- in United States
- within Energy and Natural Resources, Employment and HR and Criminal Law topic(s)
A. GİRİŞ
Her ticari işletmenin bir merkezinin bulunması gerekir. Bu hususa Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) madde 40/1’de “Her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren onbeş gün içinde, ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirir.” denilmekle dolaylı olarak işaret edilmektedir.
Ticari işletme kapsamında yürütülen faaliyetlerin yaygınlaşması işlerin tek bir merkezden yürütülmesini zorlaştırabilir. Bu durumda işlerini merkezden yürütmek yerine işlerin mahallinden yürütmek isteyebilir. Bu durum karşısında başvurulan yol ise TTK kapsamında ticari işletmenin merkezine bağlı şube açmak olacaktır.
Her ne kadar TTK kapsamında şube tanımı yapılmamış olsa da Ticaret Sicili Yönetmeliği (“TSY”) madde 118/1’de “Bir ticari işletmeye bağlı olup ister merkezinin bulunduğu sicil çevresi içerisinde isterse başka bir sicil çevresi içinde olsun, bağımsız sermayesi veya muhasebesi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kendi başına sınai veya ticari faaliyetin yürütüldüğü yerler ve satış mağazaları şubedir.” şeklinde ve sair düzenlemelerde tanımı yapılmıştır.
B. ŞUBELERİN HUKUKİ STATÜSÜ
a. Şubelerin Merkeze Bağımlı Olması
Şube ticari işletmenin bir parçası olarak merkeze bağlıdır. Dolayısıyla şube ile merkezin aynı gerçek veya tüzel kişiye ait olması gerekir. Ayrı tüzel kişiliği bulunan müesseseler ile farklı hak süjelerine ait birimler arasında merkez ve şube ilişkisi söz konusu olamaz.
Dolayısıyla şubenin kar ve zararı, şube aracılığı ile elde edilen hak ve borçlar merkeze aittir. Bu bağlılık sebebi ile merkez ile şubenin işletme politikası da aynı olması gerekmektedir. Şubenin merkeze bağlılığı, onun merkez işletmenin hukuken bir parçası olduğunu ve özellikle iç ilişki anlamında şubeye ilişkin önemli kararların merkez tarafından alındığını gösterir. Ancak bu, hiçbir zaman şubenin bütün işlemlerinde merkezin onayını almak zorunda olduğu veya kendi başına işlemler yapamayacağını anlamı taşımaz. Özellikle aynı işletme politikası güden şube ile merkez arasında, işletme amacında bir birlik söz konusudur.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 14.12.20216 tarihli 2016/7517 Esas 2016/7471 Karar sayılı kararı ile de şubelerin ticari işletmelerin bir parçası olarak merkeze bağlı olduğunu ve şirketi temsil eden şubelerin ayrı bir tüzel kişiliğinin bulunmadığını dolayısıyla şubenin kar ve zararın merkeze ait olduğunu; şube aracılığıyla elde edilen hakların, üstlenilen borçların sahibi de, şube değil işletmenin kendisinin olacağını hüküm altına almıştır.
Şubeler, yaptıkları işlemlerde kendi ad ve hesabına değil, doğrudan bağlı olduğu gerçek veya tüzel kişi ad ve hesabına hareket ederler. Diğer bir deyişle şubeler, yaptıkları hukuki işlemlerde merkezden aldığı yetkiyi kullanan ve işletenin doğrudan temsil edildiği birimlerdir.
Diğer yandan, TTK madde 48/1"Her şube, kendi merkezinin ticaret unvanını, şube olduğunu belirterek kullanmak zorundadır." hükmünü haizdir. Bu sebeple şubeyle hukuki işlemler gerçekleştiren üçüncü kişiler, şubenin ticaret unvanından dahi o yerin bir merkeze bağlı olduğunu ve yapılan hukuki işlemlerin, bir merkez ad ve hesabına yapıldığını öngörebilirler.
Şubenin sorumluluk rejimi ise onun merkezden ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olmaması esasına dayanır. Şube, merkeze bağlı olmakla birlikte belirli ölçüde organizasyonel bağımsızlığa sahip olabilir ve üçüncü kişilerle ticari ilişkiler kurabilir. Ancak bu durum, şubenin bağımsız bir hak ve borç süjesi olduğu anlamına gelmez. Şube aracılığıyla yapılan işlemlerden doğan haklar ve borçlar, kural olarak şubenin bağlı bulunduğu tacir veya şirkete aittir. Bu nedenle şube faaliyetlerinden kaynaklanan borçlardan dolayı sorumluluk, ayrı bir malvarlığına sahip olmayan şubeye değil, merkeze yönelir.
b. Şubenin Dış İlişkilerde Bağımsız Olması
Şube merkeze bağımlı olmakla birlikte, dış ilişkilerde bağımsızdır. Dolayısıyla şubenin, ticari işletmenin faaliyet alanına göre asli nitelik arz eden işlemleri üçüncü kişilerle kendi başına yapması beklenmektedir. Merkezin yaptığı türden işlemlerin asli nitelikte olanlarını yerine getirdikleri için ise bulundukları yerde adeta merkez işletmenin bir izdüşümü gibi kabul edilebilir.
En başta hukuken bir merkeze bağlı olan şubeler, birçok konuda merkezin talimatları ya da kendisine tanıdığı yetkiler çerçevesinde üçüncü kişilerle işlemler gerçekleştirir. Bu nedenle kendi başına faaliyet yapma unsuru, şubelere sınırsız bir faaliyet serbestisi sağlamaz. Bilakis merkezin işletme politikasına bağlı olan ve onu gerçekleştirmeye hizmet eden şubeler, merkezden aldığı yetkiler dâhilinde hareket eder.
Kendi başına işlemler yapma unsuru, şubenin temsil yetkisiyle yakından bağlantılıdır. Çünkü ancak merkez işletmenin yaptığı asli işlemleri dışa karşı bağımsız olarak yerine getirebilen birimler bu niteliğe sahip olur.
Kendi başına işlem yapma serbestisi yönünden şubeler, üçüncü kişilerle bir hukuki işlemi yapıp yapmamakta, işlem yapacağı kişiyi seçmekte ve karşı tarafla yapılan işlemin şartlarını birlikte kararlaştırmakta özgürdür. Yargıtay tarafından verilen kararlarda ise müşterilerle bağımsız ve ayrı ticari işlemleri bulunmayan, merkezden ayrı ve bağımsız hareket etmeyen yerlerin şube niteliği taşımayacağı; şube sayılabilmek için söz konusu yerin merkeze bağlı olmakla birlikte üçüncü kişilerle dış ilişkide bulunabilen ve belli ölçüde bağımsız ticari faaliyet yürüten bir organizasyon niteliği taşıması gerektiği kabul edilmektedir.
C. SONUÇ
Sermaye şirketi şubeleri, merkeze bağlı olarak faaliyet gösteren ancak dış ilişkilerde belirli ölçüde bağımsız hareket edebilen ticari organizasyonlardır. Şubenin ticaret siciline tescil edilmesi, ayrı muhasebesinin bulunması veya üçüncü kişilerle işlem yapabilmesi, ona merkezden ayrı bir tüzel kişilik kazandırmaz.
Bu nedenle şube aracılığıyla yapılan işlemlerden doğan hak ve borçlar, kural olarak şubenin bağlı bulunduğu sermaye şirketine aittir. Şube faaliyetlerinden kaynaklanan sorumluluk da ayrı bir malvarlığı bulunmayan şubeye değil, merkeze yönelir.
Yargıtay kararlarında da şube niteliğinin tespitinde merkeze bağlılık yanında, dış ilişkilerde üçüncü kişilerle işlem yapabilme ve belli ölçüde bağımsız ticari faaliyet yürütme unsurlarının arandığı görülmektedir. Bu kapsamda, merkezden ayrı hareket etmeyen ve müşterilerle bağımsız ticari işlemleri bulunmayan yerlerin şube niteliği taşımayacağı kabul edilmektedir.
Sonuç olarak şube, sermaye şirketinin merkezden ayrı bir kişiliği olmayan; ancak temsil ve ticari faaliyet bakımından dış ilişkilerde hukuki sonuç doğurabilen bağlı bir birimidir.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.