ARTICLE
16 February 2026

İcra Ve İflas Hukukunda Üçüncü Haciz İhbarnamesi Ve Menfi Tespit Davası

FE
Fidanci & Esin Partners

Contributor

F&E Partners is a next-generation boutique law firm based in Istanbul, delivering full-spectrum legal solutions across diverse practice areas, including but not limited to dispute resolution, corporate, regulatory, and real estate matters. Combining international experience with meticulous local expertise, we offer agile, partner-led counsel and strategic insight to help clients thrive in a dynamic legal and business landscape.
Türk icra ve iflas hukuku sisteminde, alacaklının tatmini yalnızca borçlunun elindeki malvarlığı ile sınırlı olmayıp, borçlunun üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarını da kapsamaktadır.
Turkey Insolvency/Bankruptcy/Re-Structuring
Şevval Bahar Esin’s articles from Fidanci & Esin Partners are most popular:
  • in United States
Fidanci & Esin Partners are most popular:
  • within Criminal Law, Insurance, Litigation and Mediation & Arbitration topic(s)

I. Giriş

Türk icra ve iflas hukuku sisteminde, alacaklının tatmini yalnızca borçlunun elindeki malvarlığı ile sınırlı olmayıp, borçlunun üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarını da kapsamaktadır. İcra ve İflas Kanunu ("İİK") m. 89 çerçevesinde düzenlenen "Üçüncü Şahıstaki Alacakların Haczi" prosedürü, özellikle üçüncü haciz ihbarnamesi (89/3) aşamasında üçüncü kişi için çok ağır sonuçlar doğurabilen bir mekanizmadır. Bu aşamada üçüncü kişinin pasif kalması, borcun "zimmetinde sayılması" gibi bir karineile sonuçlanmakta ve üçüncü kişiyi, hiç tarafı olmadığı bir borç ilişkisinin doğrudan yükümlüsü haline getirebilmektedir.

Bu makale; 89/3 prosedürünün işleyişini, tebligat usulsüzlüklerinin sürelere etkisini, menfi tespit davasında görev ve yetki uyuşmazlıklarını sona erdiren Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023 tarihli uyuşmazlığın giderilmesi kararını, arabuluculuk şartının güncel durumunu ve Anayasa Mahkemesi'nin 2025 tarihli ispat yüküne ilişkin kararını incelemektedir.

II. Kavramsal Çerçeve

1. Muhafaza Tedbiri Olarak Haciz İhbarnamesi

Kural olarak, borçlunun üçüncü kişideki alacağı, icra müdürünün bu alacağı haczetmesi ve haciz tutanağına geçirmesiyle hukuken haczedilmiş sayılır. Ancak bu haczin üçüncü kişiye karşı sonuç doğurması ve üçüncü kişinin borçluya ödeme yapmasını engelleyen bir yasak haline gelmesi için m. 89 anlamında bir bildirim yapılması şarttır. Bu bildirim, yani haciz ihbarnamesi, aslında bir muhafaza tedbiridir. Kanun koyucu, üçüncü kişinin bu süreçte hak kaybına uğramaması için "üç aşamalı" bir sistem öngörmüştür. Bu sistemin temel amacı, üçüncü kişiye savunma hakkı tanımak ve yanlışlıkla borçlu sayılmasının önüne geçmektir.

2. Üç Aşamalı İhbarname Zincirinin Mantığı

İİK m. 89 sistemi, üçüncü kişinin itiraz etmemesi durumunda borcun varlığını kabul ettiğine dair bir varsayıma dayanır. 4949 sayılı Kanun ile 2003 yılında yapılan kapsamlı değişiklikten önce bu sistem daha sert uygulanmaktaydı; ancak modern hukuk anlayışı çerçevesinde sistem dengelenmiştir.

  • Birinci Haciz İhbarnamesi (89/1): Üçüncü şahsa, borçlunun kendisinde alacağı olduğu iddia edilen tutarın haczedildiği, bu tutarın artık borçluya ödenmemesi, aksi takdirde mükerrer ödeme riskiyle karşılaşacağı bildirilir. Üçüncü şahıs yedi gün içinde itiraz etmezse, borç zimmetinde sayılır.
  • İkinci Haciz İhbarnamesi (89/2): Birinci ihbarnameye itiraz etmeyen üçüncü şahsa, itiraz etmediği için borcun zimmetinde sayıldığı ve yedi gün içinde ikinci bir itiraz hakkı olduğu bildirilir. Bu aşama, unutkanlık veya ihmal durumları için bir "ikinci şans" niteliğindedir.
  • Üçüncü Haciz İhbarnamesi (89/3): Her iki ihbarnameye de itiraz etmeyen üçüncü şahsa gönderilen son bildirimidir. Bu bildirimle, borcun kesin olarak zimmetinde sayıldığı, on beş gün içinde ya parayı ödemesi ya da menfi tespit davası açması gerektiği, aksi halde cebri icra ile karşı karşıya kalacağı ihtar edilir.

III. Üçüncü Haciz İhbarnamesinin Hukuki Şartları ve İşleyişi

Üçüncü haciz ihbarnamesi, bir önceki aşamaların (89/1 ve 89/2) usulüne uygun şekilde tamamlanmış olmasını gerektiren bağımlı bir işlemdir. Eğer önceki aşamalarda bir usulsüzlük varsa, 89/3 ihbarnamesi hukuki temelden yoksun kalır.

1. Tebligat Rejimi ve Usulsüz Tebligatın Etkileri

İcra hukukunda süreler tebliğ ile başlar. Haciz ihbarnamelerinin tebliği, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Özellikle tüzel kişilere (bankalar, şirketler) yapılan tebligatlarda Tebligat Kanunu m. 7/a, 12 ve 13, Tebligat Kanunun Uygulanmasına dair Yönetmelik m. 12, 20 ve 21 ile Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümlerine riayet edilmelidir.

Uygulamada sıkça karşılaşılan "usulsüz tebliğ" durumu, 89/3 prosedürünü felç edebilir. Eğer üçüncü şahıs kendisine gönderilen ihbarnamelerin usulüne uygun tebliğ edilmediğini (örneğin kaşe/imza eksikliği, muhatabın adreste olmaması durumunda araştırma yapılmaması vb.) iddia ediyorsa, bu durumu öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde İcra Hukuk Mahkemesi'nde şikâyet yoluyla ileri sürmelidir. Mahkeme tebligatın usulsüz olduğuna karar verirse, tebliğ tarihi "öğrenme tarihi" olarak düzeltilir ve süreler bu tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

2. On Beş Günlük Hak Düşürücü Süre ve "Durdurma" Mekanizması

Üçüncü şahıs, 89/3 ihbarnamesini tebellüğ ettikten sonra on beş gün içinde menfi tespit davası açmak zorundadır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkemece resen dikkate alınır.

Bu davanın açılması, icra takibini kendiliğinden durdurmaz. İİK m. 89/3'ün dördüncü cümlesi uyarınca, üçüncü şahsın davanın açıldığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde icra dairesine sunması gerekir. Bu bildirim yapıldığı takdirde, icra takibi üçüncü şahıs hakkında durur. Bu "durma" hali, İİK m. 72'deki menfi tespit davasından farklı olarak teminat şartına bağlı değildir; kanun koyucu burada otomatik bir durma öngörmüştür. Ancak bu durma sadece üçüncü şahsı kapsar; asıl borçlu hakkındaki takibe engel teşkil etmez.

IV. Menfi Tespit Davası

89/3 kapsamında açılan menfi tespit davası, özü itibarıyla üçüncü kişinin "benim borçluya borcum yoktur" iddiasını mahkeme kararıyla tescil ettirme çabasıdır. Bu davanın İİK m. 72'deki genel menfi tespit davasından en büyük farkı, davacının "borcun asıl borçlusu" değil, "borçlu olduğu varsayılan üçüncü kişi" olmasıdır.

1. Davanın Tarafları ve Husumet

  • Davacı: Haciz ihbarnamesinin muhatabı olan üçüncü kişidir.
  • Davalı: Takip alacaklısıdır.
  • Borçlunun Durumu: Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri, asıl borçlunun davalı olarak gösterilip gösterilmeyeceğidir. Yargıtay'ın baskın görüşüne göre, 89/3 davasında davalı icra takibini başlatan alacaklıdır. Borçlu, bu davada "zorunlu hasım" değildir. Ancak borçlunun hukuki durumunun etkilenmesi nedeniyle davanın borçluya ihbar edilmesi veya borçlunun feri müdahil olarak sürece dahil olması yaygın bir pratiktir.

2. İspat Yükü Sorunsalı ve 06.03.2025 tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı

İİK m. 89/3'ün altıncı cümlesi; "Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur" diyerek ispat yükünü doğrudan davacıya yüklemiştir. Bu düzenleme, genel ispat kuralı olan "iddia eden ispatla yükümlüdür" ilkesine (HMK m. 190) aykırı olduğu ve menfi bir vakıanın ispatının imkansızlığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi ("AYM") önüne taşınmıştır.

Anayasa Mahkemesi'nin 06.03.2025 tarihli ve E.2024/53, K.2025/73 sayılı kararı, bu tartışmaya nokta koymuştur. AYM, ispat yükünün üçüncü kişide olmasını şu gerekçelerle Anayasa'ya uygun bulmuştur:

  • Üçüncü kişiye, bu aşamaya gelmeden önce iki kez (89/1 ve 89/2) hiçbir masraf ve harç ödemeden sadece "borcum yoktur" diyerek süreci durdurma imkânı verilmiştir. Üçüncü kişi bu basit hakkını kullanmayarak sürecin 89/3'e gelmesine kendi ihmaliyle neden olmuştur.
  • Alacaklı, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki iç ilişkiye yabancıdır. Alacaklıdan, aralarında hiçbir hukuki bağ olmayan iki kişi arasındaki "borcun varlığını" ispat etmesini beklemek, üçüncü kişiden "borcun olmadığını" ispat etmesini beklemekten daha ağırdır.
  • Üçüncü kişi davasında her türlü delile (ticari defterler, banka kayıtları, tanık, yemin) başvurabilir. İspat vasıtaları sınırlanmadığı için hak arama özgürlüğü ihlal edilmemiştir.

V. Görev Tartışmaları: 2023 Tarihli Uyuşmazlığın Giderilmesi Kararı

Üçüncü şahıslar tarafından açılan menfi tespit davasında hangi mahkemenin görevli olduğu hususu, özellikle taraflardan birinin banka veya şirket olduğu durumlarda Bölge Adliye Mahkemeleri arasında derin görüş ayrılıklarına yol açmıştır. Bazı daireler "taraflar tacir ise Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir" derken, diğerleri "bu bir takip hukuku davasıdır, Asliye Hukuk görevlidir" görüşünü savunmuştur.

1. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2023 Tarihli Kararı (E. 2023/5228, K. 2023/6468)

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki derin görüş ayrılıklarını gidermek amacıyla verdiği 06.11.2023 tarihli ve E. 2023/5228, K. 2023/6468 sayılı ilamı ile görev konusundaki belirsizliği kesin olarak sona erdirmiştir.

Yargıtay, bu kararında öncelikle takip alacaklısı ile üçüncü şahıs arasında doğrudan bir sözleşme, ticari ilişki veya haksız fiil bağı bulunmadığının altını çizmiştir. Davanın temel dayanağının ticari bir uyuşmazlıktan ziyade, İİK'nın yarattığı bir karine olan "borcun zimmette sayılması" durumundan kurtulmak olduğu, dolayısıyla uyuşmazlığın özünün tamamen takip hukukundan kaynaklandığı belirtilmiştir.

Bu doğrultuda, 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi gereğince malvarlığı haklarına ilişkin davalarda genel görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu ve aksine bir yasal düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle görevli merci tayin edilmiştir.

Sonuç olarak; taraflar tacir olsa da temel ilişki ticari nitelik taşısa da veya borcun dayanağı bir kambiyo senedi olsa dahi, İİK m. 89/3 uyarınca açılan menfi tespit davalarında görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kesinlik kazanmıştır.

2. Yetkili Mahkeme

İİK m. 89/3'ün açık hükmüne göre, yetkili mahkeme konusunda davacıya seçimlik bir hak tanınmıştır:

  • İcra takibinin yapıldığı yer mahkemesi,
  • Davacının (üçüncü şahsın) yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesi. Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olmayıp, bir yetki sözleşmesi ile değiştirilebilir veya davalı tarafça yetki itirazı ileri sürülmedikçe mahkemece resen gözetilmez.

VI. Arabuluculuk Sorunsalı: Dava Şartı mı Değil mi?

İİK m. 89/3 kapsamında açılan menfi tespit davalarında arabuluculuğun bir "dava şartı" olup olmadığı konusu, Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM) kararları arasında belirgin bir ikilem ve uygulama karmaşasına yol açmıştır. Bu uyuşmazlığın temelinde, davanın "ticari dava" sayılıp sayılmayacağı ve 7445 sayılı Kanun ile 01.09.2023'ten itibaren menfi tespit davalarının zorunlu arabuluculuğa dahil edilmesinin 89/3'ün özel doğasıyla nasıl bağdaşacağı sorusu yatmaktadır.

1. BAM Kararları Arasındaki Görüş Ayrılığı: Adana vs. İzmir

Yargı pratiğinde bu konuda iki zıt kutup oluşmuştur. Adana BAM 9. Hukuk Dairesi, 2019/274 Esas ve 2019/605 Karar sayılı ilamında, İİK m. 89/1 ve devamı maddelerine dayanan menfi tespit davasında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının zorunlu bir dava şartı olduğunu kabul etmiştir. Bu görüşe göre, uyuşmazlığın ticari niteliği gereği arabuluculuk bir ön şarttır.

Buna karşın İzmir BAM 22. Hukuk Dairesi'nin 26.04.2024 tarihli güncel kararı, davanın tarafları arasında doğrudan ticari bir bağ bulunmadığını ve uyuşmazlığın tamamen takip hukukundan neşet ettiğini belirterek arabuluculuğun bir dava şartı olmadığını hüküm altına almıştır. 2023 tarihli Yargıtay 11. HD görev kararı da davanın ticari değil, takip hukuku davası olduğunu teyit ederek İzmir BAM'ın "zorunlu değil" yaklaşımını güçlendirmiştir.

2. İhtiyari Arabuluculuk ve Sürelerin Durması Riski

Uygulamada uyuşmazlık henüz tam olarak tevhidi içtihatla birleşmediği için "risk yönetimi" adına arabuluculuğa başvurulması düşünülebilir. Ancak bu noktada zorunlu ve ihtiyari arabuluculuk arasındaki "sürelerin durma anı" farkı hayati bir risk barındırır.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ("HUAK") m. 18/A-15 uyarınca, zorunlu arabuluculukta süreler büroya "başvuru tarihi" itibarıyla dururken; HUAK m. 16 uyarınca ihtiyari arabuluculukta süreler ancak "sürecin başlamasıyla" (tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varılıp bu durumun bir tutanakla belgelendirildiği tarih) durmaktadır.

İİK m. 89/3'teki 15 günlük hak düşürücü sürenin darlığı göz önüne alındığında, davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı (ihtiyari olduğu) kabul edilen bir senaryoda; sadece büroya başvurup karşı tarafın sürece dahil olmasını beklemek süreyi durdurmayabilir. Eğer karşı taraf 15 günlük süre içinde masaya oturmazsa, dava açma hakkı tamamen düşebilir. Bu nedenle, uygulayıcıların bu belirsizlik ortamında hak düşürücü süreyi riske atmamak adına arabuluculuk sürecini 15 günlük süreyi kesmeyecek şekilde çok titiz yönetmeleri gerekmektedir.

VII. İİK m. 89/4 Tazminatı ve Diğer Yaptırımlar

Üçüncü şahsın sisteme verdiği en büyük zarar, gerçeğe aykırı itirazlarla takibi yavaşlatmasıdır. Bu durumun yaptırımı İİK m. 89/4'te düzenlenmiştir.

1. Tazminat Davasının Şartları ve Usulü

Eğer üçüncü şahıs 89/1 veya 89/2 aşamasında "borcum yoktur" diyerek itiraz ederse, alacaklı bu itirazın aksini İcra Mahkemesinde ispat ederek tazminat talep edebilir.

  • Görevli Mahkeme: İcra Mahkemesidir.
  • İspat Yükü: Bu davada ispat yükü alacaklıdadır. Alacaklı, üçüncü kişinin itiraz tarihinde borçluya gerçekten borcu olduğunu her türlü delille (ticari kayıtlar vb.) ispatlamalıdır.
  • Tazminat Miktarı:Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin içtihatlarına göre (2006/19147 K. 2006/22468 T. 28.11.2006), İİK m. 89/4 kapsamında öngörülen tazminat, özü itibarıyla üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanından doğan ve haksız fiil sorumluluğuna dayanan bir taleptir. Hükmedilecek tazminat miktarında temel kısıt, bu tutarın birinci haciz ihbarnamesi ile talep edilen miktarı aşamayacağıdır. Şayet yapılan yargılama sonucunda, üçüncü kişinin takip borçlusuna olan gerçek borcunun ihbarnamede belirtilen tutardan daha düşük olduğu tespit edilirse, mahkeme tazminata bu düşük miktar üzerinden hükmetmelidir. İhbarnamede istenen sınırı aşacak şekilde tazminat takdir edilmesi bozma sebebidir.

2. Cezai Sorumluluk (İİK m. 338/1)

Üçüncü şahıs (veya tüzel kişi adına beyanda bulunan yetkili), kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunmuşsa, alacaklının şikâyeti üzerine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilir. Uygulamada tazminat davası ile ceza davası birlikte veya ayrı olarak açılabilmektedir.

VIII. Uygulama Notları ve Pratik Strateji Önerileri

Bu bölümde, hukukçular ve icra departmanları için 89/3 sürecinde hayati önem taşıyan pratik detaylar ele alınacaktır.

1. Yargılama Giderleri Üzerine Stratejik Notlar

89/3 menfi tespit davalarında yargılama giderlerinin hangi tarafa yükleneceği hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.05.2023 tarihli kararı(E. 2022/11-62, K. 2023/464) ile "haksız çıkan tarafın sorumluluğu" çerçevesinde açıklık kazanmıştır.

Buna göre üçüncü kişinin 89/1 ve 89/2 ihbarnamesine itiraz etmeyerek sürecin 89/3 aşamasına gelmesine sebebiyet verdiği bir gerçektir; ancak bu durum yargılama giderlerinden mutlak sorumlu tutulması için tek başına yeterli değildir.

Kararda vurgulandığı gibi, davalı alacaklı davanın ilk duruşmasında herhangi bir savunma yapmadan davayı kabul ederse, HMK m. 312 uyarınca yargılama giderlerinden kurtulabilir. Buna karşın, alacaklı davaya cevap vererek borç ilişkisinin varlığını savunur ve davanın reddini talep ederse, artık basit bir takibin tarafı olmaktan çıkıp çekişmeli bir yargılamanın haksız çıkan tarafı haline gelir.

Bu halde de mahkemece borçlu olunmadığının tespiti halinde, davanın esasına karşı çıkan ve haksızlığı tescil edilen davalı alacaklı, "kaybeden öder" (HMK m. 326) genel kuralı uyarınca tüm yargılama giderlerinden ve nispi vekalet ücretinden bizzat sorumludur.

2. İİK m. 72 ve 89/3 Farkının Gözetilmesi

Uygulamada bazı icra daireleri, 89/3 davası açıldığında takibin durması için borcun tamamının nakit teminat olarak yatırılmasını talep etmektedir. Bu, m. 72 ile m. 89'un karıştırılmasından kaynaklanan hukuki bir hatadır.

İİK m. 72 uyarınca açılan takipten sonraki menfi tespit davalarında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için teminat şarttır.

İİK m. 89/3 uyarınca açılan davada ise kanun "takip işlemleri durur" diyerek teminatsız bir durma öngörmüştür. İcra müdürünün bu talebi reddetmesi halinde "memur muamelesini şikâyet" yoluna gidilmelidir.

3. İstirdat Davasına Dönüşme

Eğer üçüncü şahıs 15 günlük süreyi kaçırır ve parayı icra dairesine ödemek zorunda kalırsa, artık "menfi tespit" değil "istirdat" (paranın geri alınması) davası açması gerekir. Bu dava, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır (HGK., 05.06.2015, 2059/1488)

IX. Sonuç ve Hukuki Değerlendirme

İİK m. 89/3 prosedürü, bir yandan alacaklının haklarını korurken diğer yandan üçüncü kişiye basit bir itiraz ile süreci durdurma hakkı vermekte fakat bu fırsatın kaçırılması halinde de ağır bir ispat ve dava yükü yüklemektedir.

Anayasa Mahkemesi'nin 2025 tarihli kararıyla ispat yükünün üçüncü kişide kalması kesinleşmiş, Yargıtay'ın 2023 tarihli uyuşmazlığın giderilmesi kararıyla da görevli mahkemenin Asliye Hukuk olduğu netleşmiştir. Bu netleşme, uygulamadaki "görevsizlik" nedeniyle zaman kaybedilmesinin önüne geçecektir.

Üçüncü şahıslar için en güvenli liman, 89/1 aşamasında süresinde ve usulüne uygun itiraz etmektir. Süreç 89/3'e evrildiğinde ise, maktu harçlı menfi tespit davasının 15 gün içinde açılması ve 20 gün içinde icra dairesine belgelendirilmesi, mülkiyet hakkının korunması adına önemlidir.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

[View Source]

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More