- within Energy and Natural Resources topic(s)
Sosyal medya, bireylerin düşüncelerini açıklama, haber alma ve kamusal tartışmalara katılma imkânını önemli ölçüde genişletmiştir. Ancak bu genişleme, kişilerin şeref ve itibarı, özel hayatı, görsel verileri, kişisel verileri ve sosyal çevre içindeki saygınlığı bakımından yeni ihlal alanları da yaratmıştır. Türk hukukunda sosyal medya paylaşımları yoluyla kişilik haklarının ihlali, tek bir normla değil; Anayasa, Türk Medeni Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ceza Kanunu, 5651 sayılı Kanun ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümlerinin birlikte değerlendirilmesiyle çözümlenmektedir. Anayasa’nın 20. maddesi özel hayatın korunmasını ve kişisel verilerin korunmasını güvence altına alırken, 26. maddesi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü tanımaktadır. Bu sebeple sosyal medya uyuşmazlıklarında temel mesele, ifade özgürlüğü ile kişilik hakkı arasında adil dengenin kurulmasıdır.
Türk özel hukukunda kişilik hakkının genel koruma rejimi esas olarak Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddelerinde düzenlenmiştir. TMK m. 24’e göre hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kişi, hâkimden korunmasını isteyebilir; kişinin rızası, üstün nitelikte özel ya da kamusal yarar veya kanunun verdiği yetkinin kullanılması gibi hukuka uygunluk sebepleri bulunmadıkça saldırı hukuka aykırı kabul edilir. Bu düzenleme, sosyal medya ortamında yapılan hakaret içerikli paylaşımlar, küçük düşürücü ithamlar, manipülatif görsel kullanımları, ifşa niteliğindeki açıklamalar ve kişinin izni olmaksızın fotoğraf veya videolarının paylaşılması bakımından doğrudan uygulama alanı bulur. TMK m. 25 çerçevesinde ise saldırının önlenmesi, durdurulması, hukuka aykırılığın tespiti ve kararın yayımlanması gibi koruyucu talepler ileri sürülebilir.
Kişilik hakkı ihlalinin sosyal medya üzerinden gerçekleşmesi hâlinde özel hukuk bakımından en önemli sonuçlardan biri manevi tazminattır. Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi, kişilik hakkı zedelenen kişinin manevi tazminat talep edebileceğini açıkça düzenlemektedir. Hâkim, sadece para tazminatına değil; saldırıyı kınayan bir karar verilmesine veya kararın yayımlanmasına da hükmedebilir. Sosyal medya paylaşımlarının kısa sürede çok geniş bir kitleye ulaşması, paylaşımın kalıcı iz bırakması ve çoğu zaman arama motorları, ekran görüntüleri veya yeniden paylaşımlar yoluyla etkisini sürdürmesi nedeniyle manevi zarar klasik yüz yüze saldırılara kıyasla daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle mahkemeler, ihlalin kapsamını, paylaşımın erişim gücünü, kullanılan ifadelerin ağırlığını ve mağdur üzerindeki etkisini birlikte değerlendirmektedir.
Sosyal medya paylaşımları bazı durumlarda yalnızca özel hukuk ihlali değil, aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç teşkil edebilir. Özellikle şeref ve saygınlığa saldıran paylaşımlar bakımından hakaret suçu, özel hayat alanına ait görüntü, ses veya bilgilerin ifşası bakımından özel hayatın gizliliğini ihlal suçu ve kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde yayılması hâlinde ilgili veri suçları gündeme gelebilir. Bu çerçevede TCK m. 125 hakaret suçunu, TCK m. 134 özel hayatın gizliliğinin ihlalini, TCK m. 136 ise kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi veya ele geçirilmesini düzenlemektedir. Sosyal medya üzerinde bir kimsenin özel konuşmalarının, mahrem fotoğraflarının, sağlık bilgisinin, telefon numarasının veya benzeri kişisel verilerinin rızasız biçimde paylaşılması, olayın niteliğine göre birden fazla ceza normunu aynı anda gündeme getirebilir.
Kişilik hakkı ihlallerinde internet ortamına özgü en önemli mekanizmalardan biri 5651 sayılı Kanun’dur. Bu Kanun, internet yayınları sebebiyle ortaya çıkan hak ihlallerinde içerikten çıkarma ve erişimin engellenmesi gibi tedbirleri düzenlemektedir. 5651 sayılı Kanun’un kişilik haklarının korunmasına ilişkin düzenlemeleri, mağdura içerik sağlayıcıya veya yer sağlayıcıya başvurma, sonuç alınamazsa sulh ceza hâkimine müracaat etme imkânı tanımıştır. İlgili düzenlemenin amacı, yargılama sonucu beklendiğinde büyüyecek zararın hızlı şekilde durdurulmasıdır. Özellikle ifşa niteliğinde görseller, itibar zedeleyici ithamlar veya açıkça gerçek dışı suç isnatları bakımından gecikmeksizin müdahale ihtiyacı bulunduğundan, bu yol uygulamada önem taşımaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, 5651 sayılı Kanun’daki bazı kuralları ifade ve basın özgürlüğü bakımından anayasal denetime tabi tutmuş ve 11 Ekim 2023 tarihli kararında bazı hükümleri iptal etmiştir; bu durum, kişilik haklarının korunması ile ifade özgürlüğü arasında daha hassas bir denge kurulması gerektiğini göstermektedir.
Sosyal medya kaynaklı ihlallerde kişisel verilerin korunması hukuku da büyük önem taşır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun amacı, başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumaktır. Bir kişinin fotoğrafı, videosu, adı-soyadı, iletişim bilgisi, sağlık bilgisi, konum verisi veya sosyal medya hesabıyla ilişkilendirilebilen çeşitli unsurlar kişisel veri niteliği taşıyabilir. KVKK m. 11 çerçevesinde ilgili kişi; verilerinin işlenip işlenmediğini öğrenme, silinmesini veya yok edilmesini isteme ve hukuka aykırı işleme nedeniyle zararın giderilmesini talep etme gibi haklara sahiptir. Nitekim Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun bazı kararlarında, ilgili kişinin fotoğraflarının veri sorumlusuna ait sosyal medya hesabında açık rıza olmaksızın yayımlanması hukuka aykırı bulunmuş ve görsellerin kaldırılması yönünde talimat verilmiştir. Bu nedenle sosyal medya paylaşımı her zaman sadece “ifade açıklaması” olarak değerlendirilemez; kimi zaman aynı zamanda bir veri işleme faaliyeti niteliği de taşır.
Türk hukukunda asıl güçlük, her sert, rahatsız edici veya eleştirel sosyal medya paylaşımının kişilik hakkı ihlali sayılmamasından kaynaklanır. Anayasa Mahkemesi, sosyal medya bağlamındaki uyuşmazlıklarda ifade özgürlüğünün demokratik toplum düzeni bakımından temel önemde olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle kamusal tartışmaya katkı sunan açıklamalar, kamu gücü kullananlara veya kamusal görünürlüğü yüksek kişi ve kurumlara yönelen eleştiriler daha geniş koruma görebilir. Buna karşılık sırf küçük düşürme amacı taşıyan, olgusal temelden yoksun ağır isnatlar içeren, kişinin özel yaşam alanını ifşa eden veya kişisel verilerini hukuka aykırı biçimde yayan paylaşımlar ifade özgürlüğü kapsamında korunmaz. Anayasa Mahkemesi’nin sosyal medya paylaşımı nedeniyle verilen tazminat veya ceza kararlarına ilişkin içtihadı da, derece mahkemelerinin somut olayın bağlamını, kullanılan kelimelerin anlamını, tartışmanın kamu yararı boyutunu ve müdahalenin ölçülülüğünü dikkatle değerlendirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Uygulamada sosyal medya yoluyla kişilik hakkı ihlaline uğrayan kişi bakımından birden fazla hukuki yol aynı anda düşünülebilir. İlk olarak, ihlal içeren paylaşımın kaldırılması için platform içi bildirim mekanizmaları ve 5651 sayılı Kanun kapsamındaki başvuru yolları kullanılabilir. İkinci olarak, TMK m. 24-25 uyarınca saldırının durdurulması, önlenmesi veya hukuka aykırılığın tespiti talep edilebilir. Üçüncü olarak, TBK m. 58 kapsamında manevi tazminat davası açılabilir. Paylaşım suç teşkil ediyorsa ceza soruşturması yoluna başvurulması da mümkündür. Son olarak, paylaşım aynı zamanda kişisel veri ihlali niteliğindeyse veri sorumlusuna başvuru ve sonrasında Kurul’a şikâyet mekanizması devreye sokulabilir. Bu çok katmanlı yapı, sosyal medya ihlallerinin yalnızca bir “internet meselesi” olmadığını; kişilik hakkı, özel hayat, veri koruma ve ifade özgürlüğü eksenlerinde birlikte ele alınması gereken karma bir alan olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak, Türk hukukunda sosyal medya paylaşımları yoluyla kişilik haklarının ihlali, hız, yaygınlık ve kalıcılık unsurları nedeniyle klasik kişilik hakkı ihlallerine kıyasla daha yoğun etkiler doğurmaktadır. Mevzuat düzeyinde TMK, TBK, TCK, 5651 sayılı Kanun ve KVKK birlikte bir koruma ağı oluşturmaktadır. Ancak bu korumanın uygulanmasında, ifade özgürlüğünün gereksiz biçimde bastırılmaması da anayasal bir zorunluluktur. Bu nedenle doğru yaklaşım, sosyal medya paylaşımının içeriğini, bağlamını, hedef aldığı kişinin konumunu, kullanılan ifadelerin ağırlığını, kamu yararı unsurunu ve ihlalin mağdur üzerindeki somut etkisini birlikte değerlendiren dengeli bir hukukî incelemedir. Türk hukukunun mevcut yönelimi de, ne sınırsız ifade özgürlüğünü ne de sınırsız kişilik hakkı korumasını benimsemekte; somut olay temelinde ölçülülük eksenli bir denge aramaktadır.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.