ARTICLE
9 July 2026

“Made in EU” ve Türkiye AB net sıfır sanayi yasası işletmeler için ne anlama geliyor

P
Paksoy

Contributor

Paksoy is an Istanbul-based independent Turkish law firm with over 120 employees, offering legal advice and counselling to foreign investors and the Turkish business community. We provide a wide range of services to meet the needs of local and international businesses in almost every field, including corporate law, capital markets, mergers and acquisitions, competition law, banking and finance, tax, real estate and project development, project finance, energy and infrastructure, litigation and arbitration.
The European Commission's Net Zero Industry Act draft proposes a significant shift in EU procurement and industrial policy that could formally recognize Turkish-manufactured products as "Made in EU." This legislative framework establishes stringent environmental and regulatory conditions that Turkey must meet to gain access to European public procurement markets and industrial incentives. While offering substantial opportunities for deeper integration into European supply chains, the proposal also presents
Turkey International Law
Paksoy are most popular:
  • within Tax and Cannabis & Hemp topic(s)
  • with readers working within the Chemicals industries

“Made in EU” gündeminde Türkiye: fırsatlar ve yükümlülükler

Avrupa Komisyonu, Mart 2026’da Türkiye’nin AB ile ekonomik ilişkileri bakımından önemli etkiler doğurabilecek bir yasama önerisi olan Net Sıfır Sanayi Yasası taslağını yayımlamıştır. Taslak, kamu alımları, sanayi teşvikleri ve büyük ölçekli altyapı projelerinde “Avrupa menşeli” ürünlere yönelik bir tercih mekanizması getirmektedir. Özellikle taslak, Türkiye de dahil olmak üzere Gümrük Birliği ortaklarından menşeli ürünlerin, ilke olarak “Made in EU” kapsamında değerlendirilebilmesine yönelik hukuki bir temel oluşturmaktadır.

Anlamı ve kapsamın sınırları

Taslak yönetmelik uyarınca, Türkiye’de üretilen belirli ürünler, ilgili şartları yerine getirmeleri koşuluyla “AB menşeli” olarak kabul edilebilir. Bu durum, Türkiye’yi fiilen Avrupa’nın üretim ekosisteminin tanınmış bir parçası haline getirecektir. Ancak bu şartlar oldukça ağırdır: Ürünlerin AB standartlarına, özellikle de çevre ve karbonla ilgili kriterlere uyması, kamu alımları gibi alanlarda karşılıklılık şartlarını yerine getirmesi ve belirli düzenleyici kriterleri karşılaması gerekmektedir. Önemli bir nokta olarak, AB bu çerçevenin kapsamını kendi takdirine bağlı olarak daraltma hakkını elinde tutmaktadır; bu da, bu çerçeveye dahil olmanın ne otomatik ne de garantili olduğu anlamına gelmektedir.

Türkiye, otomotiv, makine, çelik ve kimya gibi sektörlerde Avrupa tedarik zincirlerinde halihazırda vazgeçilmez bir bağlantı görevi görmektedir. Küresel pazarlarda kalite, güvenlik ve etik üretimin bir göstergesi olarak yaygın biçimde kabul gören “Made in EU” etiketi kapsamındaki resmi tanınma, bu role güçlü bir boyut katacaktır. Türkiye’nin lojistik avantajları ve üretim kapasitesiyle birleştiğinde, böyle bir tanınma, ülkenin doğrudan yabancı yatırımlar açısından cazibesini önemli ölçüde artırabilir.

AB’nin temel amacı, coğrafi açıdan uzak tedarikçilere, özellikle Çin’e olan bağımlılığı azaltmak ve tedarik zincirlerini güvenilir, yakın ortaklar aracılığıyla yeniden inşa etmek olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin bu çerçeveye dahil edilmesi söz konusu stratejik hedefe hizmet ederken, Türk üretimiyle halihazırda derin biçimde bütünleşmiş AB şirketlerini de koruma altına almaktadır.

Değerlendirilmesi gereken fırsatlar ve riskler

Taslak, Türk sanayisi için Avrupa kamu alım pazarlarına erişim, üretim değer zincirlerine daha derin entegrasyon ve belirli ülkelerin çerçeve kapsamı dışında kalması durumunda oluşabilecek ihracat boşluklarından yararlanma imkanı şeklinde somut fırsatlar sunmaktadır. Bunun yanı sıra, AB’nin yeşil dönüşüm finansman mekanizmalarına erişim için de bir kapı aralayabilir.

Bununla birlikte, beraberinde gelen riskler de dikkatli bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. Düşük karbonlu üretim gereklilikleri ve kritik bileşenlere ilişkin koşullar üretim maliyetlerini artırabilir; uyum sağlama süreci ise hem mevzuata uyum hem de operasyonel uyarlamaya yönelik sürekli yatırım yapılmasını zorunlu kılacaktır.

Sonuç

“Made in EU” girişimi henüz taslak aşamasında olup Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilmemiştir. Bununla birlikte, onaylanması halinde Türkiye-AB ekonomik entegrasyonunu anlamlı biçimde derinleştirme ve uzun süredir durma noktasına gelmiş olan Gümrük Birliği’nin modernizasyonuna ilişkin tartışmaları yeniden canlandırma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin hayata geçirilmesi, karbonsuzlaşma sürecinde istikrarlı bir ilerlemeyi, AB standartlarıyla sürekli uyumu ve etkin bir diplomatik katılımı gerektirmektedir. Türkiye-AB koridorunda faaliyet gösteren şirketlerin, bu gelişmelerin şekillenme sürecinde olası yansımalarını değerlendirmek isteyebileceği düşünülmektedir.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

[View Source]

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More