- within Family and Matrimonial, Food, Drugs, Healthcare, Life Sciences, Government and Public Sector topic(s)
Giriş
Türkiye’de yerleşik şirket ve işletmeler bakımından ihracat işlemleri, yalnızca gümrük çıkışının tamamlanmasıyla sınırlı değildir. 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun, 4458 sayılı Gümrük Kanunu sistemi ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın 16.01.2020 tarihli İhracat Genelgesi uyarınca, ihracat işlemlerinden doğan bedellerin mevzuatta öngörülen usul ve süreler içinde yurda getirilmesi ve bankacılık sistemi üzerinden ilgili ihracat işlemine ilişkin tahsilatın tevsik edilerek “ihracat hesabının kapatılması” gerekmektedir. Bu yükümlülük, ihracatçıların kambiyo mevzuatına uyumunun temel unsurlarından birini oluşturmaktadır.
Uygulamada “ihracat bedelinin yurda getirilmesi” kavramı çoğu zaman sadece ödemenin Türkiye’ye transferini ifade ediyor gibi algılansa da, fiilen iki yönlü bir uyum alanı bulunmaktadır: (i) bedelin mevzuata uygun süre içinde tahsil edilmesi ve yurda getirilmesi, (ii) tahsilatın ilgili gümrük beyannamesi ve kalemleriyle doğru şekilde eşleştirilerek banka nezdinde usulüne uygun kapanışın sağlanması. Bu nedenle, bedelin fiilen tahsil edilmiş olması tek başına her zaman yaptırım riskini ortadan kaldırmamakta; kısmi tahsilatlar, iade/iskonto uygulamaları, alacağın temliki veya factoring işlemleri, mahsup/takas gibi ödeme yöntemleri ile evrak ve beyanname-kapanış uyumsuzlukları, “kapatma” sürecinde aykırılık olarak değerlendirilebilmektedir.
Öte yandan, son dönemde ihracatçıların birden fazla ihracat işlemine ilişkin olarak toplu tespitlere dayalı şekilde ardışık ve birikimli idari para cezalarıyla karşılaştığı görülmektedir. Bu yaptırımlar, yurtdışına satış yapan firmalar üzerinde önemli bir mali yük doğurmanın yanı sıra, bankacılık ve operasyon süreçlerinde ciddi bir uyum baskısı da yaratmaktadır. İdari para cezalarına karşı yargısal denetim imkânı teorik olarak mevcut olmakla birlikte, Sulh Ceza Mahkemeleri nezdinde yapılan başvuruların uygulamada her zaman etkin bir sonuç üretmediği; özellikle teknik kapanış/tevsik tartışmalarında itirazların çoğu kez reddedildiği gözlemlenmektedir.
Kanunun Kapsamı ve İhracatçıya Yüklediği Ödevler
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan kambiyo düzenlemeleri kapsamında, Türkiye’de yerleşik ihracatçıların ihracat işlemlerinden doğan alacaklarını mevzuatta öngörülen süre ve usuller içinde yurda getirmesi ve bankacılık sistemi üzerinden izlenebilir şekilde tevsik etmesi esastır. Nitekim 1567 sayılı Kanun’un 3. maddesinde, ihracat işlemlerinden doğan alacağını “tayin edilen süreler içinde” yurda getirmeyenler hakkında, yurda getirilmesi gereken kıymetin rayiç bedelinin %5’i oranında idari para cezası uygulanacağı; idari yaptırım kararı kesinleşmeden önce bedelin yurda getirilmesi halinde ise uygulanacak cezanın, getirilecek paranın %2,5’ini aşamayacağı düzenlenmiştir.
Söz konusu “süre” Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın İhracat Genelgesi’nde açık şekilde belirlenmiştir. Genel kural olarak, fiili ihraç tarihinden itibaren ihracat bedelinin yurda getirilme süresi 180 günü geçemez; 180 gün azami süre olup, esas olan ithalatçının ödemesini müteakip bedelin doğrudan ve gecikmeksizin yurda getirilmesidir. İhracat sözleşmelerinde tahsil için fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günden fazla vade öngörülmesi halinde ise, bedelin yurda getirilme süresi vade bitiminden itibaren 90 günü geçemeyecektir.
Yükümlülük yalnızca ihracat bedelinin bankaya aktarımı ile sınırlı değildir. İhracat bedelinin, mevzuatta öngörülen ödeme şekillerine uygun olarak tahsil edilmesi ve bankacılık sistemi içerisinde kabul edilerek İhracat Bedeli Kabul Belgesi (İBKB) düzenlenmesi gerekmektedir. Hazırlanan İBKB’lerin yapılan ihracatın Gümrük Beyannamesine özel olarak düzenlenmesi gereklidir. Banka aracılığıyla tahsil, efektif getirme, ödeme hizmeti sağlayıcıları aracılığıyla transfer, kredi kartı ile tahsil, çek veya poliçe gibi alternatif yöntemler ayrıntılı biçimde düzenlenmiş; her bir yöntem bakımından ayrıca tevsik ve belge ibrazı yükümlülüğü öngörülmüştür. Dolayısıyla ihracatçı, yalnızca alacağını tahsil etmekle değil, tahsilatın mevzuata uygun biçimde kayda geçirilmesini sağlamakla da sorumludur.
Bazı işlem türleri bakımından Genelge’de farklı süreler ve özel usuller de düzenlenmiştir. Örneğin, peşin döviz karşılığı ihracat işlemlerinde ihracatın 24 ay içinde gerçekleştirilmesi zorunlu tutulmuş; aksi hâlde prefinansman hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Mücbir sebep ve haklı durum hâllerinde sınırlı süreli ek imkân tanınmakla birlikte, bu hâllerin somut ve yazılı belgelerle ispatının zorunlu olduğunu belirtmek gerekir. Ayrıca, özelliği olan ihracat işlemleri (müteahhitlik hizmetleri, konsinye ihracat, geçici ihracat, kredili veya kiralama yoluyla ihracat gibi) bakımından farklı süreler öngörülmüş olmakla birlikte, ortak ilke bedelin nihai olarak yurda kazandırılmasıdır.
Bu itibarla, ihracat bedelinin yurda getirilmesi yükümlülüğü uygulamada yalnızca bedelin Türkiye’ye transfer edilmesi ile sınırlı olmayıp, birbiriyle bağlantılı birden fazla idari adımı içeren çok boyutlu bir uyum yükümlülüğü olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna göre ihracatçı, öncelikle bedelin mevzuatta öngörülen süre rejimine uygun şekilde yurda getirilmesini sağlamak; devamında söz konusu tahsilatın bankalar nezdinde “ihracat bedeli” olarak kabul edilerek İBKB/DAB gibi belgelerle tevsik edilmesini temin etmek; tahsilatı ilgili gümrük beyannamesi ve kalemleriyle doğru biçimde ilişkilendirerek ihracat hesabının usulüne uygun şekilde kapatılmasını sağlamak; nihayetinde ise istisna hükümleri ve “özelliği olan ihracat” türlerine ilişkin özel usullere riayet etmekle yükümlüdür.
2.1. İstisnalar
2.1.1. İhracat Bedelinin Yurda Getirilmesinde İstisna Tanınan Ülkeler
İhracat Genelgesi’nin 4. Maddesinin 6 numaralı fıkrası “Ek:2’de yer alan ülkelere yapılan ihracat işlemlerinde, 2018-32/48 sayılı Tebliğ’in 3. maddesinin birinci fıkrası uygulanmamaktadır. Bu kapsamda, anılan ülkelere yapılan ihracatta, bedelin ithalatçının ödemesini müteakip bankaya transferi ve fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günlük azami süre içinde yurda getirilmesi kuralı bakımından istisna öngörülmüştür. Güncel Ek:2 listesi aşağıdaki ülkelerden oluşmaktadır:
| 1- Afganistan | 2- Angola | 3- Belarus | 4- Benin |
| 5- Burkina Faso | 6- Cibuti | 7- Çad Cumhuriyeti | 8- Demokratik Kongo Cumhuriyeti |
| 9- Etiyopya | 10- Fildişi Sahili | 11- Filistin | 12- Gabon |
| 13- Gana | 14- Gine | 15- Güney Sudan | 16- İran |
| 17- Kamerun | 18- Kenya | 19- Kırgızistan | 20- Kongo Cumhuriyeti |
| 21- Kuzey Kore | 22- Küba | 23- Liberya | 24- Lübnan |
| 25- Mali | 26- Moldova | 27- Mozambik Cumhuriyeti | 28- Nijerya |
| 29- Senegal | 30- Somali | 31- Sudan | 32- Suriye |
| 33- Tacikistan | 34- Tanzanya | 35- Venezuela | 36- Yemen |
Başka bir ifadeyle; yukarıda yazılı 36 ülkeye yapılan ihracatta Gümrük Beyannamesinde yer alan ihracat bedelinin 180 günlük azami süre içerisinde yurda getirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.
2.1.2. İhracatçının Serbest Kullanımına Bırakılan Dövizler
Aynı Genelgenin 22. maddesi uyarınca; hizmet ihracatı, transit ticaret, Türkiye’de ikamet etmeyenlere özel fatura ile yapılan satışlar, mikro ihracat ve serbest bölge işlem formu kapsamındaki 5.000 ABD doları (veya karşılığı) tutarı aşmayan ihracat işlemlerinde bedellerin tamamının tasarrufu serbesttir. Ek:3’te sayılan ülkelere yapılan ihracat işlemlerinde ise bedellerin %50’sinin tasarrufu serbest bırakılmıştır.
Maddede sözü edilen EK 3’te yer alan İhracat Bedelinin yurda getirilmesinde gümrük beyannamesinde yer alan tutarın yüzde ellisinin tasarrufunun serbest bırakıldığı ülkeler aşağıdaki gibidir:
| Azerbaycan | Cezayir | Fas |
| Kazakistan | Libya | Özbekistan |
| Tunus | Türkmenistan | Ukrayna |
2.2. Terkin
Mevzuat hükümleri uyarınca ihracat bedellerinin yurda getirilmesi yükümlülüğüne belirli şartlar altında istisnalar öngörülmüş ve ihracat hesaplarının terkin edilmesine imkân tanımıştır. İhracat Genelgesinin Terkin başlıklı 28. maddesi uyarınca, her bir gümrük beyannamesi itibarıyla; (i) 15.000 ABD doları veya eşitine kadar noksanlığı olan ihracat hesapları, (ii) 15.000 ABD dolarını aşmakla birlikte 100.000 ABD dolarını aşmamak üzere, beyanname/form bedelinin %10’una kadar noksanlığı olan ihracat hesapları belirli koşullarla bankalarca (veya 90 günlük ihtarname süresi ve ek süreler içinde vergi dairesince) terkin edilerek kapatılabilmektedir
Ayrıca, 200.000 ABD doları veya eşitini aşmamak kaydıyla ve beyan edilen bedelin %10’una kadar açık hesaplar bakımından, mücbir sebep ve haklı durum halleri dikkate alınmak suretiyle ilgili Vergi Dairesi Başkanlığı veya Müdürlüğünce terkin edilebilmektedir. 200.000 ABD doları veya eşitini aşan noksanlıklarda ise terkin talepleri doğrudan Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılmaktadır.
İdari Yaptırım Süreci, İhbar Mekanizması ve İdari Para Cezaları
İhracat bedellerinin yurda getirilmesine ilişkin yükümlülüklerin ihlali hâlinde uygulanan yaptırım rejimi, 1567 sayılı Kanun’a dayanılarak yürürlüğe konulan ikincil düzenlemeler (32 sayılı Karar ve ilgili tebliğ/genelgeler) üzerinden işletilmektedir. Bu çerçevede, ihracat bedelinin süresinde yurda getirilmemesi veya ihracat hesabının mevzuata uygun şekilde kapatılamaması, 1567 sayılı Kanun’un 3. maddesi kapsamında idari para cezasına konu olabilmektedir.
İdari yaptırım süreci, Tebliğ’de öngörülen “ihbar–ihtar” mekanizması üzerinden işlemektedir. Buna göre, süresi içinde kapatılmayan hesaplar aracı banka tarafından 5 iş günü içinde ilgili Vergi Dairesi’ne ihbar edilmekte, akabinde Vergi Dairesi 10 iş günü içinde 90 günlük bir ihtarname göndererek ihracatçıdan ihracat bedelinin yurda getirildiğine ilişkin bilgi ve belge talebinde bulunmakta, hesap kapatılmadıysa veya mücbir sebep/haklı durum belgelenmezse yaptırım sürecini başlatmaktadır.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayımlanan 16 Ocak 2020 tarihli İhracat Genelgesi’nin 29. Maddesi uyarınca, ek süreler de dahil olmak üzere süresi içinde kapatılamayan ihracat hesapları aracı banka tarafından ilgili Vergi Dairesi’ne bildirilmektedir. 90 günlük ihtar süresi sonunda hesap kapatılmazsa, Vergi Dairesi tarafından Cumhuriyet Savcılığı’na bildirim yapılmakta ve 1567 sayılı Kanun kapsamında ihracatçı hakkında idari para cezasına hükmolunmaktadır. Cumhuriyet savcılığı tarafından tesis edilen idari yaptırım kararlarına karşı başvuru yolu ise 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde olup, başvuru süresi kural olarak kararın tebliği/tefhimi tarihinden itibaren 15 gündür.
Ancak uygulamada Vergi Dairesi tarafından ihracatçıya bildirim yapılmadığı, bilgi ve belge talebinde bulunulmadan, doğrudan Savcılığa bildirim usulüyle vergi cezası tahakkuk edildiği görülmektedir. Konuya ilişkin 14.10.2025 tarihli 2022/8951 Başvuru Numaralı Anayasa Mahkemesi kararı oldukça önemlidir. Zira anılan karara göre Vergi Dairesi tarafından usulüne uygun bir inceleme ve bildirim yapılması gerektiği, ihracata dair işlemlerin bankalardan sorulması gerektiği aksi halde uygulanan idari yaptırım kararının hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir.
Sonuç
İhracat bedellerinin yurda getirilmesi ve ihracat hesabının kapatılması yükümlülüğü, 1567 sayılı Kanun, 32 sayılı Karar, 2018-32/48 sayılı Tebliğ ve Merkez Bankası Genelgesi ile, ihracatçılar açısından edindikleri ihracat bedelini yurda getirmeleri hususunda çok katmanlı bir yükümlülük öngörmektedir. Bu kapsamda, bedelin fiilen tahsil edilmesi tek başına yeterli görülmemekte; tahsilatın mevzuatta öngörülen süreler içinde yurda kazandırılması, bankacılık sistemi içinde “ihracat bedeli” olarak kabul edilerek İBKB/DAB ile tevsik edilmesi ve ilgili gümrük beyannamesiyle doğru şekilde ilişkilendirilerek hesabın usulüne uygun biçimde kapatılması gerekmektedir.
İstisna tanınan ülkelere ilişkin düzenlemeler, ihracatçının serbest tasarrufuna bırakılan tutarlar ve terkin mekanizması gibi hükümler ise, her somut işlemde ayrıca değerlendirilmesi gereken özel rejimler olup, uygulamada yükümlülüğün kapsamını ve yaptırım riskini doğrudan etkileyebilmektedir.
Diğer yandan, ihbar–ihtar mekanizması üzerinden ilerleyen idari yaptırım süreci, özellikle çok sayıda ihracat işlemi bakımından toplu tespitlere dayalı olarak ardışık ve birikimli idari para cezalarının gündeme gelmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle, ihracatçıların risk yönetimini yalnızca “ceza tebliğ edildikten sonra itiraz” aşamasına bırakmaksızın; tahsilat yöntemlerini, belge akışını ve bankalar nezdindeki kapanış süreçlerini baştan itibaren mevzuata uyumlu şekilde kurgulaması, istisna ve terkin imkânlarını zamanında değerlendirmesi ve ihtar süreçlerinde gerekli bilgi-belge setini eksiksiz biçimde sunması önem taşımaktadır.
Nitekim incelenen Anayasa Mahkemesi kararı da göstermektedir ki, Vergi Dairesi tarafından yürütülen ihbar ve ihtar süreci yaptırımın kurucu unsurudur. Bu sürecin usule aykırı yürütülmesi hâlinde, yaptırım kararının hukuki temeli zayıflamakta; bu durum ise kanunilik, ölçülülük ve hukuki güvenlik ilkeleri bakımından tartışma yaratmakta ve sonucunda başvurucu lehine olacak şekilde yeniden karar verilmesine hükmedildiği görülmektedir. Bu karardan hareketle ihracat bedelinin süresinde yurda getirilmemesinin tek başına yaptırım için yeterli görülmemesi; idari sürecin tüm aşamalarının usulüne uygun işletilip işletilmediği, terkin ve mahsup hükümlerinin değerlendirilip değerlendirilmediği ve ihracatçının kusurunun bulunup bulunmadığı somut olay bazında titizlikle incelenmesi gerektiği açıktır.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.
[View Source]