- with readers working within the Law Firm industries
ZORUNLU TRAFİK SİGORTASI GENEL ŞARTLARI’NDA YENİ DÖNEM (01.07.2026 tarihinde yürürlüğe girecek değişiklikler)
01.07.2026 tarihinde yürürlüğe girecek yeni düzenleme yalnızca bazı maddelerin revizyonundan ibaret değil; hasar yönetimi, tazminat hesaplamaları ve sigortacının sorumluluğuna ilişkin yaklaşımı da önemli ölçüde değiştirecektir.
Dikkat çeken başlıca değişiklikler:
- Mevcut Genel Şartlar’da “sigortalı” kavramı, poliçe konusu araç bakımından 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi uyarınca zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlü işletenler şeklinde tanımlanmışken; 12 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan düzenleme ile bu tanım değiştirilerek, “işleten sayılan kişi” ifadesi esas alınmıştır. Böylece sigortalı kavramının kapsamı, malik esaslı yaklaşımdan uzaklaştırılarak fiilî hâkimiyet ve zilyetlik ilişkisini önceleyen bir çerçeveye yaklaştırılmıştır.
- Değer kaybı hesaplamalarında formül odaklı sistem terk edilerek; aracın yaşı, kilometresi, marka ve modeli, kullanım durumu, hasar geçmişi, hasar gören parçalar ile kaza öncesi ve onarım sonrası ikinci el piyasa değerleri arasındaki fark esas alınarak gerçek piyasa kaybını esas alan yöntem benimsenmiştir.
- Araç hasarına ilişkin başvuru sürecinin kapsamı genişletilmiş; artık sigorta şirketine yapılan hasar bildirimleri, ayrıca bir talep bulunup bulunmadığına bakılmaksızın değer kaybını da kapsar hale getirilmiştir. Böylelikle, şirket tarafından atanan eksperce talep olup olmadığına bakılmaksızın kaza sonrası araçta meydana gelen değer kaybı tutarı da aynı raporda tespit edilecektir.
- Sigorta şirketlerine, en geç nihai eksper raporunun kendisine ulaştığı tarihi takip eden iş günü içerisinde hesaplanan değer kaybı tutarını hak sahibine ayrıca ve açık şekilde bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.
- Trafik kazası sonucu ortaya çıkan tedavi giderlerinin, mağdurun eski sağlık durumuna kavuşturulmasına yönelik tüm masrafları kapsadığı ve bu kapsamda SGK’nın sorumluluğunun devam ettiği yeniden vurgulanmış; bu giderler bakımından sigorta şirketi ve Güvence Hesabı’nın sorumluluğu bulunmadığı açıkça düzenlenmiştir.
- Buna karşılık, tedavi sürecinde ortaya çıkan geçici bakıcı giderleri ile sürekli sakatlık oranının belirlenmesinden sonra ihtiyaç duyulduğu tıbben tespit edilen sürekli bakıcı giderleri sağlık giderleri teminatı kapsamında değerlendirileceği ve bu kapsamda sigorta şirketlerinin sorumluluğunda olduğu açıkça düzenlenmiştir.
- Sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı taleplerininse sakatlanma teminatı kapsamında değerlendirileceği ve bu kapsamda sigorta şirketlerinin sorumluluğunda olduğu tekrarlanmıştır.
- Sakatlanma ve destekten yoksun kalma tazminatlarında, Genel Şart eklerinde yer alan hesaplama yöntemleri yerine Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin genel hükümlerine atıf yapılmıştır.
- Hasarlı parçanın onarımının mümkün olmaması halinde kural olarak orijinal parça kullanımı esas alınmıştır. Ancak araç malikinin açık rızasının bulunması veya orijinal parçanın temin edilememesi durumunda eşdeğer ya da yenilenmiş parça kullanımına izin verilebilecektir. Bu şartların gerçekleştiğinin ispat yükü ise sigortacıya yüklenmiştir.
- Önceki düzenlemede, araç ağır hasarlıysa ve eksper raporuna göre onarımı mümkünse, sigorta şirketi “trafikten çekilmiştir” kaşeli’ tescil belgesi’ ibraz edilmeden ödeme yapamazken; yeni düzenleme ile “onarım imkânı” tartışması çıkarılarak, Kurum tarafından belirlenen esaslar çerçevesinde aracın ağır hasarlı sayılıp sayılmadığının eksper raporu ile tespit edilmesi yeterli görülmüştür.
- Olay yerini terk etme nedeniyle sigortacının rücu hakkı, yalnızca bedeni zararlarla sınırlı olmaktan çıkarılarak maddi zararları da kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
- Mevcut sistemde yer alan, poliçenin yeni işleten için 15 gün devam etmesine imkân tanıyan uygulama kaldırılmıştır. Buna göre işleten değişikliği halinde poliçe, değişiklik tarihi itibarıyla sona erecektir.
Netice itibarıyla yapılan değişiklikler ile değer kaybı ve bedensel zarar tazminatlarının hesaplanmasında genel şart eklerindeki formüllerden uzaklaşılarak gerçek zararın esas alınmasına yönelik bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu dönüşümün, yalnızca sigorta şirketlerinin hasar değerlendirme ve tazminat süreçlerini değil, aynı zamanda Sigorta Tahkim Komisyonu ve yargı mercileri nezdindeki uyuşmazlıkların kapsamını, değerlendirilme yöntemlerini ve karar pratiğini de önemli ölçüde etkilemesi beklenmektedir.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.
[View Source]