- within International Law topic(s)
- with readers working within the Insurance industries
- within International Law and Employment and HR topic(s)
A. Giriş
Son yıllardaki jeopolitik değişimler, uluslararası uyuşmazlıkların çözümü sürecini köklü bir şekilde değiştirdi. Aşina olmadığımız bir hukuki çevrede iyi bir hukuk bürosu bulup, uyuşmazlığı yürütmek alışılagelen konvansiyonel zorluklar iken; bugün davayı kazanmak ne yazık ki mücadelenin bittiği anlamına gelmiyor. Asıl zorluk —ve nihai engel— bu mahkeme ve hakem kararlarını yurtdışında başarılı bir şekilde tenfiz ettirebilmekte yatıyor.
Bu değişimi Rusya-Ukrayna çatışmasıyla çok farklı şekillerde tecrübe ediyoruz. Gerilim; Rus şirketlerinin, Lugovoy Kanunu'na1 dayanarak mevcut tahkim anlaşmalarını devre dışı bırakmak suretiyle yaptırımlardan doğan uyuşmazlıkları Rus mahkemelerine taşımasıyla başladı. Avrupa'nın bu hamleye yanıtı ise, Lugovoy Kanunu kapsamında tesis edilen kararların tenfizini engellemek oldu.
Ancak kriz yalnızca Rus mahkemelerinin kararlarıyla sınırlı kalmadı. Mevcut yaptırımlar, artık Rus şirketleri lehine verilen hakem kararlarının tenfizini de doğrudan etkiliyor. Öyle ki son yıllarda Avrupa mahkemelerinde, yaptırım rejiminin ihlal edileceği gerekçesiyle hakem kararlarına yönelik tenfiz taleplerini reddetme eğiliminin giderek arttığını görüyoruz.
Bu tablo doğal olarak akıllara Türkiye’deki yaklaşımın ne yönde olduğu sorusunu getiriyor. Verilecek en kısa cevap, Türk mahkemeleri’nin Lugovoy Kanunu'nu, uluslararası yaptırımları veya jeopolitik baskıları kararlarında doğrudan bir ret gerekçesi olarak görmemesidir. Gerçekten de hem yüksek mahkeme hem de yerel mahkemeler standart hukuki çerçeveye sıkı sıkıya bağlı kalmayı sürdürmektedirler. Yabancı hakem kararlarının tenfizinde New York Sözleşmesi, mahkeme kararlarında ise Türk milletlerarası özel hukuku esas alınarak, tenfiz süreçleri yürütülmektedir.
Ne var ki Türk mahkemelerinin bu yaklaşımı, Rus tarafların ellerindeki kararları rahatça tenfiz edebilecekleri anlamına gelmiyor. Türk mahkemeleri hâlâ her bir karar veya hüküm için gerekli tüm hukuki kriterlerin karşılanıp karşılanmadığını titizlikle incelemektedirler. Hatta çok yakın bir zamana kadar uygulama, Rus mahkeme kararlarının tenfizini sistematik olarak reddetme eğilimindeydi. Ancak birkaç ay önce Yargıtay, sürpriz bir kararla bu katı duruşu tamamen değiştirdi.
Peki, bu ani değişim nasıl gerçekleşti ve mevcut durum nedir? Bu makale, tam olarak bu soruları yanıtlamayı amaçlamaktadır. Yazımızda öncelikle Rus mahkeme kararları için “karşılıklılık” engelinin nasıl aşıldığını; ardından da Rus tarafların bugün Türkiye'de hem mahkeme hem de hakem kararlarını tenfiz ettirirken pratikte nelerle karşılaşacaklarını inceleyeceğiz.
B. Rus Mahkeme Kararlarının Tenfizi
a. Genel olarak
Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de tenfizi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”) hükümlerine tabidir. Bu çerçevede Türk mahkemeleri, tenfiz kararı vermeden önce dört şartın yerine getirilip getirilmediğini incelemektedir:
- Münhasır Yetki Engeli: Uyuşmazlığın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmemesi gerekir. Örneğin, Türkiye'de bulunan taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıklar Türk mahkemelerinin münhasır yetkisindedir.2
- Savunma Hakkı: Tenfiz için kendisine karşı tenfiz başvurusunda bulunulan kişinin yabancı mahkemedeki yargılamaya usulüne uygun şekilde çağrılmış, kendini temsil etme imkânı bulmuş ve savunma hakkına riayet edilmiş olması şarttır. Örneğin; davalı konumundaki bir Türk şirketine Rusya'daki dava süreci usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemişse, tenfiz talebi reddedilecektir.3
- Kamu Düzeni: Ayrıca Yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekir. "Kamu düzeni" oldukça geniş bir kavram olsa da tenfiz aşamasında mahkemenin inceleme yetkisi son derece sınırlıdır. Esasa girme yasağı gereği, yabancı mahkemenin maddi hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı incelenmez; sadece aykırılığın çok bariz olduğu durumlarda tenfiz reddedilir.4
- Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Son şart ise kararın verildiği yabancı ülkede, Türk mahkemesi kararlarının da tenfiz edilebilir olmasıdır. Bu durum; iki ülke arasındaki bir antlaşmayla (akdi), yabancı ülkenin iç hukukundaki bir hükümle (kanunî) veya o ülkedeki fiilî uygulamayla sağlanabilir.
Yukarıda da değindiğimiz üzere, Türk mahkemeleri tenfiz şartlarının her birini ayrı ayrı ve titizlikle incelemektedir. Ancak uygulamaya baktığımızda, Rus mahkeme kararlarının tenfizi önündeki en büyük engelin genellikle “karşılıklılık” şartında olduğunu görüyoruz.
b. Geçmişten Günümüze Türk Yargısının Tavrı
Rus taraflar bakımından mütekabiliyet şartı, tenfiz süreçlerinde uzun süredir aşılamayan bir darboğazdı. Türkiye ile Rusya arasında ikili bir sözleşme bulunmaması, başvuranları fiilî mütekabiliyetin varlığını ispat etmeye mecbur bırakıyordu. Ne var ki uzun yıllar boyunca Türk yargısı Rusya ile Türkiye arasında fiili mütekabiliyet olduğuna kanaat getirmedi. Hâl böyle olunca, 2025 yılına kadar Rus mahkeme kararlarının Türkiye'deki tenfiz talepleri sistematik olarak reddedildi.5
Bu durum, büyük ölçüde somut örneklerin eksikliğinden ve Rus hukuk sisteminin işleyişine olan yabancılıktan kaynaklanmaktaydı. İlginçtir ki o dönemde tenfiz talebini kabul eden birkaç karar çıkmış olsa da bunlar; gerçek bir fiili mütekabiliyet incelemesine değil biraz da trajikomik bir kavram kargaşasına dayanmaktaydı: Türk mahkemeleri, Rus “Arbitrazh” (ticaret) mahkemelerini isim benzerliği nedeniyle tahkim heyetleriyle (arbitration) karıştırıyordu.6 Dolayısıyla mahkemeler, ortada bir hakem kararı olduğunu varsayarak mütekabiliyetin New York Sözleşmesi ile sağlandığını kabul ediyor ve fiili mütekabiliyet incelemesi gerçekleştirmiyordu. Neticede, taraflar Arbitrazh mahkemeleri ile hakem heyetlerinin tamamen farklı kurumlar olduğunu anlatmak için büyük çaba sarf etmek zorunda kalmaktaydı.
Pratikte bunun anlamı, Rus ve Türk taraflar arasındaki mahkeme kararlarının yalnızca kâğıt üzerinde kalmasıydı. Aleyhine hüküm kurulan tarafın malvarlığı Türkiye'de bulunduğu müddetçe, Rusya'da dava kazanmanın bir önemi yoktu; çünkü söz konusu kararın Türkiye'de tenfiz kabiliyeti bulunmuyordu.
Ne var ki 2025'in ikinci yarısında yüksek mahkeme çok önemli bir karara imza attı. Yargıtay, Eylül ayında verdiği kararla nihayet Rusya – Türkiye arasında fiili mütekabiliyetin varlığını kabul etti ve bir Rus mahkeme kararının tenfiz edilmesinin önünü açtı.7 Kararda, yerleşik içtihadın neden değiştiğine ve fiilî mütekabiliyetin ne zamandır olduğuna dair bir açıklama yapılmasa da sonuç etkisini anında hukuk dünyasında hissettirdi. Zira ilk derece mahkemeleri yeni içtihada hızla uyum sağlayarak, Rus kararlarını tenfiz ederken Yüksek Mahkemenin de yukarda detayları verilen kararına atıf yapmaya başladılar.8
Geldiğimiz noktada, Türk yargısında artık mütekabiliyet engelinin aşıldığı söylenebilir. MÖHUK’taki diğer tenfiz şartları —yani Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinin olmaması, savunma hakkına riayet edilmesi ve kamu düzenine uygunluk— sağlandığı takdirde, taraflar artık Rus mahkeme kararlarını Türkiye'de sorunsuz bir şekilde tenfiz ettirebilecekler.
C. Hakem Kararlarının Tenfizi
Mahkeme kararlarının aksine, Türk mahkemeleri Rus hakem kararlarının tenfizi konusunda uzun zamandır yerleşik uygulamasına devam etmektedir. Türkiye'nin 1958 tarihli New York Sözleşmesi'ne taraf olmasından güç alan bu yaklaşım, şüphesiz Rus taraflar lehine tesis edilen hakem kararları için de geçerli. Hatta, Avrupa yargısı Rus şirketleri lehine tesis edilen hakem kararlarının tenfizini giderek artan bir oranda reddetme eğilimi gösterirken; Türk mahkemeleri jeopolitik atmosferden veya yaptırım ikliminden etkilenmeyen bir duruş sergilemekte ve hakem kararlarını tenfiz etmektedirler. Mahkemelerce yapılan tenfiz şartlarına ilişkin inceleme, New York Sözleşmesi'nde öngörülen kriterlerle sınırlı kalmaya devam etmektedir.
Dolayısıyla bu bölümde, Avrupa ve Türkiye'nin yaklaşımları arasındaki bu zıtlığı ortaya koymak ve meseleyi daha geniş bir perspektiften ele almanın yerine olacağı kanaatindeyiz.
a. Avrupa'daki Yaklaşım
Yukarıda da değinildiği üzere, Avrupa yargı çevrelerinde hakem kararlarının tenfizi, Rus taraflar için giderek daha da zorlaşan bir sürece dönüşmüş durumda. Kıta genelindeki mahkemeler, uluslararası yaptırım rejimlerini sıklıkla kendi “milletlerarası kamu düzenlerinin” ayrılmaz bir parçası olarak nitelendiriyor. Hâl böyle olunca bu yaptırımlar, kararın hangi tahkim kurumu tarafından verildiğine bakılmaksızın, tenfiz sürecinin önünde aşılmaz bir engel olarak konumlanıyor.
Yakın tarihli içtihatlar, bu eğilimin Avrupa genelinde ne boyutta yaygınlaştığını açıklamaya yardımcı olmakta. Örneğin Mayıs 2025'te Stuttgart Eyalet Yüksek Mahkemesi, Alman bir tedarikçinin aldığı avans ödemelerini iade etmesine hükmeden bir Uluslararası Ticari Tahkim Mahkemesi (ICAC)9 kararını inceledi. Normal şartlarda bu sürecin rutin bir tenfiz kararıyla sonuçlanması beklenirken mahkeme, hakem kararına uymanın AB yaptırımlarını ve dolayısıyla Alman kamu düzenini ihlal edeceği sonucuna vararak nihayetinde tenfiz talebini reddetti.10
Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi de kısa bir süre sonra benzer bir tutum sergiledi.11 Alman bir şirketin yaptırım kapsamındaki polimer alaşımları için avans alıp teslimat yapmayı reddettiği bir davada ICAC, Rus alıcıya ödemenin iadesine hükmetti. Kararın tenfizi talebi ise Frankfurt mahkemesi tarafından reddedildi. Mahkeme, asıl satış sözleşmesinin AB yaptırımları kapsamına girmesi nedeniyle ifa edilmediğini belirttikten sonra; avans iadesine ilişkin kararın tenfizinin dahi söz konusu yaptırımları ihlal edeceğine ve bu suretle Alman kamu düzenine aykırılık teşkil edeceğine hükmetti.
İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi'nin Mart 2026 tarihli kararı da bu eğilim yalnızca Avrupa Birliği ile sınırlı olmadığını gösteriyor. Ancak burada daha çarpıcı olanı, kısmi bir Rus ortaklığının bile tenfizi reddetmek için yeterli görülmesi. Söz konusu uyuşmazlık; %41 oranında Rus sermayeli Angolalı bir şirketin, İsviçreli muhatabına karşı elde ettiği Londra Uluslararası Tahkim Mahkemesi (LCIA) hakem kararını tenfiz ettirme talebini konu almaktaydı. İsviçre Yüksek Mahkemesi ise ulusal yaptırımların doğrudan uygulanan kurallar mahiyetinde olduğuna ve kararın tenfizinin, yaptırıma tabi bir şirkete dolaylı yoldan dahi olsa fon aktarımı anlamına geleceğine hükmetti. Kararda, ortada geçerli bir hakem kararı bulunmasının dahi yaptırımlarla kurulan bu yasağı aşamayacağı belirtildi.12
Bu konu, Reibel davası ile Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın (ABAD) da gündemine taşınmış durumda.13 Avrupa mahkemelerine bu tür tenfiz taleplerinde nasıl bir rota izleyecekleri konusunda belirleyici bir içtihat sunacak. Ancak, Hukuk Sözcüsünün Şubat 2026'da sunduğu görüş referans alınacak olursa, ibrenin Rus taraflar lehine dönmesi pek olası değil. Zira AB yaptırımlarını fiilen bertaraf eden hakem kararlarının tenfiz edilemeyeceğini belirten bu görüş, Avrupa yargısındaki mevcut kısıtlayıcı yaklaşımın kalıcılaşacağını işaret etmekte.14
b. Türk Mahkemelerinin Tutumu
Buna karşılık Türkiye, çok daha öngörülebilir ve jeopolitik atmosferden izole bir süreç sunuyor. Zira Türkiye Rusya'ya yönelik herhangi bir yaptırım uygulamadığı için, Türk mahkemelerinin bu yaptırımları kamu düzeninin bir parçası olarak görmesi de söz konusu değil. Sonuç itibarıyla, tenfiz incelemeleri genellikle New York Sözleşmesi'nde belirlenen standart, usule ilişkin kriterlerin ötesine geçmemekte.
Son dönemdeki içtihatlar da Türk yargısının hukuku jeopolitikten ayrı tutma yaklaşımını koruduğunu gösterir nitelikte. Örneğin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi, yakın tarihli bir kararında, ağırlığı Türk davalının ileri sürdüğü savunma hakkı itirazlarına vermekle birlikte, yaptığı incelemeyi New York Sözleşmesi kriterleri ile sınırlı tuttu. Bunların karşılandığını teyit ettikten sonra da kararın tenfizine hükmetti.15
Görüldüğü üzere mahkemeler, yaptırımlara, jeopolitik atmosfere veya bunların kamu düzenine etkilerine dair herhangi bir sorgulama yapmamakta. Dolayısıyla hakem kararlarının tenfizi konusunda da Türkiye’nin, yalnızca New York Sözleşmesi ile sınırlı ve daha tarafsız bir noktada konumlandığı söylenebilir.
D. Sonuç
Uluslararası tahkim, sınır ötesi davalar ve küresel yaptırımların kesişimi, oldukça parçalı bir hukuki ortam yarattı. Hukukçuların temel endişeleri; davanın esasından ziyade tenfiz, malvarlığının yeri ve karşı taraf riskleri ile daha da arttı.
Değişen düzende, AB ve Türkiye arasındaki ayrışma keskin bir boyuta evrildi. Avrupa mahkemeleri, Rus mahkeme kararlarının veya Rus taraflar lehine verilen hakem kararlarının tenfizini engelleyen, kısıtlayıcı ve siyasi bir yaklaşım benimserken; Türkiye tam tersi yönde ilerliyor. Mahkeme kararları için fiili karşılıklılığı kabul eden ve hakem kararlarında New York Sözleşmesi'ne sıkı sıkıya bağlı kalan Türkiye; pratik, öngörülebilir ve tarafsız bir alan hâline gelmiş durumda.
Footnotes
1 “Lugovoy Kanunu”; Rusya Tahkim Usul Kanunu'nda 19 Haziran 2020 tarihli ve 171-FZ sayılı Federal Kanun ile yapılan değişiklikleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu terim ile kastedilen, kanunun özellikle Rus taraflarının tahkim anlaşmalarını devre dışı bırakarak uyuşmazlıklarını Rus devlet mahkemelerine taşımasına olanak tanıyan 248.1 ve 248.2 maddeleridir.
2 Milletlerarası Özel Hukuk, Şanlı / Esen / Figanmeşe, 12. Bası, Beta Yayınları, s. 692.
3 Milletlerarası Özel Hukuk, Şanlı / Esen / Figanmeşe, 12. Bası, Beta Yayınları, s. 721.
4 Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Hukuk Genel Kurulu E. 2010/1, K. 2012/1, T. 10.02.2012.
5 Yargıtay 6. HD., E. 2023/4469, K. 2025/679, T. 24.2.2025. Benzer yönde bkz. Ankara BAM, 23. HD., E. 2022/1228 K. 2023/365 T. 1.3.2023.
6 Yargıtay 6. HD., E. 2024/2447 K. 2024/3264 T. 8.10.2024. Benzer yönde bkz. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2018/44, K. 2018/944, T. 11.10.2018; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/118 K. 2022/360, T. 21.4.2022.
7 Yargıtay 11. HD., E. 2025/564 K. 2025/5247 T. 10.9.2025.
8 İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/381 K. 2026/102, T. 12.2.2026.
9 Tam adı “Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası bünyesindeki Uluslararası Ticari Tahkim Mahkemesi” olan bu kurum, Moskova merkezli bir tahkim merkezidir.
10 Stuttgart Eyalet Yüksek Mahkemesi, Dosya No. 1 Sch 3/24, 13 Mayıs 2025.
11 Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi, Dosya No. 26 Sch 12/24, 12 Haziran 2025.
12 İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi, Dosya No. 4A_305/2025, 13 Mart 2026.
13 ABAD Dosya No. C-802/24.
14 ABAD Hukuk Sözcüsü Biondi’nin Mütalaası, 26 Şubat 2026.
15 Sakarya BAM, 7. HD., E. 2025/495 K. 2025/1295 T. 8.7.2025.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.