya zorunlu anlam çerçevesinde “sözleşmeden kaynaklanan” ve “sözleşmeden kaynaklanmayan” borç ilişkileri arasında bir ayrım bulunmamaktadır.

Bu nedenle AYM’nin kanuni faizi yalnızca “sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” bakımından Anayasa’ya aykırı bularak kısmi ip-tal yoluna gitmesi, normun bölünebilirliği ilkesi-ni aşan bir yorum faaliyeti olarak nitelendirile-bilir. İptal edilen alan, norm metninde yer alan belirli bir düzenleme değil mahkeme tarafından iktisadi değerlendirmeler ışığında oluşturulan soyut bir uygulama alanıdır. Bu durum, anayasa yargısının negatif kanun koyucu niteliğiyle bağ-daşmayan bir sonuca işaret etmektedir.

Öte yandan öğretide kanuni faizin, özel-likle Faiz Kanunu m.1 bağlamında, anapara fa-izi niteliği taşıdığı yönündeki yerleşik görüşler dikkate alındığında, bu faize dayanarak doğan borçların “sözleşmeden kaynaklanmayan” bir borç kategorisine yerleştirilmesi dogmatik ola-rak da isabetli değildir. Zira anapara faizi, çoğu durumda sözleşmesel bir para borcunun varlı-ğını işaret etmekte ve faiz oranının kanun tara-fından belirlenmiş olması, borcun sözleşmesel karakterini ortadan kaldırmamaktadır.

Footnotes

1 Anayasa Mahkemesi, 07.2025 tarihli, E.2024/24, K.2025/164, Resmî Gazete, 01.12.2025 tarihli ve 33094 sayılı kararı.

2 Gözler, Kemal; Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Ekin Yayınevi, Bursa, 2019, Cilt II, 1540 vd.; Kaboğlu , İbrahim Ö.; Anayasa Yargısı, İmge Kitabevi, Ankara, 2018, s. 233 vd.

3 Gözler, Kemal; Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Ekin Yayınevi, Bursa, 2019, Cilt II, 1555; Kaboğlu, İbrahim Ö.; Anayasa Yargısı, İmge Kitabevi, Ankara, 2018, s. 245 vd.

4 Yılmaz, Safiye; Anayasa Mahkemesinin Norm Denetimi Yetkisinin Sınırları, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hu-kuku Ana Bilim Dalı, Doktora Tezi, İstanbul,

5 Gözler, Kemal; Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Ekin Yayınevi, Bursa, 2019, Cilt II, 1560 vd.

6 Kaboğlu, İbrahim Ö.; Anayasa Yargısı, İmge Kitabevi, Ankara, 2018, 255 vd.

7 Gözler, Kemal; Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, Ekin Yayınevi, Bursa, 2019, Cilt II, 1570 vd.

8 Arslan, Kaya; Adi ve Ticari İşlerde Faiz, Makalelerim I, İstanbul, 2012, 10.

9 Demir Nevin; 3095 Sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun Uygulama Alanı ve Eleştirisi” İBD, 60 S.6-8-9, Temmuz Ağustos Eylül 1986, s.500-508.

10 Ülgen, Hüseyin-Helvacı Mehmet- Kaya, Arslan-Nomer Ertan, Füsun, Ticari İşletme Hukuku, Vedat Kitapçılık, Kasım, 2022, s. 27.

11 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. (2025). Reeskont ve avans faiz oranları. https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Temel+Faaliyetler/Para+Politikasi/Reeskont+ve+Avans+Faiz+O-ranlari, (Erişim tarihi: 14 Aralık 2025).

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

See More Popular Content From

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More