- within International Law and Consumer Protection topic(s)
İngilizcede “Trademark Squatting” olarak adlandırılan “Marka Gaspı” ne yazık ki son yıllarda Türkiye’de giderek daha yaygın hale gelmiştir. Kötü niyetli başvuru sahipleri çoğu zaman yurtdışında tescilli ve kullanılmakta olan ancak Türkiye’de henüz tescil edilmemiş markaları tespit ederek, bu markalar için kendi adlarına başvurularda bulunmakta ve akabinde haksız surette elde ettikleri bu tescilleri satmaya çalışmakta ya da kendilerini markaların gerçek hak sahibi gibi göstermektedirler. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir diğer durum ise kötü niyetli başvuru sahiplerinin, haksız surette elde ettikleri marka tescillerine dayanarak gerçek hak sahiplerinin Türkiye pazarına girişini engellemeye çalışmasıdır.
Neyse ki, Türk Patent ve Marka Kurumu (“TÜRKPATENT”) yurt dışında tescilli ve kullanılmakta olan ayırt edici markalarla aynı olan marka başvurularına karşı yapılan itirazlarda kötü niyetin değerlendirilmesi bakımından geniş ve hak sahiplerini gözeten bir yaklaşım benimsemeye devam etmektedir.
Kötü niyetin tespiti bakımından, markanın Türkiye’de daha önce tescil edilmiş veya kullanılmış olması şartı aranmamaktadır. Yurt dışında tescilli ve kullanılmakta olan ayırt edici bir markayla birebir aynı olan ve tesadüfen oluşturulmuş olması mümkün olmayan marka başvurularına karşı yapılan itirazlarda TÜRKPATENT, başvuru sahibinin kötü niyetini ortaya koyan herhangi bir somut delil bulunmasa dahi, yurt dışında tescilli ve kullanılan markanın birebir kopyalanmış olmasını tek başına kötü niyetin kabulü için yeterli görebilmektedir.
Lala Berlin kararı
TÜRKPATENT’in çok yakın tarihli bir kararı (6 Mart 2026 tarih ve E-71248886-130-260172511 sayılı) söz konusu yaklaşımın benimsendiğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Somut olayda, Berlin menşeli bir moda markasına ait özgün olarak oluşturulmuş markayla gerek kelime unsuru gerekse ayırt edici stilize biçimi itibarıyla birebir aynı olan bir marka için TÜRKPATENT nezdinde 2025/043581 sayılı marka başvurusunda bulunulmuştur.
![]() |
![]() |
| 2025/043581 sayılı marka başvurusu | Lala Berlin moda markası |
Lala Berlin markası, çok sayıda ülkedeki tescilleri ve yurt dışındaki yaygın kullanımı dolayısıyla uluslararası düzeyde geniş bir hukuki korumadan yararlanmasına rağmen, uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte Türkiye’de tescilli veya kullanımda değildi.
Söz konusu marka başvurusunun önceki markanın birebir kopyası niteliğinde olması dışında, başvuru sahibinin kötü niyetini somut olarak ortaya koyan herhangi bir ek delil de mevcut değildi. Bununla birlikte, başvuruya konu markanın, uluslararası marka tescilleri ve yurt dışında giyim ve moda sektöründeki yaygın kullanımıyla koruma elde etmiş Lala Berlin markası ile birebir aynı olduğu tartışmasızdı.
Bu çerçevede itiraz, yalnızca marka üzerindeki gerçek hak sahipliğine değil, aynı zamanda başvurunun, yurt dışında tescilli ve kullanılan markanın kelime unsurundan stilizasyonuna ve konumlandırılmasına kadar birebir ve bilinçli şekilde kopyalanmış olduğu olgusuna dayandırılmıştır. Ayrıca birebir aynı faaliyet alanında kullanılmak üzere birebir aynı markanın seçilmesinin, iyi niyetli bir davranış şeklinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ve marka seçiminde sahip olunan geniş serbesti dikkate alındığında, gerek aynı ibarenin gerekse markanın genel kompozisyonunun birebir kopyalanmasının salt bir tesadüfle açıklanamayacağı vurgulanmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu md.6/9 kapsamında yapılan inceleme sonucunda TÜRKPATENT Markalar Dairesi Başkanlığı, başvuru sahibinin “bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak amacıyla, dürüst ticaret ilkelerine uygun davranmadığı" sonucuna varmış ve başvurunun kötü niyetle yapılmış olduğu gerekçesiyle tümden reddine karar vermiştir.
TÜRKPATENT’in Açık ve Tutarlı Yaklaşımı
Bu karar, yurt dışında tescilli ve kullanılan ancak Türkiye’de henüz tescil edilmemiş veya kullanılmamış markaların birebir kopyalanması suretiyle yapılan marka başvurularında kötü niyetin tespiti bakımından TÜRKPATENT’in yerleşik ve tutarlı bir yaklaşım benimsediğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Bu doğrultuda, bir markanın Türkiye’de tescilli olup olmadığına bakılmaksızın, yurt dışındaki marka portföylerinin Türkiye’deki olası ihlallere karşı etkin şekilde korunabilmesi için marka bültenlerinin düzenli olarak takip edilmesi ve birebir aynı bir marka başvurusunun tespit edilmesi hâlinde, özellikle kötü niyet gerekçesine dayanılarak süresi içinde itirazda bulunulması önem taşımaktadır.
Aksi hâlde, kötü niyetli başvurunun tescil edilmesi durumunda, gerçek hak sahibi Türkiye pazarına girmeden önce söz konusu tescilin hükümsüzlüğü için dava açmak zorunda kalabilecektir.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.
[View Source]

