- within Energy and Natural Resources and Criminal Law topic(s)
- in European Union
A. GİRİŞ
Markalar, işletmelerin mal ve hizmetlerini ayırt etmeye yarayan temel ticari işaretlerdir. Ancak uygulamada bazı markaların zamanla ilgili ürün veya hizmetin genel adı haline geldiği görülmektedir. “Markanın jenerikleşmesi” olarak adlandırılan bu durum, markanın ayırt ediciliğini kaybetmesine ve hukuki korumasının zayıflamasına yol açabilmektedir.
Bu makalede, Türk marka hukukunda jenerikleşme olgusu; mevzuat, uygulama ve yargı içtihatları çerçevesinde ele alınacaktır.
B. TÜRK MARKA HUKUKUNDA JENERİKLEŞMEYE İLİŞKİN MEVZUAT
Türk marka hukukunda markanın jenerikleşmesi, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”) kapsamında düzenlenmektedir. SMK’nın 26. maddesi uyarınca, markanın tescilinden sonra yaygın bir şekilde, marka sahibinin fiilleri veya ihmali sonucunda ilgili mal veya hizmetler için yaygın bir ad haline gelmesi durumunda markanın iptaline karar verilebilecektir.
Bu düzenleme, markanın ayırt edicilik işlevinin korunmasını amaçlamakta olup, marka sahibine markasının kullanımını kontrol etme ve ayırt ediciliğini sürdürme yönünde aktif bir yükümlülük yüklemektedir. Zira marka sahibinin markanın jenerikleşmesini önlemek için gerekli özeni göstermemesi halinde, marka üzerindeki münhasır haklarını kaybetmesi söz konusu olabilecektir.
Jenerikleşmenin gerçekleşebilmesi için iki temel unsurun birlikte bulunması gerekmektedir. Bunlardan ilki, markanın ilgili tüketici kitlesi nezdinde belirli bir işletmeyi değil, doğrudan mal veya hizmet türünü ifade eder hale gelmesidir. İkinci unsur ise bu durumun marka sahibinin fiilleri veya ihmali sonucunda ortaya çıkmış olmasıdır.
Bu yönüyle jenerikleşme, yalnızca tüketici algısına bağlı bir olgu olmayıp, aynı zamanda marka sahibinin davranışlarıyla da doğrudan bağlantılı bir hukuki durumdur.
C. UYGULAMADA MARKANIN JENERİKLEŞMESİNE YOL AÇAN DURUMLAR
Uygulamada markaların jenerikleşmesine yol açan çeşitli durumlar bulunmaktadır. Bu durumların ortak noktası, markanın ayırt edici işlevinin zamanla zayıflaması ve nihayetinde ortadan kalkmasıdır.
En sık karşılaşılan durumlardan biri, markanın yoğun ve kontrolsüz şekilde jenerik bir ad gibi kullanılmasıdır. Özellikle tüketicilerin bir ürün grubunu ifade ederken marka adını yaygın biçimde kullanmaları, zamanla markanın jenerikleşmesine yol açabilmektedir. Bu durum, markanın pazardaki başarısının bir sonucu olarak ortaya çıkmakla birlikte, hukuki açıdan marka sahibinin aleyhine sonuçlar doğurabilmektedir.
Bir diğer önemli durum ise, marka sahibinin üçüncü kişilerin markayı jenerik anlamda kullanmasına karşı gerekli önlemleri almamasıdır. Markanın lisanslı veya lisanssız kullanımının denetlenmemesi, markanın yanlış ve yaygın kullanımına göz yumulması veya markanın ürün adı yerine geçecek şekilde kullanılmasına müdahale edilmemesi, jenerikleşme sürecini hızlandırabilmektedir.
Ayrıca reklam ve pazarlama faaliyetlerinde markanın doğrudan ürün adı gibi kullanılması da jenerikleşmeye zemin hazırlayabilmektedir. Bu nedenle marka sahiplerinin markalarını her zaman ayırt edici bir işaret olarak konumlandırmaları ve kullanım biçimlerine dikkat etmeleri büyük önem taşımaktadır.
D. YARGITAY KARARLARINDA JENERİKLEŞMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Türk marka hukukunda markanın jenerik hale gelip gelmediğinin belirlenmesi büyük ölçüde yargı kararları aracılığıyla şekillenmektedir. Yargıtay içtihatları incelendiğinde, jenerikleşmenin tespitinde özellikle markanın ilgili mal veya hizmet bakımından ayırt edici niteliğini kaybedip kaybetmediği ve ilgili tüketici kesimi nezdinde nasıl algılandığı dikkate alınmaktadır.
Bu kapsamda Yargıtay, bir işaretin artık belirli bir ticari kaynağı değil, doğrudan mal veya hizmet türünü ifade eder hale gelmesini jenerikleşmenin temel kriteri olarak kabul etmektedir. Ayrıca jenerikleşmenin sonuçları bakımından, markanın bu niteliği kazanmasının marka sahibinin davranışlarından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunun da önem taşıdığı görülmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 27.05.2021 tarihli ve 2017/2497 E., 2021/631 K. sayılı kararı:
Bu karar, markanın zaman içinde jenerik hale gelmesi ve bunun marka tesciline etkileri bakımından önemli tespitler içermektedir. Somut olayda, başlangıçta ayırt edici nitelikte olan bir ibarenin, kullanım sonucu boya sektöründe belirli bir ürün türünü ifade eden genel bir ad haline geldiği kabul edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu, bir işaretin jenerik hale gelmesi durumunda artık ayırt edicilik fonksiyonunu kaybedeceğini ve bu nedenle ilgili mal veya hizmetler bakımından yeniden marka olarak tescil edilemeyeceğini vurgulamıştır. Bu kapsamda, söz konusu ibarenin başvuru tarihi itibarıyla ilgili emtialar yönünden jenerik hale geldiği sabit olduğundan, marka başvurusunun reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kararda ayrıca önemli bir ayrım yapılmıştır: Markanın jenerik hale gelmesinde marka sahibinin davranışlarının etkili olup olmadığı hususu, marka tescil başvurusu aşamasında değil; ancak iptal davalarında değerlendirilmesi gereken bir konudur. Buna karşılık, bir işaretin jenerik hale geldiği tespit edildiği anda, artık bu işaretin marka sahibi dahil hiç kimse tarafından aynı mal veya hizmetler bakımından yeniden tescil ettirilmesi mümkün değildir.
Bu karar, jenerikleşmenin yalnızca marka hakkının sona ermesi bakımından değil, aynı zamanda yeni marka başvurularının değerlendirilmesinde de belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 19.09.2013 tarihli ve 2012/3535 E., 2013/16154 K. sayılı kararı:
Bu karar, belirli ibarelerin marka içinde jenerik veya tasviri nitelik taşımasının ayırt edicilik ve karıştırılma ihtimali değerlendirmesine etkisini ortaya koymaktadır. Somut olayda, “ZERO” ibaresinin tüketici nezdinde “şekersiz, sıfır kalori” gibi ürün özelliklerini ifade eden tasviri bir anlam taşıdığı kabul edilmiştir.
Yargıtay, bu tür ibarelerin ilgili mal ve hizmetler bakımından ayırt edici gücünün zayıf olduğunu ve markanın esas unsuru olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu kapsamda, markaların bütünsel değerlendirilmesinde “ULUDAĞ” ve “PANDA” ibarelerinin ön plana çıktığı, “ZERO” ibaresinin ise tali ve tanımlayıcı nitelikte kaldığı kabul edilmiştir.
Bu doğrultuda, ortak unsurun tasviri nitelikte olması nedeniyle tek başına karıştırılma ihtimali yaratmayacağı ve ayırt edicilik değerlendirmesinde esas unsurun dikkate alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu karar, özellikle jenerik veya tasviri hale gelmiş ibarelerin marka korumasındaki rolünü sınırlandırmakta ve bu tür ibarelerin marka içindeki ağırlığının sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 24.11.2014 tarihli ve 2014/11351 E., 2014/18224 K. sayılı kararı:
Bu karar, bir markanın belirli mal veya hizmetler bakımından zamanla jenerik hale gelebileceğini ve bu durumun ayırt edicilik değerlendirmesine etkisini ortaya koymaktadır. Somut olayda, “jeggings” ibaresinin başlangıçta ayırt edici nitelik taşımasına rağmen, özellikle “tayt görünümlü pantolonlar” bakımından yaygın kullanım sonucu ürün türünü ifade eden bir kavrama dönüştüğü kabul edilmiştir.
Yargıtay, bir işaretin jenerik hale gelmesinin her mal ve hizmet bakımından değil, yalnızca ilgili olduğu ürün grubu yönünden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu kapsamda “jeggings” ibaresinin yalnızca belirli bir ürün türü için ayırt ediciliğini yitirdiği, buna karşılık diğer mal ve hizmetler bakımından ayırt edici niteliğini koruduğu kabul edilmiştir.
Kararda ayrıca, jenerik hale gelen bir ibare bakımından kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanıldığının ileri sürülemeyeceği de açıkça ortaya konulmuştur. Buna göre, bir işaretin ilgili mal bakımından artık tür adı haline gelmesi durumunda, bu işaretin yeniden marka olarak korunması mümkün değildir.
Bu karar, jenerikleşmenin sektörel ve ürün bazlı değerlendirilmesi gerektiğini ve bir markanın farklı mal ve hizmetler bakımından farklı hukuki sonuçlar doğurabileceğini açıkça göstermektedir.
E. SONUÇ
Yargıtay içtihatları, jenerikleşmenin değerlendirilmesinde işaretin tüketici nezdinde tür adı haline gelip gelmediği ve bu durumun her mal ve hizmet bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca jenerik hale gelme tespiti başvurular bakımından doğrudan dikkate alınırken, bu durumun marka sahibinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı iptal davalarında değerlendirilmektedir. Bu çerçevede, marka sahiplerinin markalarını aktif şekilde yönetmeleri ve ayırt edici niteliği korumaya yönelik önlemler almaları büyük önem taşımaktadır.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.