ARTICLE
7 August 2026

12. Yargı Paketi Ile Usul Hukukuna Getirilen Değişiklikler

P
Paldimoglu Law Firm

Contributor

Paldimoglu Law Firm is an independent Turkish law firm offering clients around the globe dispute resolution and consultancy services. Committed to excellence, we offer comprehensive legal solutions to protect your rights, resolve disputes, and achieve favorable outcomes. Our tailored strategies leverage a deep understanding of your needs for successful results.
12. Yargı Paketi olarak bilinen 7589 sayılı Kanun, hukuk ve idari yargılama usulünde uzun süredir tartışılan bazı alanları yeniden düzenlemiştir. Değişikliklerin en dikkat çekici yönü, 2011 yılından beri uygulanan belirsiz alacak davasının kaldırılması ve bu dava türünün sağladığı temel güvencelerin kısmi dava bünyesine aktarılmasıdır.
Turkey Government, Public Sector
Meriç Paldimoglu’s articles from Paldimoglu Law Firm are most popular:
  • in Nigeria
Paldimoglu Law Firm are most popular:
  • within Government, Public Sector and Employment and HR topic(s)
  • with readers working within the Accounting & Consultancy industries

12. Yargı Paketi olarak bilinen 7589 sayılı Kanun, hukuk ve idari yargılama usulünde uzun süredir tartışılan bazı alanları yeniden düzenlemiştir. Değişikliklerin en dikkat çekici yönü, 2011 yılından beri uygulanan belirsiz alacak davasının kaldırılması ve bu dava türünün sağladığı temel güvencelerin kısmi dava bünyesine aktarılmasıdır. Bunun yanında hukuk davalarında duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayla sınırlandırılması, uzaktan duruşmalara katılımın kolaylaştırılması ve davaların birleştirilmesine ilişkin kanun yollarının yeniden belirlenmesi öngörülmüştür. Bu düzenlemeler hem yargılamaların hızlandırılmasını amaçlamakta hem de dava türünün seçilmesi, talep sonucunun artırılması ve zamanaşımının kesilmesi gibi doğrudan hak kaybına yol açabilecek konularda da yeni bir uygulama dönemi başlatmaktadır.

İdari yargıda ise tek hâkimle çözümlenecek uyuşmazlıkların kapsamı genişletilmiş, bölge idare mahkemelerinin karar gerekçesini değiştirerek istinaf başvurusunu reddedebilmesi açıkça düzenlenmiş ve dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilebileceği hâller yeniden belirlenmiştir. Ayrıca bölge idare mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak yeni bir hüküm kurduğu davalarda temyiz yolu kural olarak açılmış; buna karşılık tek hâkimle görülen veya kanunda açıkça sayılan bazı uyuşmazlıklar bu kapsamın dışında bırakılmıştır. Böylece değişiklikler, bir taraftan usul ekonomisi ve makul sürede yargılanma hedefini güçlendirirken diğer taraftan hükmün bir üst mahkeme tarafından denetlenmesini talep etme hakkı bakımından yeni bir denge kurmaktadır. Yeni kuralların devam eden davalara ve kanun yolu aşamasındaki dosyalara etkisi ise her düzenleme için öngörülen yürürlük ve geçiş hükümlerine göre ayrıca değerlendirilmelidir

Belirsiz Alacak Davası Kaldırıldı: Kısmi Dava Nasıl Değişti?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası, 12. Yargı Paketi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu dava türü, alacaklının dava açıldığı tarihte alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyemediği veya kendisinden böyle bir belirleme yapmasının beklenemeyeceği durumlarda, asgari bir tutar üzerinden dava açmasına imkân veriyordu. Özellikle işçilik alacakları, bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatları ile miktarı bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkabilen diğer taleplerde belirsiz alacak davasına sıklıkla başvurulmaktaydı. Yeni düzenlemeyle bu dava türü kaldırılırken, sağladığı temel korumalardan talep artırım hakkı ve zamanaşımının dava tarihinden itibaren kesilmesi kısmi dava kapsamında yeniden düzenlenmiştir.

Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılma Gerekçesi

Kanun gerekçesinde, hangi alacakların belirsiz alacak davasına konu edilebileceği konusunda uygulamada uzun süredir tereddüt yaşandığı belirtilmektedir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen mahkemece alacağın belirlenebilir olduğunun kabul edilmesi, dava şartı ve hukuki yarar tartışmalarına yol açabiliyor; bazı dosyalarda dava bu nedenle reddedilebiliyordu. Yargılama devam ederken zamanaşımı süresinin dolması hâlinde ise davacının aynı alacağı doğru dava türüyle yeniden ileri sürmesi mümkün olmayabiliyordu. Dolayısıyla dava türünün yanlış seçilmesi, esasen mevcut olan bir alacağın yalnızca usulî sebeplerle tahsil edilememesi sonucunu doğurabiliyordu.

Kanun koyucu bu tartışmayı, belirsiz alacak davasını koruyup kapsamını yeniden tanımlamak yerine kurumu tamamen kaldırarak çözmeyi tercih etmiştir. Yeni sistemde alacağın tamamı başlangıçta belirlenemiyorsa, şartları bulunduğu ölçüde kısmi dava açılması ve miktar tahkikat sırasında ortaya çıktığında talebin artırılması öngörülmektedir. Bununla birlikte, bu değişiklik her alacak için kısmi dava açılabileceği anlamına gelmez. Talebin bölünebilir olması ve miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli bulunmaması yönündeki HMK’nın mevcut şartları uygulanmaya devam edecektir.

Kısmi Davada Talep Bir Defaya Mahsus Artırılabilecek

HMK’nın 109. maddesine eklenen yeni fıkraya göre, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumlarda talep sonucu aynı dava içinde bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilecektir. Bu artırım, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın ve tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilecektir. Böylece davacı, bilirkişi raporu veya dosyaya giren diğer deliller sonucunda alacağının gerçek miktarı ortaya çıktığında, ayrı bir dava açmadan kalan kısmı mevcut dosyada talep edebilecektir.

Düzenleme, davacıya ıslahtan bağımsız özel bir talep artırım imkânı tanımaktadır. Ancak bu hakkın yalnızca bir kez kullanılabilecek olması nedeniyle artırılacak miktarın doğru hesaplanması önem taşır. Bilirkişi raporuna hemen dayanılarak eksik artırım yapılması veya henüz tüm alacak kalemleri belirlenmeden talep sonucunun artırılması, kalan bölüm bakımından ayrıca usulî tartışmalara yol açabilir.

Zamanaşımı Artırılan Kısım İçin de Dava Tarihinde Kesilecek

Önceki kısmi dava sisteminde zamanaşımı yalnızca dava edilen tutar yönünden kesiliyor, başlangıçta talep edilmeyen bakiye alacak bakımından işlemeye devam ediyordu. Özellikle tahkikatın ve bilirkişi incelemesinin uzun sürdüğü dosyalarda, davacı alacağının miktarını öğrendiğinde bakiye kısmın zamanaşımına uğraması riskiyle karşılaşabiliyordu. Yeni düzenlemeyle talep sonradan artırılsa dahi zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da ilk davanın açıldığı tarihte kesilmiş sayılacaktır. Bu değişiklik, belirsiz alacak davasının alacaklı bakımından sağladığı en önemli korumanın kısmi davaya aktarılması anlamına gelmektedir.

Geçiş döneminde ise davanın açıldığı tarih belirleyici olacaktır. Belirsiz alacak davasının kaldırılmasından önce açılmış davalarda HMK’nın önceki 107. maddesi uygulanmaya devam edecek; yeni tarihte açılacak davalarda ise talebin kısmi dava hükümlerine uygun biçimde kurulması gerekecektir.

Duruşma Aralıkları Üç Ayla Sınırlandırıldı ve Uzaktan Katılım Kolaylaştırıldı

Hukuk yargılamalarının hızlandırılmasına yönelik değişikliklerden biri, duruşmalar arasındaki süreye açık bir üst sınır getirilmesidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 147. maddesine eklenen hüküm uyarınca, duruşmalar arasındaki süre kural olarak üç aydan uzun olamayacaktır. Bunun yanında ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşmaya katılan kişiler bakımından elle imza zorunluluğu büyük ölçüde kaldırılmıştır. Her iki düzenleme de yargılamada zaman ve masraf kaybını azaltmayı amaçlamakla birlikte, dosyanın özelliklerine göre hâkimin takdir yetkisini tamamen ortadan kaldırmamaktadır.

Üç Aydan Uzun Duruşma Aralığı İçin Somut Gerekçe Gösterilecek

Önceki düzenlemede, yazılı yargılama usulüne tabi davalarda iki duruşma arasında bırakılabilecek süre bakımından açık bir üst sınır bulunmuyordu. Mahkemelerin iş yükü, bilirkişi raporlarının beklenmesi, başka mahkemeler aracılığıyla yürütülen istinabe işlemleri veya dosyadaki diğer usul işlemleri nedeniyle duruşmaların uzun tarihlere ertelenmesi mümkündü. Yeni hükümle birlikte duruşmaların kural olarak en fazla üç aylık aralıklarla yapılması öngörülmüş ve dosyaların uzun süre işlem yapılmadan beklemesinin önüne geçilmek istenmiştir. Kanun teklifinin genel gerekçesinde de bu değişikliğin yargılamaların hızlandırılması, usul ekonomisinin sağlanması ve makul sürede yargılanma hakkının daha etkin biçimde korunması amacıyla getirildiği belirtilmektedir.

Üç aylık süre mutlak bir sınır değildir. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi veya benzeri zorunlu hâllerin bulunması durumunda hâkim daha uzun bir duruşma aralığı belirleyebilecektir. Ancak bu durumda ertelemenin gerekçesinin açıkça gösterilmesi gerekir. Böylece uzun duruşma aralıklarının sıradan bir uygulamaya dönüşmesi yerine, her dosya bakımından somut bir zorunluluğa dayanması amaçlanmaktadır.

Düzenleme, üç aylık sürenin aşılması hâlinde yapılan usul işlemlerini kendiliğinden geçersiz sayan bir yaptırım öngörmemektedir. Bu nedenle yeni kuralın temel etkisi, duruşma planlamasını disipline etmek ve gereksiz ertelemeleri azaltmaktır. Uygulamada asıl belirleyici husus, mahkemelerin üç aylık sürenin dışına çıktıkları dosyalarda gerçekten somut ve denetlenebilir gerekçeler gösterip göstermeyecekleri olacaktır.

Uzaktan Duruşmada Elle İmza Zorunluluğunun İstisnaları

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 149. maddesi, tarafların veya vekillerinin mahkeme kararıyla ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına ve usul işlemleri yapmasına imkân tanımaktadır. Yeni fıkraya göre, uzaktan duruşmaya katılmasına karar verilen kişiler hakkında kural olarak elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmayacaktır. Bu değişiklik, özellikle başka şehirde bulunan taraf ve vekillerin fiziken mahkemeye gitmesini gerektirmeyen duruşmalara daha kolay katılabilmesini sağlayacaktır.

Bununla birlikte taraf iradesi üzerinde ağır ve kesin sonuçlar doğuran bazı usul işlemleri bu kolaylığın dışında tutulmuştur. İkrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ve sulh hâllerinde tutanağın imzalanmasına ilişkin mevcut güvenceler uygulanmaya devam edecektir. Bu işlemler davanın kapsamını değiştirebildiği veya yargılamayı tamamen sona erdirebildiği için, kanun koyucu elle imza şartını korumuştur.

Uzaktan duruşmaya ilişkin yeni imza hükmü 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu tarihe kadar mevcut uygulama devam edecek, yürürlük tarihinden sonra ise kapsam dışı bırakılan özel işlemler haricinde uzaktan katılan kişilerin ayrıca elle imza atması aranmayacaktır. Düzenleme, elektronik duruşma uygulamasını daha işlevsel hâle getirebilir; ancak uzaktan katılımın yine mahkeme kararına bağlı olduğu ve tarafların kendiliğinden çevrim içi duruşmaya katılma hakkı kazanmadığı gözden kaçırılmamalıdır.

Davaların Birleştirilmesi ve Ayırılmasına İlişkin Kanun Yolları Değişti

Birbiriyle bağlantılı davaların farklı mahkemelerde görülmesi, çelişkili karar verilmesi ve aynı delillerin birden fazla dosyada yeniden incelenmesi riskini doğurabilir. Bu nedenle aynı veya benzer sebeplerden kaynaklanan ya da birinde verilecek hükmün diğerini etkileyebileceği davaların birleştirilmesi mümkündür. Yapılan değişiklik, birleştirme şartlarını değiştirmemekte; birleştirme kararının diğer mahkemeyi ne zaman bağlayacağını ve bu karara karşı hangi aşamada kanun yoluna gidilebileceğini yeniden düzenlemektedir.

Birleştirme Kararı Kesinleşmeden İlk Mahkemeyi Bağlamayacak

Aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış bağlantılı davaların birleştirilmesine, ikinci davanın açıldığı mahkeme karar verir. Önceki düzenlemede bu karar doğrudan ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlıyordu. Anayasa Mahkemesi, birleştirme kararının kanun yolu denetiminden geçmesi beklenmeden diğer mahkemeyi bağlamasını kanuni hâkim ilkesiyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiştir.

Yeni hükme göre ilk davanın açıldığı mahkeme, birleştirme kararıyla ancak kararın kesinleşmesinden sonra bağlı olacaktır. Böylece birleştirme kararına karşı istinaf başvurusu yapılması hâlinde, dosyanın hangi mahkemede görülmeye devam edeceği kanun yolu incelemesinin sonucuna göre kesinleşecektir. Bu değişiklik, özellikle birleştirilen davaların farklı görev alanlarına veya farklı yargılama aşamalarına ilişkin olduğu dosyalarda önem taşımaktadır.

Birleştirme Kararına Müstakilen İstinaf Başvurusu Yapılabilecek

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 168. maddesinde yapılan değişiklikle, aynı yargı çevresindeki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararına karşı esas hükmün verilmesi beklenmeden istinaf yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenmiştir. Önceki sistemde birleştirme ve ayırma kararları kural olarak ancak esas hükümle birlikte kanun yolu denetimine taşınabiliyordu. Bu durum, hatalı birleştirme kararının yargılamanın tamamını etkilemesine rağmen ancak dava sonuçlandıktan sonra incelenebilmesine yol açıyordu.

Buna karşılık ilk derece mahkemesinin ayırma kararına karşı istinaf yoluna, bölge adliye mahkemesinin birleştirme veya ayırma kararına karşı ise temyiz yoluna ancak esas hükümle birlikte gidilebilecektir. Ayrıca birleştirme veya ayırmaya ilişkin hata, tek başına hükmün kaldırılması ya da bozulması için yeterli olmayacaktır. Dolayısıyla müstakil kanun yolu imkânı yalnızca aynı yargı çevresindeki ilk derece mahkemelerince verilen birleştirme kararları bakımından kabul edilmiştir.

Hukuk Davalarında Temyiz Yolu Yeniden Düzenlendi

Bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak uyuşmazlık hakkında yeni bir hüküm kurduğu dosyalarda, bu kararın temyiz edilip edilemeyeceği yeniden belirlenmiştir. Değişiklik, özellikle istinaf aşamasında taraflardan biri aleyhine ilk kez yeni bir sonuç doğduğu hâlde kararın parasal sınır nedeniyle doğrudan kesinleşmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Bunun yanında Yargıtayın yalnızca ilk derece mahkemesinin görevli veya yetkili olmadığı gerekçesiyle bozma kararı vermesi sınırlandırılmıştır.

İstinafta Yeniden Verilen Kararlar Hangi Durumda Temyiz Edilebilecek?

Önceki sistemde bölge adliye mahkemelerinin belirli parasal sınırın altında kalan davalara ilişkin kararları temyiz edilemiyordu. Bu kural, istinaf başvurusunun reddedildiği dosyaların yanında, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak esas hakkında tamamen yeni bir hüküm kurulduğu hâllerde de uygulanabiliyordu. Anayasa Mahkemesi, istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edildiği bu ikinci durum bakımından temyiz yolunun kapatılmasını hükmün denetlenmesini talep etme hakkıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiştir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesine eklenen yeni fıkraya göre, bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul ederek esas hakkında yeniden verdiği karar, miktar veya değer itibarıyla istinaf sınırının üzerindeyse temyiz edilebilecektir. Başka bir ifadeyle, bu kararlar bakımından normal temyiz sınırı yerine daha düşük olan istinaf parasal sınırı esas alınacaktır. Kararın miktar veya değeri istinaf sınırını aşmıyorsa temyiz yolu yine kapalı olacaktır.

Yeni kural yalnızca bölge adliye mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurduğu durumlarda uygulanacaktır. İstinaf başvurusunun reddedilmesi ve ilk derece kararının hukuka uygun bulunması hâlinde ise kararın temyiz edilebilirliği genel hükümlere göre belirlenecektir. Dolayısıyla istinaf kararının sonucu kadar, bölge adliye mahkemesinin hangi tür karar verdiğinin de kanun yolu süresi içinde dikkatle incelenmesi gerekir.

Yalnızca Görev veya Yetki Nedeniyle Bozma Yapılamayacak

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesine eklenen hükümle, ilk derece mahkemesinin yalnızca görevsiz veya yetkisiz olduğu gerekçesiyle bozma kararı verilmesi önlenmiştir. Buna göre Yargıtay, ilk derece mahkemesinin uyuşmazlığı görmeye görevli veya yetkili olmadığı sonucuna ulaşsa dahi sırf bu nedenle hükmü bozamayacaktır. Ancak bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalarda bu sınırlama uygulanmayacaktır.

Bu düzenleme, uzun süren bir yargılamanın görev veya yetki tartışması nedeniyle yeniden ilk aşamaya dönmesini ve tarafların aynı uyuşmazlığı baştan takip etmek zorunda kalmasını önlemeyi hedeflemektedir. Bununla birlikte görev ve yetkiye ilişkin itirazların önemini tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Tarafların bu itirazları ilk derece ve istinaf aşamalarında süresinde ileri sürmesi hâlen önem taşımakta; yeni hüküm yalnızca görev veya yetki aykırılığının temyiz aşamasında tek başına bozma sebebi yapılmasını engellemektedir.

İdari Yargıda Tek Hâkimle Görülecek Davaların Kapsamı Genişletildi

İdare ve vergi mahkemeleri kural olarak heyet hâlinde karar vermekle birlikte, belirli uyuşmazlıklar tek hâkim tarafından çözümlenmektedir. Önceki sistemde tek hâkimle görülme ölçütü büyük ölçüde uyuşmazlığın parasal değerine bağlıydı. Yeni düzenlemeyle bu yapı korunmuş, ancak idare mahkemelerinde bazı dava türleri parasal değerden bağımsız olarak da tek hâkimin görev alanına alınmıştır. Kanun gerekçesinde, yerleşik içtihadın bulunduğu ve niteliği itibarıyla heyet tarafından değerlendirilmesi zorunlu görülmeyen uyuşmazlıkların daha hızlı sonuçlandırılmasının amaçlandığı belirtilmektedir.

Parasal Sınıra Bağlı Tek Hâkim Davaları

Konusu belirli bir para olan idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ile tam yargı davaları, 2026 yılı için 486.000 TL’yi aşmıyorsa idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından karara bağlanacaktır. Vergi mahkemelerinde de vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerden doğan ve toplam değeri aynı sınırı aşmayan davalar tek hâkimle görülecektir. Bu yönüyle parasal sınıra dayalı sistem esas itibarıyla devam etmektedir.

Parasal sınırların her yıl yeniden değerleme oranına göre değişmesi nedeniyle, davanın açıldığı tarihte geçerli tutarın ayrıca kontrol edilmesi gerekir. Uyuşmazlık değerinin sınırın altında veya üstünde olması, dosyanın tek hâkimle mi yoksa heyet hâlinde mi görüleceğini doğrudan etkiler. Bu nedenle özellikle tam yargı ve vergi davalarında talep sonucunun nasıl kurulduğu, yalnızca harç ve kanun yolu bakımından değil, mahkemenin çalışma usulü bakımından da önem taşır.

Öğrenci, Kamu Görevlisi ve Meslek Kuruluşu İşlemleri

Yeni düzenlemeyle öğrencilere ilişkin sınıf geçme, not tespiti, yurt, kredi ve burs işlemleri ile belirli disiplin cezalarına karşı açılan davalar tek hâkim kapsamına alınmıştır. Ancak öğrencilikten uzaklaştırma veya ilişik kesme sonucunu doğuran ağır disiplin işlemleri bu kapsamın dışında bırakılmıştır. Benzer şekilde kamu görevlilerinin geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemleri ile verilen uyarma cezalarına karşı açılan davalar da tek hâkim tarafından karara bağlanacaktır.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği disiplin cezaları bakımından da benzer bir ayrım yapılmıştır. Mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engelleyen cezalar heyetle görülmeye devam edecek; bunun dışındaki disiplin uyuşmazlıkları tek hâkim tarafından çözümlenecektir. Düzenleme, daha hafif ve içtihadı yerleşik uyuşmazlıkların hızlı sonuçlandırılmasını hedeflese de tek hâkimle görülme, kanun yolları bakımından da önemlidir. Nitekim tek hâkimle görülen davalarda bölge idare mahkemesinin kaldırma üzerine yeniden verdiği kararlar bakımından temyiz yolu ayrıca sınırlandırılmıştır.

İdari İstinafta Gerekçenin Değiştirilmesi ve Dosyanın Geri Gönderilmesi Yeniden Düzenlendi

Bölge idare mahkemelerinin istinaf incelemesi sonunda verebileceği kararlar daha ayrıntılı şekilde belirlenmiştir. Değişiklikten önce ilk derece mahkemesi kararının sonucu hukuka uygun bulunmakla birlikte gerekçesinin yanlış veya eksik olduğu durumlarda nasıl hareket edileceği açık değildi. Ayrıca dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilebileceği hâllerin dar tutulması, bazı usul eksiklikleri bakımından uygulamada tereddütlere yol açıyordu. Yeni düzenleme, bir taraftan geri gönderme nedenlerini genişletirken diğer taraftan bunları sınırlı şekilde sayarak dosyanın istinaf ile ilk derece arasında gereksiz yere gidip gelmesini önlemeyi amaçlamaktadır.

Kararın Sonucu Doğruysa Gerekçe Değiştirilebilecek

İlk derece mahkemesi kararının sonucu hukuka uygun olduğu hâlde, kararda gösterilen hukuki gerekçe yanlış veya eksik olabilir. Önceki düzenlemede bölge idare mahkemesi yalnızca kararı hukuka uygun bulması veya maddi yanlışlığı düzeltmesi hâlinde istinaf başvurusunu reddedebiliyordu. Yeni hükümle, kararın sonucu doğruysa bölge idare mahkemesinin gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunu reddetmesi açıkça mümkün hâle gelmiştir. Böylece sırf hukuki gerekçedeki eksiklik nedeniyle kararın kaldırılmasının ve yeniden hüküm kurulmasının önüne geçilmektedir.

Bu düzenleme sonucunda istinaf mercii, ilk derece mahkemesinin ulaştığı sonucu korurken kararın hukuki dayanağını farklı bir sebebe bağlayabilecektir. Ancak gerekçenin değiştirilmesi, ilk derece mahkemesi kararının kaldırıldığı anlamına gelmez. Bu ayrım, kararın temyiz edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi bakımından da önem taşır. Zira yalnızca gerekçenin değiştirilerek istinaf başvurusunun reddedildiği hâllerde, bölge idare mahkemesi tarafından kaldırma üzerine yeni bir hüküm kurulmuş sayılmayacaktır.

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine Gönderileceği Hâller Genişletildi

Bölge idare mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderebileceği sebeplere yeni durumlar eklenmiştir. İlk inceleme üzerine verilen kararların yanı sıra usule ilişkin diğer nihai kararların hatalı bulunması, dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken doğrudan dava hakkında hüküm kurulması ve dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilmesi geri gönderme sebebi olacaktır. Ayrıca mahkemenin taleplerden biri hakkında hiç karar vermemesi veya eksik hüküm kurması hâlinde de karar kaldırılarak dosya ilk derece mahkemesine gönderilecektir. Bu kararlar kesin nitelikte olduğundan, dosya geri gönderildikten sonra yargılamaya eksikliğin giderilmesi suretiyle devam edilecektir.

Düzenlemenin önemli yönlerinden biri, geri gönderme sebeplerinin kanunda sınırlı olarak sayılmasıdır. Bölge idare mahkemesi, maddede belirtilen hâller dışında kararı kaldırarak dosyayı ilk derece mahkemesine gönderemeyecektir. Bu sınırlama, istinaf merciinin mümkün olduğu ölçüde uyuşmazlığı kendisinin sonuçlandırmasını ve geri gönderme yolunun istisnai kalmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

Keşif, Bilirkişi ve Duruşma Eksikliği İstinafta Giderilebilecek

İlk derece mahkemesince keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekirken bu işlemler yapılmamışsa ya da zorunlu olduğu hâlde duruşma açılmamışsa, kural olarak karar kaldırılarak dosya geri gönderilebilecektir. Bununla birlikte bölge idare mahkemesine bu eksiklikleri doğrudan gidererek işin esası hakkında karar verme yetkisi de tanınmıştır. İstinaf mercii gerekli görürse keşif yapabilecek, bilirkişi incelemesine başvurabilecek veya duruşma açabilecektir. Böylece her usul eksikliğinin yargılamayı yeniden ilk derece aşamasına döndürmesi önlenmiş olacaktır.

Bu yetkinin nasıl kullanılacağı somut dosyanın kapsamına göre değişecektir. Sınırlı bir incelemeyle giderilebilecek eksikliklerde bölge idare mahkemesinin doğrudan karar vermesi yargılamayı hızlandırabilir. Buna karşılık kapsamlı delil toplanmasını veya tarafların geniş ölçüde dinlenmesini gerektiren uyuşmazlıklarda dosyanın geri gönderilmesi daha uygun olabilir. Yeni sistem bu konuda istinaf merciine takdir alanı tanımakla birlikte, geri gönderme kararı verilebilecek hâlleri kanunda açıkça sınırlandırmaktadır.

Bölge İdare Mahkemesinin Yeniden Verdiği Kararlara Temyiz Yolu Açıldı

İdari yargıda bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını yalnızca denetlemekle kalmayıp kararı kaldırarak uyuşmazlık hakkında yeni bir hüküm de kurabilir. Önceki sistemde, İYUK’un 46. maddesinde sayılmayan davalarda bu yeni kararların kesin olması, taraflardan biri aleyhine ilk kez istinaf aşamasında farklı bir hüküm kurulmasına rağmen Danıştay denetiminin mümkün olmaması sonucunu doğuruyordu. Yeni düzenlemeyle kaldırma üzerine yeniden verilen kararların kural olarak temyiz edilebilmesi kabul edilmiş, ancak yargılamanın niteliği ve uyuşmazlığın önemi dikkate alınarak bazı istisnalar korunmuştur.

Anayasa Mahkemesi Neden İptal Kararı Verdi?

Anayasa Mahkemesi, bölge idare mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak yeni bir karar verdiği hâllerde temyiz yolunun kategorik biçimde kapatılmasını hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ölçüsüz bir sınırlama olarak değerlendirmiştir. Çünkü bu durumda tarafların hukuki durumunu belirleyen karar, ilk derece mahkemesinin hükmü değil, istinaf merciinin yaptığı yeni değerlendirmedir. Buna rağmen kararın hiçbir üst yargısal denetime tabi tutulmaması, özellikle istinaf aşamasında ilk kez ortaya çıkan aleyhe sonuçlar bakımından etkili kanun yolu güvencesini zayıflatmaktaydı.

Mahkeme bununla birlikte her idari uyuşmazlığın mutlaka temyize açık olması gerektiği sonucuna ulaşmamıştır. Davaların makul sürede ve en az giderle sonuçlandırılması, Danıştayın iş yükünün azaltılması ve Danıştayın içtihat mahkemesi niteliğinin güçlendirilmesi de meşru amaçlar olarak kabul edilmiştir. Yeni sistem bu nedenle bütün kaldırma kararlarını temyize açmak yerine, genel bir temyiz imkânı ile kanunda açıkça gösterilen istisnalar arasında denge kurmaktadır.

Kaldırma Üzerine Verilen Yeni Kararlar Kural Olarak Temyiz Edilebilecek

İYUK’un 46. maddesinin birinci fıkrasında zaten temyize açık olduğu belirtilen dava türlerinde mevcut sistem devam edecektir. Bu kapsamın dışında kalan bir davada ise bölge idare mahkemesi, istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesi kararını kaldırır ve uyuşmazlık hakkında yeniden karar verirse, bu yeni karar tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilecektir. Böylece temyiz imkânı yalnızca uyuşmazlığın konusuna değil, istinaf merciinin ilk derece hükmünü koruyup korumadığına da bağlanmıştır.

Buna karşılık istinaf başvurusunun reddedilmesi hâlinde bu yeni kural uygulanmaz. Bölge idare mahkemesinin ilk derece kararının sonucunu hukuka uygun bulup yalnızca gerekçeyi değiştirmesi de kaldırma üzerine yeniden karar verme sayılmayacaktır. Bu nedenle kanun yolu değerlendirilirken kararın içeriğinin yanında, istinaf merciinin başvuruyu reddedip reddetmediği veya ilk derece hükmünü kaldırarak yeni bir hüküm kurup kurmadığı dikkatle incelenmelidir.

Temyiz Yolu Kapalı Tutulan Davalar

Tek hâkimle görülen idare ve vergi davalarında, bölge idare mahkemesi kaldırma üzerine yeni bir karar verse dahi temyiz yoluna başvurulamayacaktır. Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanun, Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun ile Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun uygulanmasından doğan davalar da istisna kapsamında tutulmuştur. Yalnızca vekâlet ücreti ve yargılama giderleri hakkında verilen kararlar ile kanunda belirlenen parasal fark sınırını aşmayan kararlar da Danıştay incelemesine kapalıdır.

Yeni temyiz sistemi, düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanacaktır. Yürürlük tarihinden önce verilen kararların kanun yolu rejimi ise önceki hükümlere göre belirlenecektir. Bu geçiş kuralı nedeniyle, kararın tebliğ tarihinden önce hangi tarihte verildiğinin de temyiz hakkının tespiti bakımından ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

Yasal Faiz Oranı Reeskont Oranına Bağlandı

Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi değiştirilerek yasal faizin belirlenmesinde sabit oran esasından vazgeçilmiştir. Yeni düzenleme, Türk Borçlar Kanunu veya Türk Ticaret Kanunu uyarınca faiz ödenmesi gereken, ancak faiz oranının sözleşmeyle belirlenmediği borç ilişkilerinde uygulanacaktır. Böylece yasal faiz oranı ekonomik gelişmelere göre değişebilen ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının reeskont oranına bağlı olarak hesaplanan dinamik bir yapıya kavuşmuştur. Düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Yasal Faiz Oranı Nasıl Hesaplanacak?

Yeni sisteme göre yıllık yasal faiz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden hesaplanacaktır. Ancak 30 Haziran tarihinde geçerli reeskont oranı, önceki yılın 31 Aralık günündeki orandan beş puan veya daha fazla farklıysa, yılın ikinci yarısında 30 Haziran tarihindeki reeskont oranının yüzde sekseni uygulanacaktır. Bu nedenle yasal faiz oranının yıl içinde aynı kalması zorunlu değildir; ekonomik koşullardaki belirgin değişikliklere bağlı olarak temmuz ayından itibaren farklı bir oran uygulanması mümkündür.

Değişikliğin temelinde Anayasa Mahkemesinin, sözleşmeden kaynaklanmayan borçlar yönünden önceki faiz sistemini mülkiyet hakkına aykırı bulması yer almaktadır. Mahkeme, borcun geç ödenmesi nedeniyle faiz işletilmesine rağmen paranın uğradığı değer kaybını karşılayacak etkili bir mekanizma bulunmamasını yetersiz görmüştür. Yeni düzenlemeyle faiz oranının piyasa koşullarına daha yakın bir göstergeye bağlanması ve alacaklı ile borçlu arasında daha güncel bir denge kurulması amaçlanmaktadır.

Değişiklik Dava ve İcra Hesaplarını Nasıl Etkileyecek?

Yasal faizin reeskont oranına bağlanması, para alacağına ilişkin davalarda hükmedilecek faiz miktarını ve ilamların icrası sırasında yapılacak hesaplamaları doğrudan etkileyecektir. Özellikle birkaç yıl süren yargılamalarda, faiz başlangıç tarihinden ödeme tarihine kadar tek bir oran uygulanması yerine, ilgili dönemlerde geçerli oranların ayrı ayrı dikkate alınması gerekecektir. Yılın ikinci yarısında oran değişmişse hesaplamanın 1 Temmuz tarihi itibarıyla dönemlere ayrılması da gündeme gelecektir.

Bu değişiklik, dava dilekçelerinde faiz türünün ve başlangıç tarihinin doğru gösterilmesinin önemini azaltmamaktadır. Aksine ticari temerrüt faizi, sözleşmeyle kararlaştırılan faiz ve 3095 sayılı Kanun kapsamındaki yasal faiz birbirinden farklı sonuçlar doğurabileceğinden, talebin hangi hukuki sebebe dayandığının açıkça belirlenmesi gerekir. Mahkeme kararlarında yalnızca “yasal faiz” ifadesine yer verilen durumlarda uygulanacak oran ise yeni sistem uyarınca ilgili tarihlerdeki reeskont oranları esas alınarak belirlenecektir.

Usul Hukukundaki Değişikliklerin Uygulamaya Etkisi

Yeni düzenlemeler, hukuk ve idari yargılamada yalnızca süreleri kısaltmayı değil, usulî tartışmalar nedeniyle ortaya çıkan hak kayıplarını azaltmayı da hedeflemektedir. Belirsiz alacak davasının kaldırılmasıyla birlikte alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği dosyalarda talep artırımının zamanı ve kapsamı daha önemli hâle gelmiştir. Buna karşılık artırılan kısım yönünden zamanaşımının dava tarihinde kesilmiş sayılması, uzun süren bilirkişi incelemeleri nedeniyle alacağın zamanaşımına uğraması riskini önemli ölçüde azaltmaktadır. Duruşma aralıklarının sınırlandırılması ve uzaktan katılımın kolaylaştırılması ise uygulamada mahkemelerin teknik kapasitesi ve iş yüküne bağlı olarak sonuç doğuracaktır.

Kanun yollarındaki değişiklikler, özellikle istinaf mahkemesinin ilk derece kararını kaldırarak yeni bir hüküm kurduğu dosyalarda önem taşımaktadır. Hukuk ve idari yargıda bu kararların belirli şartlarla temyize açılması, tarafların ilk kez istinaf aşamasında karşılaştıkları bir hükmü üst mahkeme önüne taşıyabilmelerini sağlamaktadır. Bununla birlikte tek hâkimle görülen idari davalar ve kanunda sayılan bazı uyuşmazlıklar temyiz dışında bırakılmıştır. Bu nedenle yeni dönemde yalnızca kararın sonucu değil, kararın hangi usulî yöntemle verildiği, davanın açılış tarihi ve ilgili geçiş hükmü de kanun yolu hakkının belirlenmesinde dikkatle incelenmelidir.

Usul hukuku değişikliklerinin devam eden veya yeni açılacak bir davaya etkisi, somut dosyanın aşaması ve uygulanacak geçiş hükümleri dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

[View Source]
See More Popular Content From

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More