CURATED
5 October 2026

Avrupa Birliği Enerji Depolamasına Yönelik Üçlü Mutabakat Ve Türkiye’deki Enerji Depolama Mevzuatına Etkisi

SO
Sakar Law Office

Contributor

Sakar is a client and solution oriented, investigative and innovative law firm based in Istanbul. Our Firm is committed to provide our clients with high-quality legal services and business-minded approach. We are a full service law firm to clients across a wide range of areas including Mergers and Acquisitions, Corporate and Commercial, Contracts, Banking and Finance, Competition, Litigation, Employment, Real Estate, Energy, Capital Markets, Foundations, E-commerce, Media and Technology, Data Privacy and Data Protection and Intellectual Property. In order to offer the best possible service for our clients, we harness the latest market developments in legal technology and innovation and we closely follow the legislative changes in Turkish Law. Our lawyers are multi-specialists, equipped to handle a broad range of legal matters. In addition to our depth of experience and awareness of market practice, clients know they will benefit from our team’s innovative mindset and willingness.
Küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir bir enerji geleceği inşa etme hedefleri doğrultusunda, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik şebekelerine entegrasyonu her geçen gün daha büyük bir önem kazanmaktadır.
Turkey Energy and Natural Resources

Küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir bir enerji geleceği inşa etme hedefleri doğrultusunda, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik şebekelerine entegrasyonu her geçen gün daha büyük bir önem kazanmaktadır. Güneş ve rüzgar gibi kesintili yenilenebilir enerji kaynaklarının doğası gereği arz ve talep dengesini sağlamak, şebeke esnekliğini artırmak ve arz güvenliğini temin etmek için enerji depolama sistemleri kritik bir altyapı unsuru olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Avrupa Birliği (“AB”) nezdinde, enterkonneksiyon kapasitesinin artırılmasına yönelik yatırımların önümüzdeki dönemde öncelikli enerji politikaları arasında yer alacağı açıkça görülmektedir.

Bu bağlamda, enerji arz güvenliğini sağlamak ve şebeke esnekliğini maksimize etmek amacıyla, Avrupa Birliği tarihi bir adıma imza atmıştır. 26 Haziran 2026 tarihinde Lüksemburg'da gerçekleştirilen Enerji Konseyi toplantısında kabul edilen kararlar, enerji depolama sektörünün gelişimi için yeni bir dönemin başlangıcına işaret etmektedir. Türkiye, AB üyesi olmamakla birlikte, Avrupa elektrik piyasalarıyla olan güçlü entegrasyon süreci, sınır ötesi enerji ticareti dinamikleri ve bölgesel enerji iş birlikleri göz önüne alındığında, AB'deki bu hukuki ve politik gelişmeleri yakından takip etmek durumundadır. Uluslararası yatırımcılar ve sınır ötesi proje geliştirme potansiyeli bulunan piyasa katılımcıları açısından bu gelişmeler, stratejik kararların ve yatırımların yönünü belirleyecek niteliktedir.

1. AB Enerji Depolamasını Artırmaya Yönelik İlk "Üçlü Mutabakat"

Avrupa Komisyonu'nun öncülüğünde, 26 Haziran 2026 tarihinde gerçekleşen Enerji Konseyi toplantısı ile eş zamanlı olarak, enerji depolama sektörüne yönelik ilk 'Üçlü Mutabakat' imzalanmıştır. Bu mutabakat; 22 AB üyesi devleti, enerji depolama proje geliştiricilerini, üreticilerini, yenilenebilir enerji şirketlerini, enerji yoğun sanayi kullanıcılarını ve önde gelen finansal kuruluşları bir araya getiren tarihi bir girişimdir.

Girişim kapsamında, Avrupa'nın enerji altyapısını güçlendirmek amacıyla 2026-2028 dönemini kapsayan kısa-orta vadeli planda 30 ila 35 GW arasında yeni enerji depolama kapasitesinin sisteme entegre edilmesi taahhüt edilmiştir. Anlaşmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, aynı gün AB Enerji Konseyi'nde 22 üye devletin 'AB Şebekeler Paketi'ne ilişkin ortak pozisyonu kabul etmesiyle eş zamanlı olarak imzalanmış olmasıdır. Bu durum, şebeke altyapısının güçlendirilmesi ile depolama kapasitesinin artırılmasının birbirini tamamlayan, entegre hedefler olarak ele alındığını göstermektedir.

2. Mutabakat Kapsamındaki Temel Taahhütler

Üçlü Mutabakat, sektörün farklı paydaşlarına çeşitli yükümlülükler ve sorumluluklar yüklemektedir. Bu taahhütler şu şekilde özetlenebilir:

  • Proje Geliştiricileri ve Şeffaflık: Enerji depolama proje geliştiricileri, yeni depolama tesisleri ile mevcut sistemlere entegre edilecek hibrit projelere ilişkin yıllık kapasite tahminlerini düzenli olarak sunacaklardır. Bu durum, şebeke planlamasının çok daha öngörülebilir bir düzlemde yapılmasını sağlayacaktır.
  • Enerji Tüketen Sektörlerin Rolü: Enerji tüketimi yüksek olan sanayi kuruluşları, kendi tesislerinde (öz tüketim veya şebeke destek amaçlı) depolama projeleri geliştirecek ve elektrik tüketim verilerine ilişkin şeffaflığı önemli ölçüde artıracaklardır. Bu adım, talep tarafı katılımını teşvik ederek pik yük saatlerinde şebeke üzerindeki baskıyı hafifletecektir.
  • Üye Devletlerin Regülatif Yükümlülükleri: 22 AB üyesi devlet, şebeke esnekliğini aktif olarak teşvik eden, maliyet yansıtıcı (cost-reflective) ve piyasa katılımcıları arasında ayrımcı olmayan (non-discriminatory) şebeke tarifelerini yasal düzenlemelerle destekleyeceğini taahhüt etmiştir.
  • Finansman ve Avrupa Yatırım Bankası'nın (AYB) Desteği: Mutabakatın finansal ayağını sağlamlaştırmak adına, AYB, mevcut 1,5 milyar Euro tutarındaki şebeke üretim paketini, enerji depolama bileşenleri üreticilerini de kapsayacak şekilde genişletmeyi taahhüt etmiştir. Bu durum, Avrupa içindeki tedarik zinciri güvenliğini artırmayı ve dışa bağımlılığı azaltmayı hedeflemektedir.

AB'nin iklim nötr kıta olma vizyonu çerçevesinde belirlenen 2030 yılı için 200 GW depolama kapasitesi hedefine karşılık, 2026 yılı başı itibarıyla kıtadaki kurulu depolama kapasitesinin yaklaşık 55 GW düzeyinde kaldığı görülmektedir. Bu büyük kapasite açığı göz önüne alındığında, Üçlü Mutabakat sektör temsilcileri ve hukukçular tarafından 'AB düzeyinde depolamanın bugüne kadarki en kapsamlı politik tanınması' olarak değerlendirilmektedir. Anlaşma her ne kadar doğrudan bağlayıcı bir mevzuat metni (regülasyon veya direktif) olmasa da, önümüzdeki dönemde ulusal düzeyde şebeke tarifesi metodolojilerine ve teşvik mevzuatı değişikliklerine yön verecek, sekonder mevzuatın oluşturulmasında temel alınacak güçlü bir 'politik çerçeve' niteliğindedir.

2. Türkiye Enerji Piyasasına ve Mevzuatına Olası Etkileri

Türkiye, coğrafi konumu ve zengin yenilenebilir enerji potansiyeli ile Avrupa'nın enerji güvenliğinde kritik bir partnerdir. Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) ile Avrupa Elektrik İletim Sistemi Operatörleri Ağı (ENTSO-E) arasındaki kalıcı bağlantı ve ticari operasyonlar, AB'deki mevzuat değişikliklerinin Türk enerji piyasasına doğrudan veya dolaylı olarak etki etmesini kaçınılmaz kılmaktadır. AB Enerji Depolama Üçlü Mutabakatı'nın Türkiye açısından yaratacağı hukuki ve ticari etkiler şu başlıklar altında incelenebilir:

2.1 Sınır Ötesi Enerji Ticareti ve Elektrik İhracatı

Türkiye'nin Avrupa'ya elektrik ihracatı gerçekleştirmesi ve ENTSO-E ile senkronize çalışması, şebeke standartlarının ve esneklik gereksinimlerinin AB normları ile uyumlu olmasını zorunlu kılmaktadır. AB üyesi devletlerin esnekliği teşvik eden şebeke tarifelerine geçiş yapacak olması, sınır ötesi ticarette dengesizlik maliyetlerini ve iletim bedellerini yeniden şekillendirecektir. Uluslararası ticaret yapan Türk enerji şirketleri, AB piyasalarındaki bu yeni tarife yapılarına uyum sağlamak ve rekabet avantajını korumak için kendi üretim/tüketim portföylerine depolama sistemlerini entegre etmek zorunda kalabilirler.

2.2 Türkiye’deki Enerji Depolama Mevzuatının Gelişimi

Bilindiği üzere, Türkiye'de Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (“EPDK”) tarafından çıkarılan Elektrik Piyasasında Depolama Faaliyetleri Yönetmeliği ile bu alanda önemli hukuki adımlar atılmıştır. Özellikle depolamalı rüzgâr ve güneş enerjisi santrallerine (“GES” ve “RES”) sağlanan önlisans kolaylıkları, sektörde büyük bir yatırım iştahı yaratmıştır. Ancak, AB'deki Üçlü Mutabakat'ın ortaya koyduğu vizyon, Türkiye'deki ikincil mevzuatın daha da rafine edilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Mutabakattaki 'maliyet yansıtıcı ve ayrımcı olmayan şebeke tarifeleri' ilkesi, Türkiye'de halihazırda tartışılan sistem kullanım bedelleri ve depolama tesislerinin şebekeye katkısının fiyatlandırılması hususunda EPDK'ya önemli bir referans modeli oluşturacaktır. Şebekeye esneklik sağlayan depolama tesislerinin sadece kapasite mekanizmasından değil, aynı zamanda yan hizmetler piyasasından (frekans kontrolü vb.) daha etkin gelir elde etmesini sağlayacak piyasa temelli regülasyonların hayata geçirilmesi hızlanacaktır.

2.3 Yabancı Yatırımcılar ve Proje Finansmanı

Avrupa Yatırım Bankası'nın enerji depolama tedarik zincirini destekleme kararı, uluslararası fonların ve yeşil finansman mekanizmalarının bu yöne kaydığının en açık göstergesidir. Türkiye'de geliştirilen enerji projelerinde yabancı ortaklıklar, birleşme ve devralmalar ile uluslararası proje finansmanı sağlama aşamalarında, projenin AB standartlarında bir enerji depolama bileşenine sahip olması finansman sağlanmaya uygunluk kriterini doğrudan etkileyecektir. Yabancı yatırımcılar, Türkiye'deki joint-venture anlaşmalarında ve yatırım kararlarında, tesisin AB'nin yeni esneklik ve şeffaflık beklentilerine uygun olarak tasarlanıp tasarlanmadığını due diligence (hukuki inceleme) süreçlerinde daha titizlikle değerlendirecektir.

3. Sonuç ve Değerlendirme

26 Haziran 2026 tarihinde Lüksemburg'da kabul edilen AB Enerji Depolamasını Artırmaya Yönelik Üçlü Mutabakat, 2030 yılı için hedeflenen 200 GW'lık devasa kapasiteye ulaşmak için atılmış en kararlı politik adımdır. Mutabakatın doğrudan bağlayıcı bir mevzuat olmamasına karşın, üye ülkelerin iç hukuklarındaki teşvik mekanizmalarını ve şebeke tarifelerini yeniden dizayn etmeye yönelik adımlar atması öngörülmektedir.

Türkiye'nin, enerji arz güvenliğini sağlama, şebeke esnekliğini artırma ve uluslararası yatırımcılar için cazip bir pazar olmaya devam etme hedefleri doğrultusunda bu gelişmeleri mevzuatına entegre etmesi elzemdir. Özellikle sınır ötesi proje geliştiren şirketler ve enerji yoğun sanayi tesisleri, şeffaflık ve depolama yatırımları konusunda AB'nin oluşturduğu bu yeni oyun alanına hızla uyum sağlamalıdır. Önümüzdeki süreçte Türk hukukunda, depolama tesislerinin şebeke esnekliğine katkısını ödüllendiren, maliyetleri adil yansıtan ve yeni finansman modellerinin önünü açan yenilikçi regülasyon değişikliklerinin yapılması beklenmektedir.

Sonuç itibarıyla, hukuki çerçevenin hızla dönüştüğü bu dönemde, yatırımcıların sadece yerel mevzuatı değil, Avrupa'daki politik mutabakatların yaratacağı kelebek etkisini de stratejik planlamalarına dahil etmeleri, uzun vadeli ticari başarı ve hukuki uyum açısından hayati önem taşımaktadır.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More