ARTICLE
13 August 2026

AB’nin Lugovoy Kanunu’na Karşı Son Hamlesi: 20. Yaptırım Paketi

BD
Baysal & Demir

Contributor

Baysal & Demir is an international law firm committed to excellence. The firm was established to meet the increasing demand for dedicated specialist lawyers, which yields a result, particularly in complex legal issues. The firm prides itself on a focused and consistently excellent service from high-value strategic to everyday advice.
Rusya-Ukrayna savaşı, uluslararası uyuşmazlıkları önemli ölçüde etkiledi. 2014’te başlayıp 2022 sonrasında hız kazanan bu süreç, karmaşık bir ekonomik ve hukuki çıkmaza dönüştü.
Turkey International Law
Pelin Baysal’s articles from Baysal & Demir are most popular:
  • within International Law topic(s)
Baysal & Demir are most popular:
  • within International Law and Employment and HR topic(s)

AB’nin Lugovoy Kanunu’na Karşı Son Hamlesi: 20. Yaptırım Paketi

Giriş

Rusya-Ukrayna savaşı, uluslararası uyuşmazlıkları önemli ölçüde etkiledi. 2014’te başlayıp 2022 sonrasında hız kazanan bu süreç, karmaşık bir ekonomik ve hukuki çıkmaza dönüştü.

AB ve Rusya’nın aralarındaki gerilimi hukuk düzlemine taşıma tercihi; durumu —hukuki güvenilirlik pahasına— yüksek riskli bir satranç maçına dönüştürdü. Bir yandan Rusya, tahkim şartlarını devre dışı bırakmak ve uyuşmazlıkları Rus mahkemelerinde karara bağlamak için usul kanunlarını revize ederken; diğer yandan AB, yaptırım paketleri ile sistematik bir savunma kalkanı oluşturdu. Ancak bu kademeli gelişim; Avrupalı şirketler ve mahkemeleri, uzun süre kendi iç hukuklarını kullanarak Rus stratejisiyle baş etmek zorunda bıraktı.

  1. yaptırım paketi1, Birlik düzeyindeki sistematik savunma stratejisinin nihayet tamamlandığının; reaktif tutumun sona erdiğinin ve Birlik genelinde yeknesak bir yasal çerçeve tesis ettiğini göstermektedir. Bu gelişme sayesinde; özellikle Fransa gibi Kıta Avrupası hukuk sistemine dâhil ülkeler, artık salt kendi iç hukuklarına özgü çözümler üretmek zorunda kalmayacaktır.

Bu makale, 20. yaptırım paketi itibarıyla Rusya ve Avrupa Birliği arasında devam eden stratejik adımların mevcut durumunu mercek altına almaktadır. Bu kapsamda öncelikle çatışmanın tarihsel arka planı ve tarafların başlangıç hamleleri incelenecek; ardından 20. yaptırım paketinin taşıdığı önem ile olası etkileri değerlendirilecektir.

Açılış Hamleleri

Rusya ile Batı arasındaki çatışmanın temellerinin 2014’teki Rusya-Kırım krizine kadar uzandığını hepimiz biliyoruz. O dönem AB; Rusya’ya karşı ilk yaptırım dalgasını, hedefli varlık dondurma önlemleri ve belirli sektörlere yönelik kısıtlamalarla sınırlı tutmuştu.2 Bu ilk hamle, Rusya ile yapılan sözleşmelerin ifasını ciddi ölçüde aksatmış olsa da süreç yönetilebilir düzeyde kalmıştı. Zira ortaya çıkan uyuşmazlıklar halen uluslararası ticaret hukukunun geleneksel sınırları çerçevesinde çözülebilmişti.

Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmanın Şubat 2022’de şiddetlenmesi ise dengeleri tamamen değiştirdi. Sıcak çatışmaların başlamasını takiben AB, yaptırım çerçevesinin kapsamını büyük ölçüde genişletti: Rus menşeli şirketler ile yürütülebilecek ticari ilişkileri neredeyse tamamen yasakladı ve Rus bankalarını SWIFT sisteminden çıkardı.3

Buna karşılık Rusya, 172 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni yürürlüğe koyarak Avrupalı gaz alıcılarını Ruble cinsinden ödeme yapmaya zorladı. Bu hamleler, tahtadaki mevcut gerilimin daha da tırmanmasına ve nihayetinde Avrupalı ile Rus taraflar arasında karşılıklı sözleşme fesihlerinin yaşanmasına yol açtı. Rus taraflar ise, tahkim kurumları nezdinde aleyhlerine karar verilmesi riskini en aza indirmek amacıyla farklı bir strateji geliştirdiler: Sözleşmelerdeki tahkim şartını bertaraf ederek, uyuşmazlıkları doğrudan Rus devlet mahkemelerine taşıdılar.

Gereken yasal altyapı ise Rus mevzuatına dâhil edilen “Lugovoy Kanunu”4 ile halihazırda sağlanmıştı. Nitekim 2020 yılında Rusya Arbitrazh (Ticaret Mahkemeleri) Usul Kanunu’na eklenen bu düzenlemeler, iki aşamalı bir mekanizma sunmaktaydı:

  • İlk olarak; Rus tarafların yabancı yargı mercilerinde adalete erişimlerinin engellendiği kanaatine varılan uyuşmazlıklarda, Rus mahkemelerine münhasır yargı yetkisi vermekteydi.5
  • İkinci olarak; Rus tarafların kendi yerel mahkemelerinden “yargılamayı engelleme kararı” (anti-suit injunction) talep ederek, aleyhlerine yürütülen yabancı tahkim süreçlerinin ilerleyişini durdurmalarına imkân tanımaktaydı.6

Rusya Yüksek Mahkemesi’nin Aralık 2021’de verdiği Uraltransmash v. PESA kararı da Lugovoy Kanunu’nu çok yönlü ve her duruma uygulanabilir bir araca dönüştürdü.7 Bu geniş yoruma göre, Rus şirketlerinin herhangi bir yaptırıma maruz kalması, kanundaki "adalete erişimin engellenmesi" kriterini otomatik olarak karşılamaktaydı. Böylece Rus mahkemeleri, Lugovoy Kanunu'nu tamamen keyfi bir biçimde esnetebilecekleri ve diledikleri gibi silahlaştırabilecekleri muazzam bir manevra alanı elde etti.

Yüksek Mahkeme kararını; yaptırımların doğası gereği Rus kuruluşların itibarına ve hukuki statüsüne peşinen zarar verdiği kabulüne dayandırmaktaydı. Başka bir deyişle bir Rus şirketine yaptırım uygulanması, bu şirketin Batı’da adil bir yargılamaya tabi tutulamayacağını karine olarak ortaya koyuyordu. Rus mahkemeleri bu geniş yorumu hızla benimseyerek, tahkim anlaşmalarını yok sayan ve kendilerini münhasır yetkili ilan eden kararlar vermeye başladı.

Böylelikle yetki engelini aşan Rus mahkemeleri, Lugovoy Kanunu’nu adeta silahlaştırmaya ve verdikleri münhasır yetki kararlarına uymayan Avrupalı şirketlere ağır para cezaları uygulamaya başladı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, St. Petersburg Ticaret Mahkemesinin Commerzbank v. RusChemAlliance davasında verdiği karardır. Mahkeme bu kararında; Alman şirketinin başlattığı 95 milyon avroluk ICC tahkimini geri çekmesine, aksi takdirde şirkete —esasen dava miktarı ile birebir aynı olan— 95 milyon avroluk bir ceza kesileceğine hükmetmiştir.8

AB’nin Savunması

Rusya’nın bu hamleleri, AB tarafında elbette cevapsız kalmadı. Ancak AB, Lugovoy Kanunu’nu tek seferde ve toptan etkisiz hale getirmek yerine, kademeli bir savunma hattı inşa etmeyi tercih etti. Bu karşı hamleler, öncelikle Rusya’nın Lugovoy Kanunu aracılığıyla elde ettiği ekonomik faydaları ortadan kaldırmaya odaklanıyordu:

  • 14. Yaptırım Paketi (Haziran 2024): Bu paket, geçmişte Lugovoy Kanunu’na dayanmış Rus şirketlerinin ekonomik olarak izole edilmesini hedefledi: Avrupalı şirketlerin, tahkim anlaşmalarını yok sayarak Rusya’da dava açan Rus kuruluşlarla herhangi bir ticari faaliyette bulunması yasaklandı. Ayrıca bu yaptırım paketiyle Avrupalı taraflara, Rusya’daki davalar nedeniyle uğradıkları zararları (veya ödedikleri cezaları) doğrudan talep etme hakkı tanıyan yasal bir mekanizma da getirildi.9
  • 15. Yaptırım Paketi (Aralık 2024): 14. yaptırım paketi her ne kadar caydırıcı bir etki yaratmış olsa da belirgin bir zaaf barındırmaktaydı: AB ile ticari bağlarını çoktan koparmış olan Rus şirketleri üzerinde fiili bir baskı yaratamıyordu. Bu açığı kapatmak amacıyla 15. yaptırım paketi, Lugovoy Kanunu’na dayanılarak verilen Rus mahkeme kararlarının Birlik ülkelerinde tanınmasını ve tenfizini açıkça engellemiştir. Bu sayede AB şirketleri, Rus mahkemelerince hükmedilen cezaların üye devletlerdeki malvarlıkları üzerinden icra edilmesi riskine karşı —en azından AB içerisinde— bir güvenceye kavuştu.10
  • 18. Yaptırım Paketi (Temmuz 2025): 18. yaptırım paketi ise yatırımcı-devlet uyuşmazlıklarının çözümlenmesi konusunu ele alarak, koruyucu düzenlemelerin kapsamını geleneksel ticari davaların ötesine taşıdı. Paket, yaptırıma tabi Rus tarafların Avrupa devletlerine karşı elde ettiği tahkim kararlarının AB üye devletlerinde tanınmasını ve tenfizini kısıtlamış; böylelikle bu yatırımcıların AB nezdinde tazminat talebinde bulunmak amacıyla ikili yatırım anlaşmalarına (BIT) başvurmalarını fiilen engellemiştir.11

AB’nin Tahtadaki Kaleleri: Yerel Mahkemeler

Yaptırım paketlerinin kademeli olarak devreye girmesi, AB'nin koruyucu mevzuatını hayata geçirmesinin zaman alacağı anlamına geliyordu. Nitekim AB, Rus mahkemelerindeki davaları durdurabilecek nitelikte bir yargılamayı engelleme aracından yoksundu. Bu yasal boşluk karşısında Avrupalı mahkemeler, tahkim anlaşmalarını koruyacak çözümleri kendi iç hukuklarında aramak ve yenilikçi tedbirler geliştirmek mecburiyetinde kaldı.

Bunun ilk çarpıcı örneği, Alman yargısının Rus Demiryolları (RZD) v. Siemens kararında karşımıza çıktı.12 Siemens'in AB yaptırımları gerekçesiyle bir tren bakım sözleşmesini feshetmesi üzerine RZD, Lugovoy Kanunu'na dayanarak feshin geçersiz olduğuna dair davasını Moskova mahkemelerinde açtı. RZD’nin talebini kabul eden Moskova mahkemesi, aynı zamanda Siemens'in Viyana Uluslararası Tahkim Merkezi'nde tahkim yoluna başvurmasını yasaklayan bir yargılamayı engelleme kararı da verdi.

Bu hamleye karşılık Siemens, Berlin Eyalet Yüksek Mahkemesi'ne başvurdu. Alman usul hukukunun sınırları çerçevesinde hareket eden mahkeme, cesur bir karara imza atarak Viyana'daki tahkim yargılamasının kabul edilebilirliğini teyit eden bir tespit hükmü kurdu ve böylece Rus mahkemesinin verdiği yasaklama kararını doğrudan etkisizleştirdi.

Kıta Avrupası'nın aksine, Birleşik Krallık gibi Anglosakson hukuku uygulayan ülkeler çok daha doğrudan ve müdahaleci bir yaklaşım sergiledi. Bu duruşun en net tezahürü UniCredit Bank GmbH v. RusChemAlliance LLC davasında görüldü.13 RusChemAlliance'ın Lugovoy Kanunu'nu işleterek Rusya'da başlattığı davaya karşı UniCredit, hukuki bir bariyer kurmak için harekete geçti. Tahkim yeri Paris olmasına rağmen, Fransız hukukunda bir yargılamayı engelleme mekanizması bulunmadığından doğrudan Londra mahkemelerine başvurdu. Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi tahkim şartının İngiliz hukukuna tabi olduğu argümanını haklı bularak yetkisini teyit etti ve RusChemAlliance aleyhine, Rusya'daki davayı derhal durdurmasını emreden yargılamayı engelleme kararını oybirliğiyle çıkardı. Karar aynı zamanda, tahkim yeri neresi olursa olsun, tahkim anlaşmasının İngiliz hukukuna tabi olması şartıyla İngiliz mahkemelerinin bu tür koruyucu tedbirler verebileceğine dair güçlü bir emsal oluşturdu.

Ne var ki bu tablo, 20. yaptırım paketi öncesinde AB mevzuatının yapısal zafiyetini de gözler önüne sermekteydi. Zira Mahkemelerin bu yönde karar verebilecek yasal bir altyapısının bulunmaması, uyuşmazlıkları hukuki bir açmaza sürüklüyordu. Örneğin Fransa gibi bazı Kıta Avrupası hukuku ülkeleri —Stolzenberg v. CIBC Mellon Trust Co. davasında da ortaya konduğu üzere— “yargılamayı engelleme” kararlarını yabancı yargı egemenliğine yönelik kabul edilemez bir müdahale olarak görmekteydi.14 Netice itibarıyla UniCredit gibi şirketler; tahkim yeri başka bir ülke olsa dahi, Rusya'daki yargılamaları durdurmak ve kendi tahkim süreçlerini kurtarmak için mecburen Londra mahkemelerinin kapısını çalmak zorunda kalıyordu.

Nihayetinde bu parçalanmış tablo, Rusya’ya karşı yürütülen hukuki savunmanın salt yerel mahkemelere dayalı şekilde sürdürülemeyeceğini gösterdi. Bölgesel temelli bir yaklaşım, Anglosakson hukuku uygulayan ülkelerde ve Almanya gibi duruma esnek uyum sağlayabilen sistemlerde işe yarasa da diğer pek çok Kıta Avrupası ülkesini savunmasız bıraktı. Sözleşmelerini güvence altına almak isteyen Avrupalı aktörler, çareyi mecburen farklı ülke mahkemelerinde çözüm aramakta buldu.

Oyun Sonuna Geçiş

Lugovoy Kanunu’na karşı savunmanın geçici ve yerel düzeyde sürdürüldüğü bu dönem, Nisan 2026’da AB’nin 20. yaptırım paketinin yürürlüğe girmesiyle resmen sona erdi.15 833/2014 sayılı Tüzük’te yapılan değişiklikler —özellikle yeni 11ca maddesinin eklenmesi— sayesinde AB, nihayet Birlik genelinde yeknesak bir yargılamayı engelleme mekanizması oluşturmuştur.

Bu yeni çerçevede AB mahkemelerine açıkça yargılamayı engelleme yetkisi tanınmıştır. Mahkemeler artık Rus tarafların tahkim veya münhasır yetki şartlarını ihlal ederek Rusya'da dava açmasını yasaklayabilecek veya derdest davaların derhal durdurulmasını emredebilecektir. Ayrıca, tıpkı Lugovoy Kanunu’nda olduğu gibi, bu kararlara uymayan Rus taraflara karşı mali yaptırım uygulanmasının da önü açılmıştır. Üstelik yeterli bir bağ bulunması şartıyla, normalde yetkili olmayan bir AB mahkemesi dahi devreye girebilecek; böylece Avrupalı taraflar bu mahkemelerden de yargılamayı engelleme kararı verilmesini ve karara direnen Rus taraflara para cezası uygulanmasını talep edebilecektir.

Sonuç olarak 20. yaptırım paketi, Avrupalı şirketlere tahkim anlaşmalarını korumak ve Rusya’nın dava taktiklerini bertaraf etmek için standart ve ortak bir kalkan sunmuştur. Bu gelişme, süregelen satranç maçında tarafları (en azından şimdilik) dengelemiştir. Söz konusu son hamlenin pratikteki en büyük etkisini ise hiç şüphesiz Fransa gibi Kıta Avrupası ülkeleri hissedecektir: Zira tahkim anlaşmaları bu ülkelerin hukukuna tabi olan taraflar, artık yargılamayı engelleme kararlarına doğrudan ulaşabilecektir. Aynı şekilde, bu ülkelerin mahkemeleri de kendi iç hukuklarındaki geleneksel engellere artık tabi olmayacaktır. Bununla birlikte, Rus yargısının bir sonraki hamlesini ne zaman ve nasıl yapacağını ancak ilerleyen süreç gösterecektir.

Footnotes

1 31 Temmuz 2014 tarih ve 833/2014 sayılı Tüzük’te değişiklik yapan 23 Nisan 2026 tarih ve 2026/506 sayılı Konsey Tüzüğü

2 31 Temmuz 2014 tarih ve 833/2014 sayılı Tüzük.

3 31 Temmuz 2014 tarih ve 833/2014 sayılı Tüzük’te değişiklik yapan 23 Şubat 2022 tarih ve 2022/262 sayılı Konsey Tüzüğü.

4  8 Haziran 2020 tarih ve 171-FZ sayılı Federal Kanunu, 248.1 ve 248.2 maddelerini ekleyerek Rusya Arbitrazh Usul Kanunu’nda değişiklik yapmıştır. “Lugovoy Kanunu”nun adı, kanunun başlıca teklif sunucusu olan Andrey Lugovoy’dan gelmektedir.

5 Rusya Arbitrazh Usul Kanunu’nun 248.1. maddesi.

6 Rusya Arbitrazh Usul Kanunu’nun 248.1. maddesi.

7 9 Aralık 2021 tarih ve А60-36897/2020 sayılı Rusya Yüksek Mahkeme kararı.

8 5 Aralık 2024 tarih ve А56-90947/2024 sayılı St. Petersburg ve Leningrad Bölge Arbitrazh Mahkemesi kararı.

9 31 Temmuz 2014 tarih ve 833/2014 sayılı Tüzük’te değişiklik yapan 24 Haziran 2024 tarih ve 2024/1745 sayılı Konsey Tüzüğü. Bkz. md. 5ab ve md. 11a.

10 31 Temmuz 2014 tarih ve 833/2014 sayılı Tüzük’te değişiklik yapan 16 Aralık 2024 tarih ve 2024/3192 sayılı Konsey Tüzüğü. Bkz. md. 11c.

11 31 Temmuz 2014 tarih ve 833/2014 sayılı Tüzük’te değişiklik yapan 18 Temmuz 2025 tarih ve 2025/1494 sayılı Konsey Tüzüğü. Bkz. md. 11 2a ve 2b.

12 1 Haziran 2023 tarih ve 12 SchH 5/22 sayılı Berlin Bölge Yüksek Mahkemesi kararı.

13 18 Eylül 2024 tarih ve [2024] UKSC sayılı Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi Kararı.

14  30 Haziran 2004 tarih ve 01-03.248, 01-15.452 sayılı Fransız Yargıtay 1. Hukuk Dairesi kararı.

15 31 Temmuz 2014 tarih ve 833/2014 sayılı Tüzük’te değişiklik yapan 23 Nisan 2026 tarih ve 2026/506 sayılı Konsey Tüzüğü. Bkz. md. 11ca.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More