ARTICLE
14 July 2026

Ayniisim, Farkli Haklar Ticaret Unvani Markanin Yerini Tutar Mi?

N
Nazali

Contributor

“Nazali is a law firm founded by Ersin Nazali, providing a wide range of legal services (consultancy and litigation in all areas of law) to its national and international clients, through its trustworthy and experienced legal team. There are thirteen partners, forty lawyers, four sworn financial advisors and ten certified public accountants working for Nazali. Our philosophy is quality in delivery, timely response and business minded approach.“
Ticari hayatta işletmelerin görünürlüğünü ve ayırt edilebilirliğini sağlayan başlıca araçlardan ikisi ticaret unvanı ve markadır. Bununla birlikte, uygulamada bu iki kavramın çoğu zaman birbirine karıştırıldığı görülmektedir.
Turkey Intellectual Property

ÖZET

Ticari hayatta işletmelerin görünürlüğünü ve ayırt edilebilirliğini sağlayan başlıca araçlardan ikisi ticaret unvanı ve markadır. Bununla birlikte, uygulamada bu iki kavramın çoğu zaman birbirine karıştırıldığı görülmektedir. En yaygın yanılgılardan biri, ticaret siciline tescil edilen bir unvanın aynı zamanda marka koruması da sağladığı düşüncesidir. Oysa Türk hukukunda ticaret unvanı ile marka farklı hukuki rejimlere tabidir; amaçları, koruma alanları ve doğurdukları hukuki sonuçlar aynı değildir.

Bu çalışmada ticaret unvanı ile marka arasındaki ilişkinin sınırları ele alınmakta ve ticaret unvanının marka yerine geçip geçemeyeceği sorusu incelenmektedir. Bu kapsamda iki temel mesele birbirinden ayrılarak değerlendirilmektedir: İlki, ticaret unvanının belirli şartlar altında “önceki hak” olarak ileri sürülmesi; ikincisi ise önceki tarihli tescilli bir markanın başka biri tarafından ticaret unvanı içinde kullanılmasının marka hakkına tecavüz teşkil edip etmeyeceğidir. Özellikle 556 sayılı KHK dönemi ile Sınai Mülkiyet Kanunu dönemi arasındaki yaklaşım farkı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.02.2023 tarihli kararı ışığında ele alınmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Ticaret Unvanı, Marka, Önceki Hak, Marka Hakkına Tecavüz, Karıştırılma İhtimali, Haksız Rekabet, Dijital Kimlik, Alan Adı Uyuşmazlıkları.

GİRİŞ

Ticari hayatta bir işletmenin kimliğini görünür kılan başlıca araçlar ticaret unvanı ve markadır. Ancak uygulamada bu iki kavramın işlevleri sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır. Özellikle şirket kuruluşu sırasında ticaret siciline tescil edilen unvanın, aynı ibarenin başkaları tarafından marka olarak kullanılmasını da kendiliğinden engellediği yönünde yaygın bir kanaat bulunmaktadır. Oysa hukuk düzeni bu iki kurumu farklı hukuki fonksiyonlar çerçevesinde düzenlemektedir.

Ticaret unvanı, tacirin işletmesini tanıtmasına yarayan addır. Marka ise bir işletmenin mal veya hizmetlerini başkalarının mal veya hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan işarettir. Bu çerçevede ticaret unvanı işletmenin hukuki ve ticari kimliğini ifade ederken marka tüketici nezdinde mal ve hizmetlerin kaynağını gösteren ayırt edici işareti temsil eder.

Bu ayrım, yalnızca teorik değildir; uygulamada önemli hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bir tarafta ticaret unvanını uzun süredir kullanan bir işletme, aynı ibarenin bir başkası tarafından marka olarak tescil edilmesiyle karşı karşıya kalabilir. Diğer tarafta ise önceki tarihli bir markanın, sonradan kurulan bir şirket tarafından ticaret unvanı içinde kullanılmaya başlanması marka hakkına tecavüz iddialarını gündeme getirebilir.

Özellikle ikinci ihtimâl bakımından uzun süre şu soru tartışılmıştır: Bir ibarenin yalnızca ticaret unvanında yer alması ve ayrıca markasal biçimde kullanılmaması halinde marka hakkına tecavüzden söz edilebilir mi? Bu soruya verilen cevap, 556 sayılı KHK döneminde farklı, Sınai Mülkiyet Kanunu döneminde ise farklı bir doğrultuda gelişmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.02.2023 tarihli kararı da bu dönüşümün önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilmektedir.

Ticaret Unvanının Marka Hukuku Bakımından Önceki Hak Niteliği

Ticaret unvanı marka tescili ile aynı nitelikte bir koruma sağlamasa da marka hukuku bakımından tamamen etkisiz değildir. Belirli şartlar altında ticaret unvanı “önceki hak” olarak ileri sürülebilir.

Bir işletme, daha önce kullanmaya başladığı ve belirli ölçüde tanınmış hale getirdiği ticaret unvanına dayanarak sonradan yapılan bir marka başvurusuna karşı çıkabilir. Ancak bu durum ticaret unvanının kendiliğinden marka koruması sağladığı anlamına gelmez; her somut olayda kullanımın kapsamı ve bilinirliği ayrıca değerlendirilir.

Bu noktada iki farklı hukuki durumun birbirinden ayrılması gerekir. Birincisi, ticaret unvanı sahibinin kendi unvanına dayanarak sonradan yapılan marka başvurusuna itiraz etmesidir. İkincisi ise marka sahibinin, kendi markasının başkası tarafından ticaret unvanı içinde kullanılmasına karşı dava açmasıdır. Uygulamada bu iki durum sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır.

Önceki Tarihli Marka ile Sonraki Ticaret Unvanı Arasındaki Çatışma

Konunun merkezinde yer alan mesele, önceki tarihli tescilli bir markanın daha sonra başka biri tarafından ticaret unvanı içinde kullanılması halinde hukuki durumun nasıl değerlendirileceğidir.

Uzun süre uygulamada şu yaklaşım hâkim olmuştur: Eğer ilgili ibare yalnızca ticaret unvanında yer alıyor ve ayrıca markasal biçimde kullanılmıyorsa, marka hakkına tecavüzden söz edilemez. Özellikle 556 sayılı KHK döneminde mahkemeler çoğu zaman ticaret unvanındaki kullanımın piyasada ayrıca bir marka işlevi görüp görmediğine odaklanmaktaydı. Bir ibare yalnızca şirket adında yer alıyor ve ürün, ambalaj, reklam veya tanıtım faaliyetlerinde marka gibi kullanılmıyorsa, marka hakkına tecavüz iddiası çoğu durumda kabul edilmiyordu.

Ancak 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren Sınai Mülkiyet Kanunu ile bu yaklaşım önemli ölçüde değişmiştir. Özellikle SMK’nın 29/1-a maddesinin 7. maddeye yaptığı atıf ve 7/3- e bendindeki düzenleme, işaretin ticaret unvanı veya işletme adı olarak kullanılmasının da marka hukuku bakımından değerlendirilmesine imkân tanımıştır. Böylece değerlendirme yalnızca “markasal kullanım” unsuruna indirgenmemiş; kullanımın markanın işlevlerine zarar verip ver-mediği veya böyle bir tehlike doğurup doğurmadığı da dikkate alınmaya başlanmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.02.2023 Tarihli Kararı

Bu tartışmanın önemli dönüm noktalarından biri Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.02.2023 tarihli ve 2021/446 E., 2023/61 K. sayılı kararıdır. Karara konu olayda davacılara ait markalar ile benzer hizmet alanında faaliyet gösteren davalı şirketin ticaret unvanında aynı esas ibarenin kullanılması değerlendirilmiştir.

İlk derece mahkemesi, davalının bu ibareyi ticaret unvanı dışında ayrıca markasal biçimde kullanmadığını kabul ederek marka hakkına tecavüz bulunmadığına ancak haksız rekabetin gerçekleştiğine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise marka hakkına tecavüzün de oluştuğu sonucuna ulaşmıştır.

Dosya temyiz incelemesi kapsamında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi önüne gelmiş ve Daire marka tecavüzünün kabulü için markasal kullanımın bulunması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Bunun üzerine Bölge Adliye Mahkemesi bozma kararına direnmiş ve uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, SMK’nın 29/1-a maddesi yollamasıyla 7/3-e maddesi kapsamında marka hakkına tecavüzün kabulü için ticaret unvanının ayrıca markasal kullanımının bulunmasının zorunlu olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Kurul, kullanımın markanın işlevlerine zarar verme ihtimâli taşımasının da marka hakkına tecavüz değerlendirmesi bakımından yeterli olabileceğini belirtmiştir.

Bu kararın önemi, ticaret unvanı kullanımının marka hakkına tecavüz oluşturabilmesi için her durumda klasik anlamda markasal kullanımın ispatını zorunlu görmeyen; bunun yerine markanın işlevlerinin zarar görmesi veya zarar görme ihtimâlini dikkate alan bir değerlendirme çerçevesi benimsemiş olmasında yatmaktadır. Böylece karar, SMK döneminde marka hakkına tecavüz analizinin daha işlevsel ve daha bütüncül bir temele oturtulduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla bugün gelinen noktada, “ticaret unvanı kullanımında markasal kullanım yoksa marka tecavüzü de yoktur” biçimindeki kategorik önermenin, en azından SMK dönemi bakımından artık aynı kesinlikle savunulması mümkün görünmemektedir. Güncel yaklaşım, biçimsel ayrımlardan çok kullanımın fiili ekonomik etkisine ve markanın korunan fonksiyonlarına yönelmektedir.

Ticaret Unvanı Tescili, Marka Hakkına Müdahaleyi Meşrulaştırır mı?

Ticaret unvanının ticaret siciline tescil edilmiş olması, bu unvanın her koşulda hukuka uygun biçimde kullanılabileceği anlamına gelmez. Zira ticaret sicili tescili ile marka sicili tescili farklı hukuki amaçlara hizmet eder ve biri diğerine mutlak üstünlük sağlamaz. Bu nedenle, ticaret siciline uygun şekilde tescil edilmiş bir unvan, yine de bir başkasının önceki tarihli marka hakkına müdahale teşkil edebilir.

Özellikle önceki tarihli marka sahibinin koruma alanına giren bir ibarenin, benzer mal veya hizmet alanlarında ticaret unvanı içinde kullanılması, ilgili çevrede ekonomik bağlantı izlenimi yaratabiliyor veya markanın ayırt edicilik ve kaynak gösterme işlevlerini zedeleyebiliyorsa ticaret unvanı tescili tek başına hukuka uygunluk savunması oluşturmaz. Aynı şekilde, ticaret unvanının sicilde yer alması, marka hakkına tecavüz iddiasına karşı otomatik bir korunma kalkanı da sağlamaz.

Bu sebeple, ticaret unvanı tescili ile marka hakkı arasındaki ilişki, “tescil edilmiş olan üstün tutulur” şeklinde basit bir çatışma kuralına indirgenemez. Hukuki değerlendirme, önceki hakkın niteliği, kullanımın kapsamı, tarafların faaliyet alanı, işaretler arasındaki benzerlik ve ortaya çıkan tehlikenin derecesi dikkate alınarak yapılmalıdır.

Başka bir ifadeyle, ticaret sicilindeki kayıt, markaya ilişkin uyuşmazlıkta yalnızca tartışmanın başlangıç noktalarından biridir; uyuşmazlığı tek başına çözen bir meşruiyet zemini değildir. Aksi kabul, ticaret sicili ile marka sicilinin farklı fonksiyonlara sahip olduğu gerçeğini göz ardı etmek anlamına gelir ve önceki tarihli marka hakkının etkisini gereksiz biçimde zayıflatır.

Ticaret Sicili, Marka Sicili ve Dijital Kimlik

Ticaret unvanı ile marka arasındaki uyuşmazlıkların sık görülmesinin önemli sebeplerinden biri, bu iki hukuki kurumun farklı sicil sistemleri tarafından yürütülmesidir. Türkiye’de ticaret unvanları ticaret sicillerinde, markalar ise Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil edilmektedir. Bu iki sistem arasında tam anlamıyla bütünleşik bir ön inceleme mekanizmasının bulunmaması, aynı veya benzer ibarelerin farklı kişiler lehine farklı hukuki statüler altında tescil edilebilmesine yol açabilmektedir.

Bu nedenle, şirket kuruluşu aşamasında yalnızca ticaret sicili uygunluğuna bakılması yeterli değildir. Belirlenecek unvanın, daha önce tescil edilmiş markalarla çatışıp çatışmadığının da ayrıca araştırılması gerekir. Aksi hâlde ticaret siciline sorunsuz biçimde tescil edilen bir unvan, ilerleyen aşamada marka hakkına tecavüz veya haksız rekabet iddialarının konusu hâline gelebilir; hatta unvanın terkini veya değiştirilmesi sonucunu doğurabilir.

Dijital ekonominin gelişmesi bu sorunları daha da görünür kılmıştır. Günümüzde işletmelerin ticari kimliği yalnızca ticaret unvanı ve marka ile sınırlı değildir; internet alan adları, sosyal medya kullanıcı adları ve çevrim içi platformlardaki işletme hesapları da ticari görünürlüğün ayrılmaz parçaları hâline gelmiştir. Bu nedenle, aynı işaretin ticaret unvanı, marka, alan adı ve dijital platform kimliği olarak farklı kişilerce farklı mecralarda kullanılması, klasik uyuşmazlık türlerini daha karmaşık bir düzleme taşımaktadır.

Alan adı uyuşmazlıkları bu bağlamda en tipik örneklerden biridir. Alan adı tahsisi tek başına marka hakkı doğurmasa da bu alan adının ticari hayatta kullanım biçimi marka hakkına tecavüz veya haksız rekabet hükümleri bakımından sonuç doğurabilir. Uluslararası alanda UDRP sistemi, Türkiye’de ise “.tr” uzantılı alan adları bakımından TRABİS kapsamında öngörülen alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmaları, bu tür ihtilaflarda hızlı ve uzmanlaşmış çözümler sunmayı amaçlamaktadır.

Dolayısıyla modern ticari hayatta işletmelerin yalnızca ticaret unvanı tescili ile yetinmeleri yeterli değildir. Ticaret unvanı, marka, alan adı ve dijital platform kimlikleri birbirinden kopuk değil birbirini tamamlayan unsurlar olarak ele alınmalıdır. Özellikle uygulamada çatışma ihtimâlini azaltmanın en etkili yolu, bu unsurların baştan itibaren birlikte planlanması ve koruma stratejisinin sadece sicil kaydına değil fiili kullanım ve dijital görünürlük boyutlarına da yayılmasıdır.

SONUÇ

Ticaret unvanı ile marka, aynı ibareyi içerebilseler de hukuken birbirinin yerine geçen kurumlar değildir. Ticaret unvanı işletmenin ticari ve hukuki kimliğini gösterirken marka mal ve hizmetlerin piyasadaki ayırt edici işaretidir. Bu nedenle, ticaret unvanı tescili kural olarak marka koruması sağlamaz ve marka tescilinin alternatifi olarak değerlendirilemez.

Bununla birlikte, ticaret unvanı belirli şartlar altında önceki hak olarak ileri sürülebilir ve sonradan yapılan marka başvurularına karşı koruma sağlayabilir.

Öte yandan önceki tarihli markanın bir başkası tarafından ticaret unvanında kullanılması bakımından özellikle Sınai Mülkiyet Kanunu döneminde önemli bir yaklaşım değişimi yaşandığı görülmektedir. Özellikle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.02.2023 tarihli kararı sonrasında, ticaret unvanının ayrıca markasal biçimde kullanılmaması her durumda marka hakkına tecavüz iddiasını ortadan kaldırmamaktadır. Eğer bu kullanım markanın işlevlerine zarar verme tehlikesi yaratıyorsa marka hakkına tecavüz sonucuna ulaşılması mümkündür.

Bu çerçevede işletmeler açısından en isabetli yaklaşım, ticaret unvanını marka korumasının yerine geçen bir araç olarak görmek değil ticaret unvanı, marka ve dijital kimlik unsurlarını birlikte değerlendiren bütüncül bir koruma stratejisi benimsemektir.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More