ARTICLE
25 June 2026

Türkiye’de Yabancı Mahkeme Ve Hakem Kararlarına Dayalı Alacakların Tahsili

A
ASY Legal

Contributor

ASY LEGAL is a boutique law office established by Ali Yurtsever and Emir Aksoy operating in the business center of Istanbul. Our attorneys provide an extensive range of counselling to cover our client's legal issue comprehensively. We ensure that our clients receive tailored solutions for their specific legal issues.
Hemen belirtmek gerekir ki, yabancı hakem kararlarının tenfizinde aranan geçerli tahkim anlaşması, tahkime elverişlilik ve kamu düzenine uygunluk gibi şartlar ile bu alandaki kamu düzeni tartışmaları, tahkim hukukunun kendine özgü kurallarını ilgilendirdiğinden, yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin makalemizde ayrıca ele alınmıştır.
Turkey Litigation, Mediation & Arbitration
ASY Legal are most popular:
  • within Family and Matrimonial, Food, Drugs, Healthcare, Life Sciences, Government and Public Sector topic(s)

I. Giriş

Yabancı karar tenfizi, yurt dışında bir mahkeme veya hakem kararı elde etmiş bir alacaklı için bu karara dayanan ticari alacağın Türkiye’de tahsili bakımından ilk aşamadır çoğu zaman tek bir davadan ibaret değildir. Çünkü yabancı bir karar, ne kadar kesin olursa olsun, Türkiye’de doğrudan icra takibine konu edilememektedir. Alacağın tahsili, önce kararın Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun çerçevesinde tenfiz edilmesini, ardından İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre icra yoluyla takip edilmesini gerektirmektedir.

Bu çerçevede yabancı karara dayalı tahsilatların, kararın Türkiye’de icra edilebilir hâle getirilmesi ve ardından alacağın fiilen tahsilini içeren iki ayrı aşama olarak düşünülmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, söz konusu iki aşama arasında geçen süre de en az aşamaların kendisi kadar önemlidir. Zira tenfiz davası sürerken borçlunun malvarlığını elinden çıkarması, en sağlam kararı dahi kâğıt üzerinde bırakabileceğinden, tahsilatın başarısı çoğu zaman daha en baştan alacağın güvence altına alınmasına bağlı kalmaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki, yabancı hakem kararlarının tenfizinde aranan geçerli tahkim anlaşması, tahkime elverişlilik ve kamu düzenine uygunluk gibi şartlar ile bu alandaki kamu düzeni tartışmaları, tahkim hukukunun kendine özgü kurallarını ilgilendirdiğinden, yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin makalemizde ayrıca ele alınmıştır.

II. Tahsilatın Ön Koşulu: Yabancı Kararın Tenfizi

Yabancı bir mahkeme veya hakem kararının Türkiye’de hüküm ifade edebilmesi için tanıma ve tenfiz olmak üzere iki farklı yöntem bulunmaktadır. Tanıma, yabancı kararın Türkiye’de kesin hüküm ve kesin delil etkisi doğurmasını sağlar. Bu yolla kararın içeriği Türk hukuku bakımından geçerli kabul edilmekle birlikte, karar tek başına icra organları eliyle yerine getirilemez. Tenfiz ise bunun ötesine geçerek, yabancı karara bir Türk mahkemesi ilamıyla aynı icra gücünü kazandırır ve kararın cebrî icra yoluyla yerine getirilmesine imkân tanır. Bu nedenle nihai amacın ilgili alacakların borçludan fiilen tahsil edilmesi olduğu dosyalarda, başvurulması gereken yol tanıma değil tenfizdir. Zira alacağın borçlunun malvarlığı üzerinden tahsil edilebilmesi, ancak kararın tenfizi ile mümkün olur.

Bu noktada, tenfiz edilecek kararın bir mahkeme kararı mı yoksa hakem kararı mı olduğunun da izlenecek yolu kısmen etkilediğini eklemek gerekir. Her iki karar türü de aynı hedefe, yani yabancı kararın Türkiye’de icra edilebilir kılınmasına yönelmekle birlikte, farklı düzenlemelere tabidir. Yabancı mahkeme kararları, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 50 ve devamı maddelerine göre tenfiz edilirken, yabancı hakem kararları ağırlıklı olarak Türkiye’nin taraf olduğu 1958 tarihli New York Sözleşmesi ile aynı Kanunun 60 ve devamı maddeleri çerçevesinde tenfiz edilir. Yine de izlenen temel yol ve tenfiz sonrası tahsilat aşaması büyük ölçüde ortak olduğundan, alacaklı bakımından sürecin mantığı her iki hâlde de değişmez.

III. Tenfiz Süreci Boyunca Alacağın Korunması

İhtiyati Haciz Yoluyla Malvarlığının Güvence Altına Alınması

Her ne kadar tenfiz davaları basit yargılama usulüne tâbi olsa da, davaların sonuçlanma ve kararların kesinleşme süreleri uzayabilmekte, bu süre zarfında borçlunun malvarlığını elinden çıkarması tahsilatı sonuçsuz bırakabilmektedir. Bu riske karşı alacaklı, İcra ve İflas Kanunu’nun 257 nci maddesi uyarınca ihtiyati haciz talebinde bulunarak borçlunun Türkiye’deki mal ve alacaklarının güvence altına alınmasını talep edebilir.

Ne var ki ihtiyati haciz talepleri, her alacak bakımından farklı koşullara tabidir. Nitekim İcra ve İflas Kanunu, vadesi gelmiş ve vadesi gelmemiş alacaklar arasında bir ayrım gözetmektedir. Vadesi gelmiş bir alacakta mahkeme, borçlunun mal kaçırma kastını araştırmaya gerek olmaksızın ihtiyati hacze karar verebilmekte iken, alacağın vadesi gelmemiş sayıldığı hâllerde ihtiyati haciz, ancak borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması ya da taahhütlerinden kurtulmak amacıyla hareket etmesi gibi ek şartlara bağlanmaktadır. Henüz tenfiz edilmemiş bir yabancı karara dayanan alacağın bu iki kategoriden hangisine girdiği ise tartışmalıdır. Konuya ilişkin açık bir kanuni düzenleme bulunmadığı gibi, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin içtihatlarında da tutarsızlıklar mevcuttur. Zira yüksek mahkeme kararlarında her iki yönde de verilmiş olan kararlara rastlamak mümkündür.

Öte yandan bu aşamada henüz kesinleşmiş bir ilam bulunmadığından, ihtiyati haciz uygulamada ancak teminat gösterilmesi karşılığında verilmektedir. Söz konusu teminat hacze konu alacak üzerinden oran hesaplaması ile belirlenmekte olup, genellikle talep konusu alacağın yüzde on ile yirmisine, kimi hâllerde daha fazlasına ulaşabilmektedir. Yüksek tutarlı alacaklarda ciddi bir ön maliyet anlamına gelen bu durum, talepte bulunmadan önce borçlunun Türkiye’deki malvarlığının ve fiilî tahsil kabiliyetinin araştırılmasını daha da önemli hâle getirmektedir.

Tenfiz Kararının Kesinleşmesi Ve İcra Süreci

İhtiyati haciz alacağı geçici olarak güvence altına almakla birlikte, fiilî tahsilata geçilebilmesi için tenfiz kararının kesinleşmesinin gerekip gerekmediği ayrıca değerlendirilmelidir. Tenfiz kararının temyizi kural olarak kararın icrasını durdurduğundan, uygulamada genellikle kararın kesinleşmesi beklenmekte ve ilamlı takip bu aşamadan sonra başlatılmaktadır.

Bununla birlikte aynı durumun istinaf bakımından da geçerli olup olmadığı belirsizdir. Kanun yalnızca temyizden söz ettiğinden, istinaf başvurusunun icrayı durdurup durdurmadığı konusunda açık bir düzenleme bulunmamakta, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin içtihatlarında da bu yönde tutarsızlıklar görülmektedir.

IV. Yabancı Alacaklılar Bakımından Özellik Arz Eden Hususlar

Teminat Yükümlülüğü Ve Mütekabiliyet

Buraya kadar anlatılan süreç, alacaklının yabancı olup olmamasından bağımsız olarak işlese de, yabancı alacaklılar bakımından birkaç ek hususun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunlardan ilki ve belki de en önemlisi, yabancı alacaklılar ve davacılara uygulanan teminat yükümlülüğüdür.

Türkiye’de dava açan veya icra takibi başlatan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, kural olarak teminat göstermekle yükümlüdür. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 48 inci maddesinde düzenlenen bu yükümlülük, hem tenfiz davası hem de sonrasındaki takip bakımından geçerlidir. Teminatın miktarı mahkemece belirlenmekle birlikte, nihai bir ödeme değil bir güvence niteliği taşıdığından süreç sonunda alacaklıya iade edilebilir.

Bu yükümlülüğün başlıca istisnası mütekabiliyettir. Türkiye ile alacaklının vatandaşı olduğu devlet arasında teminata ilişkin ikili bir anlaşma bulunması hâlinde, ilgili yabancı teminat gösterme yükümlülüğünden muaf tutulabilir. Bu muafiyetin somut olay ve alacaklının tabiyeti esas alınarak ilgili anlaşma hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinden, herhangi bir yasal süreç başlatmadan önce bu hususların kapsamlı şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu noktada belirtmek gerekir ki, söz konusu teminat yükümlülüğü, yukarıda değinilen ihtiyati haciz teminatından farklı bir nitelikte olup, yabancı tarafın açtığı davayı kaybetmesi hâlinde ödemekle yükümlü olacağı yargılama giderleri ve vekalet ücretlerini güvence altına almayı amaçlamaktadır. İİK kapsamındaki teminat ise, haksız bir ihtiyati hacizden borçlunun veya üçüncü kişilerin görebileceği zararları karşılamaya yöneliktir.

İki teminat farklı amaçlara hizmet ettiğinden, mütekabiliyet nedeniyle muafiyetin bulunmadığı hâllerde, tenfiz süreci boyunca ihtiyati haciz de talep eden yabancı bir alacaklı her iki teminatı birlikte göstermek zorunda kalabilmektedir.

Tahsilat Stratejisinin Önceden Değerlendirilmesi

Bütün bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, yabancı karara dayanan tahsilatlarda öngörülebilirlik ve tahsilat başarısı, sürecin başında kapsamlı bir değerlendirme yapılarak olası hak ve yükümlülüklerin belirlenmesi ve bir talep ve başvuru stratejisinin belirlenmesine bağlıdır.

Borçlunun Türkiye’de haczedilebilir bir malvarlığının bulunup bulunmadığı, Türkiye ile ilgili devlet arasında karşılıklılığın mevcut olup olmadığı ve kararın kamu düzenine aykırılık yönünden taşıdığı risk, sürecin maliyeti ve süresiyle birlikte değerlendirilmeli ve bu doğrultuda yöntem ve talepler belirlenmelidir.

V. Genel Değerlendirme

Yabancı bir mahkeme veya hakem kararına dayanan alacağın Türkiye’de tahsili, elinde kesinleşmiş bir karar bulunan alacaklı bakımından dahi tek ve doğrudan bir işlem değildir. Kararın Türkiye’de hüküm doğurabilmesi tenfize, alacağın fiilen tahsil edilmesi ise tenfiz aşamasının ardından yürütülecek icra sürecine bağlıdır. Buna ek olarak, sürecin başarısı çoğu zaman kararın kendisinden çok, onu çevreleyen aşamaların ne ölçüde öngörülerek yönetildiğine bağlıdır. Alacağın dava boyunca korunması, kararın kesinleşmesine ilişkin belirsizliklerin yönetilmesi ve yabancı alacaklıya özgü yükümlülüklerin önceden hesaba katılması, bu aşamaların başında gelmektedir.

Nitekim bu aşamalar birbirinden bağımsız değildir. Tenfiz süreci uzadıkça borçlunun malvarlığını erken bir aşamada koruma altına almak, çoğu zaman dava sonunda tahsil edilebilecek bir değerin kalıp kalmamasını doğrudan belirlemektedir. Bu itibarla yabancı bir kararın Türkiye’de gerçek bir tahsilata dönüşüp dönüşmemesi, kararın elde edilmiş olmasından çok, tahsilat sürecinin en baştan bütüncül ve eşgüdümlü biçimde kurgulanmasına bağlıdır.

The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.

[View Source]

Mondaq uses cookies on this website. By using our website you agree to our use of cookies as set out in our Privacy Policy.

Learn More