ÖZET
Bu çalışma, grup şirketler arasındaki garantörlük ilişkilerinin transfer fiyatlandırması hükümleri bakımından nasıl değerlendirilmesi gerektiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Uygulamada, grup şirketleri arasında karşılıksız ya da düşük bedelli verilen kefaletlerin transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği önemli bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bu bağlamda Vergi İdaresi’nin benimsediği yaklaşım ile Danıştay’ın son dönem içtihatları arasındaki belirgin ayrışma ele alınmakta; Danıştay’ın, grup şirketlere özgü finansal destek ilişkilerinin vergilendirilmesinde mükellef lehine gelişen içtihat çizgisi değerlendirilmektedir.
Çalışmada öncelikle garantörlük ilişkisinin hukuki niteliği ve grup şirket yapısındaki işlevi ele alınmaktadır. Ardından Vergi İdaresi’nin kefalet komisyonu konusundaki vergisel tutumu ile bu tutuma dayanan tarhiyatlar incelenmekte; son olarak Danıştay’ın bu tarhiyatlara ilişkin verdiği kararlar değerlendirilerek görüşümüz ortaya konulmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Transfer Fiyatlandırması, Örtülü Kazanç Dağıtımı, Garantörlük, Kefalet, Grup Şirketler, Kurumlar Vergisi.
GİRİŞ
Grup şirketler arasındaki hukuki ve ticari ilişkiler, vergi hukukunda tartışmalı alanlardan birini oluşturmaktadır. Bu ilişkilerin en önemli boyutlarından biri, grup bünyesindeki şirketlerin birbirlerine verdikleri kefaletler ve garantörlüklerdir. Söz konusu işlemler, grup içi finansal dayanışmanın doğal bir parçası olarak değerlendirilebileceği gibi Vergi İdaresi tarafından transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı çerçevesinde de ele alınabilmektedir.
Vergi İdaresi, 2018-2020 yılları arasında gerçekleştirilen incelemelerde, karşılıksız kefalet veren ya da piyasa koşullarının altında komisyon alan grup şirketlerine vergi ziyaı cezalı tarhiyatlar uygulamıştır. Bu yaklaşımın temelinde, garantörlüğün bir “hizmet” niteliği taşıdığı ve emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde bedel alınması gerektiği görüşü yatmaktadır. Ne var ki söz konusu tarhiyatlar yargı mercilerince farklı biçimlerde değerlendirilmiş; ilk derece ve istinaf aşamalarında ağırlıklı olarak idare lehine kararlar verilirken, Danıştay son dönemde verdiği kararlarla içtihadı mükellef lehine yönlendirmeye başlamıştır.
Bu çalışma kapsamında, garantörlük ilişkisinin hukuki niteliği ve vergisel boyutu, Danıştay’ın güncel kararları çerçevesinde ele alınacak; grup şirketler arasındaki kefalet işlemlerinin transfer fiyatlandırması hükümleri bakımından değerlendirilmesi incelenecektir.
Grup Şirketler Arasındaki Garantörlük İlişkilerinin Transfer Fiyatlandırması Hükümleri Bakımından Değerlendirilmesi
Grup şirketleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 195/4’te şu şekilde tanımlanmıştır: “Hâ-kim şirkete doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan şir-ketler, onunla birlikte şirketler topluluğunu oluşturur.” Bu yapıya, TTK’da şirketler topluluğu denilmektedir. Grup şirket ticari bir kullanım olup TTK’daki “şirketler topluluğu” kavramına en yakın terimdir. Bir şirket başka şirketin hisselerinin çoğuna sahipse aralarında hakimiyet ve tabiiyet unsurları oluşur. Koç Holding’in tek bir çatı altında topladığı, Ford Otosan, Arçelik, Yapı Kredi, Aygaz şirketleri grup şirketlere örnek olarak gösterilebilir.
Garanti sözleşmesi Kanun’da düzenlenmemiş bir şahsi teminat sözleşmesidir. Bu sözleşme, garanti alanla garanti veren arasında şekle tabi olmaksızın kurulan ve genellikle borcun tek tarafa yüklendiği bir teminat sözleşmesidir. Bu sözleşme ile, garanti alana asıl sözleşmenin geçersiz olması durumunda dahi ifa edebileceği bir teminatın sağlanmasıdır.1
Grup Şirketleri yönünden Vergi İdaresi, holding ve grup şirketlerin kefaletleri/garantörlükleri karşılığı şirketlere kullandırılan kredi veya teminat mektupları üzerinden elde ettikleri komisyonların kurumlar vergisi ve KDV’ye tabi olduğu görüşünü benimsemektedir. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu (“KVK”) m. 13’e göre, “Kurumlar, ilişkili kişilerleemsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettik-leri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alımya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veyakısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü ola-rak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaatişlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünçpara alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benze-ri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta malveya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.” Buna göre Vergi İdaresi, bir şirketin diğer şirkete kefil olması durumunda verilenin “hizmet” olmasından hareketle kazançtan da vergi alınması gerektiği görüşünü benimsemiştir.
Grup şirketlerinden birinin diğerine açık garanti üstlenimi sağlaması, transfer fiyatlandırması açısından grup içi hizmet olarak değerlendirildiğinde emsallere uygun bir bedel aranır. Bedel hiç alınmamış veya düşük alınmışsa, şartları varsa KVK m.13 kapsamında transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı sonucu doğabilir. Buna örnek olarak, Ford Otosan’ın banka kredi sözleşmesine Arçelik’in garantör olması verilebilir ancak bu garantörlüğü herhangi bir bedel almaksızın yapmış olsa da Vergi İdaresi bunun aslında bir hizmet olduğu ve vergi alınması gerektiği görüşündedir.
Garantörlük hizmet bedelinin belirlenmesi hususunda Vergi Denetim Kurulu (“VDK”)’nun uygulaması iç emsal bulunmaması halinde dış emsal olarak, şirketlere bankalardan kullanacakları kredilerde müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kredi garanti hizmeti sunan ve bir kamu iktisadi teşekkülü olan Kredi Garanti Fonu Araştırma ve İşletme Anonim Şirketi (“KGF”)’nin kredi vadesi boyunca kefalet bakiyesi üzerinden almış olduğu %2 komisyon oranının esas alınmasıdır. Nitekim VDK bünyesindeki vergi müfettişlerinin 2018 ile 2020 yılları arasında yaptıkları incelemelerde, kredi kefaletlerinde “yıllık %2” olarak belirlenen bir dış emsal komisyon oranı ile; bu oranın altında komisyon alan ya da hiç komisyon almayan şirketlere, bu oran üzerinden vergi ziyai cezalı kurumlar vergisi ve KDV tarhiyatları yapıldığı görülmektedir.2
Bu tarhiyatlar dava konusu olmuş; Ankara BİM 1. Vergi Dava Dairesi, 28.11.2023 tarih ve 2022/1945 E., 2023/1261 K. sayılı kararı ile;
“Davacı şirketin 2018 yılına ilişkin hesap ve işlemlerinin incelenmesi sonucu, yurt dışında mukim ilişkili şirketinin taraf olduğu kredi sözleşmesine garantörlükhizmetini karşılıksız sağlamak suretiyle transfer fiyat-landırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında bulun-duğu ve örtülü olarak dağıtılan kazancın dağıtılmış kar payı sayılması gerektiği görüşüyle düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden 2018/12.dönem için adına tarh edilen gelir(stopaj) vergisi ile %50 oranında kesilen ve tekerrür hükümleri uygulanarak artırılan vergi ziyaı cezasının iptali istemiyle açılan davada; davacı şirket adına transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında bulunduğundan bahisle tarh edilen vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisinin iptali istemiyle açılan davada…istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.”3
Garantörlük hizmetinin karşılıksız sağlanması durumunda transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtıldığına ilişkin kararlara baktığımızda, önceki dönemlerde ilk derece ve istinaf mercilerince ağırlıklı olarak Vergi İdaresi lehine kararlar verilmekteyken son dönemde Danıştay’ın esas hakkında verdiği kararlarla birlikte içtihat yönünün mükellef lehine değişmeye başladığı görülmektedir.
Bununla birlikte, Danıştay’ın son dönemde vermiş olduğu ve uyuşmazlığın esasına ilişkin değerlendirmeler içeren kararlarıyla birlikte, grup şirketler arasındaki kefalet ilişkilerinin mahiyeti yeniden ele alınmış; söz konusu işlemlerin grup içi finansal destek kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu çerçevede her somut olayda ayrıca bir gelir elde edildiğine dair tespit bulunmaksızın salt kefalet verilmiş olmasından hareketle transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı yapıldığının kabul edilemeyeceği yönünde bir içtihat gelişmeye başlamıştır.
"ȇ Danıştay 3. Dairesi’nin 14.12.2023 tarih ve E.2020/3206, K.2023/5558 sayılı kararı ile;
“Kefil olan şirket ile kefil olunan şirketin grup şirketleri olduğu, bu iki şirket arasında söz konusu banka akreditif ve kredilerine yönelik kefalet sözleşmesinin tesis edildiği, grup şirketlerin bu şekilde birbirlerine finansal destek sağlamalarının holdingleşmesinin yapısına uygun olduğu, kefil olan davacı şirketin sorumluluğunun diğer şirketin sözleşmenin icaplarına aykırı davrandığı durumlarda değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle ilişkili şirket tarafından imzalanan kredi sözleşmesine verilen kefalet dolayısıyla elde edilmesi gereken ka-zancın kayıt dışı bırakıldığından bahisle davacışirket adına tesis edilen dava konusu işlemdehukuka uyarlık bulunmadığı”
"ȇ Danıştay 3. Dairesi’nin 10.12.2025 tarih ve E.2023/9901, K.2025/5377 sayılı kararı ile;
“Davacı ile ilişkili şirketi arasında banka akreditif ve kredilerine yönelik kefalet sözleşmesi tesis edildiği, grup şirketlerin bu şekilde birbirlerine finansal destek sağlamalarının holdingleşmenin yapısına uygun olduğu, kefil olunan şirketin sözleşmenin icaplarına aykırı davrandığına ilişkin bir tespitin de olmadığı ve kefil olan davacı şirketin sorumluluğunun diğer şirketin sözleşmenin icaplarına aykırı davrandığı durumlarda değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varıldığından, ilişkili şirket tarafından imzalanan kredi sözleşmesine verilen kefalet dolayısıyla transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında bulunmak suretiyle komisyon geliri elde edildiğinden bahisle davacının cari yıl zararının azaltılmasında vedavacı adına özel usulsüzlük cezası kesilmesindehukuka uyarlık bulunmamaktadır.”
"ȇ Danıştay 3. Dairesi’nin 10.12.2025 tarih ve E. 2023/8831, K. 2025/5378 sayılı kararı ile;
“Davacı şirket tarafından ilişkili şirketine verilen kefalet hizmetinin, KDV Kanunu’nun öngördüğü anlamda KDV’ye tabi bir hizmet olarak değerlendirilemeyeceği, davacının esas faaliyetinin kredi vermek ve finansman aracılık hizmeti yapmak suretiyle kazanç elde etmek olmadığı, kefil olması karşılığında da gelir elde ettiğine dair bir tespitinde bulunmadığı dikkate alındığında, da-vacının ilişkili olduğu şirketin kullandığı kredi-ye kefil olmak suretiyle KDV’ye tabi finansmanhizmeti sağlandığından bahsedilemez.”
Bu doğrultuda, Danıştay tarafından, önceki dönemde benimsenen yaklaşımın önemli ölçüde değiştiği görülmektedir. Bu konudaki görüşümüz de Danıştay içtihatları ile paraleldir; kefaletin grup şirket kapsamında verilmesi durumunda, TTK’nın 395. maddesinde yer alan “şirketler topluluğuna dahil şirketlerin birbirlerine kefil olabileceği ve garanti verebileceğine” dair hüküm gereği “transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı” düzenlemesi kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğidir. Kefalet ve garantörlük, lehtar grup şirketin birtakım menfaatler sağlamasına sebep olabilmektedir. Kredi kapasitesinin artması, düşük faiz oranlı kredi, vadeli mal hizmet temini ya da yeni iş alma bu menfaatlere örnek gösterilebilir. Yine bu işlem kefili/garantörü yükümlülük altına sokmaktadır. Ne var ki grup şirket yapısında bu ilişki, bağımsız taraflar arasındaki kefalet ilişkisinden özünde farklılaşmaktadır. Grup içinde kefalet, çoğunlukla ticari bir karar olmaktan çok holdingleşme yapısının doğal bir gereği olarak tesis edilmekte; hâkim şirketin yönlendirmesiyle ya da grubun bütünü adına ortak bir finansal çıkar gözetilerek gerçekleştirilmektedir. Bu çerçevede kefil grup şirketi, söz konusu işlemden bağımsız bir piyasa aktörü gibi bireysel menfaat beklentisiyle değil grubun sürdürülebilirliğine ve finansal gücüne olan katkısı nedeniyle hareket etmektedir. Dolayısıyla grup şirketleri arasındaki garantörlük ilişkisinin, emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde salt ticari bir hizmet ilişkisi olarak değerlendirilmesi, bu yapının ekonomik gerçekliğiyle bağdaşmamaktadır.
Bu noktada, grup şirketler arasındaki garantörlük ilişkisinin transfer fiyatlandırması kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusunun yalnızca ulusal yargı içtihadı çerçevesinde ele alınması yeterli değildir. Nitekim Türk vergi hukukundaki transfer fiyatlandırması düzenlemelerinin OECD standartları esas alınarak şekillendirildiği göz önüne alındığında, bu alandaki uluslararası rehberlik ilkelerinin de incelenmesi büyük önem taşımaktadır.4 Bu çerçevede OECD Transfer Fiyatlandırması Rehberi’nin grup içi hizmetlere ilişkin bölümü, garantörlük işlemlerinin ne zaman bir hizmet sayılacağı ve ne zaman hissedarlık faaliyeti kapsamında kalacağı konusunda belirleyici kriterler ortaya koymaktadır.
Grup Şirketler Arasındaki Garantörlük İşleminin Transfer Fiyatlandırması Kapsamında Değerlendirilmesinde OECD Yaklaşımı
OECD Transfer Fiyatlandırması Rehberi (“TP Rehberi”)’nin 7.5. paragrafı uyarınca, grup içi hizmetlere ilişkin transfer fiyatlandırması analizinde iki temel sorunun yanıtlanması gerekmektedir: İlki, grup içi hizmetin gerçekten sağlanıp sağlanmadığı; ikincisi ise emsallere uygunluk ilkesi çerçevesinde bu hizmet karşılığında alınması gereken bedelin ne olduğudur.5
TP Rehberi’nin 7.6. paragrafı kapsamında, grup şirketler arasındaki garantörlük işleminin bir grup içi hizmet teşkil edip etmediği belirlenirken belirleyici ölçüt, söz konusu garantörlüğün lehtar grup şirketine ekonomik veya ticari bir değer sağlayıp sağlamadığıdır. Bu husus somut olarak şu soru üzerinden değerlendirilebilir: Bağımsız bir işletme, aynı koşullarda üçüncü bir taraftan böyle bir garantörlük hizmeti alsaydı bunun karşılığında bedel ödemeye razı olur muydu ya da bu hizmeti kendi bünyesinde üretir miydi? Yanıt olumsuzsa, söz konusu garantörlük işlemi emsallere uygunluk ilkesi kapsamında bir grup içi hizmet olarak nitelendirilemez.6
TP Rehberi’nin 7.9. paragrafı çerçevesinde ise garantörlüğün grubun birden fazla üyesini ilgilendirdiği ya da holdingin iştirakler adına grup genelinde garanti verdiği durumlarda daha karmaşık bir analiz yapılması gerekmektedir. Şayet garantörlük, lehtar şirketin gerçek bir ihtiyacından değil hâkim ortağın hissedarlık konumuna dayanan yönlendirmesinden kaynaklanıyorsa bu faaliyet bir “hissedarlık faaliyeti” niteliği taşır ve bu nedenle diğer grup şirketlerinden bedel talep edilmesini meşrulaştırmaz.
TP Rehberi’nin 7.13. paragrafı ise garantörlük değerlendirmesinde kritik bir ayrıma dikkat çekmektedir: “...ilişkili bir işletmenin yalnızca grupüyeliği nedeniyle bağımsız olması durumuna kıyasladaha yüksek bir kredi notuna sahip olduğu durumlardaherhangi bir hizmet alınmamış sayılır; ancak daha yük-sek kredi notunun başka bir grup üyesi tarafından sağla-nan garanti nedeniyle ortaya çıkması durumunda grupiçi bir hizmetin varlığından söz edilebilir.” Bu çerçevede pasif üyelik etkisi ile fiilen sağlanan garantörlük hizmeti birbirinden özenle ayrıştırılmalıdır.7
Bu açıklamalar ışığında, grup şirketler arasındaki garantörlük işleminin transfer fiyatlandırması kapsamında değerlendirilebilmesi için öncelikle şu hususların incelenmesi gerekmektedir: Lehtar grup şirketine somut bir menfaat sağlanıp sağlanmadığı; bu menfaatin garantörlük olmaksızın da elde edilip edilemeyeceği, yani lehtar şirketin grup üyeliğinden kaynaklanan pasif etkiyle zaten aynı kredibiliteye sahip olup olmadığı; bağımsız bir işletmenin aynı koşullarda bu tür bir garantörlük için bedel ödemeye razı olup olmayacağı; ve son olarak işlemin hissedarlık faaliyeti mi yoksa hizmet ilişkisi mi olarak nitelendirileceği. Tüm bu koşulların birlikte gerçekleşmesi ve işlemin hissedarlık faaliyeti kapsamına girmemesi hâlinde, garantörlük için emsallere uygun bir bedelin belirlenmesi gerekecektir.
Yukarıda aktarılan OECD yaklaşımı, Danıştay’ın son dönem içtihadıyla da örtüşmektedir. Her iki çerçeve de garantörlük işlemini değerlendirirken ekonomik gerçekliği esas almakta; grup yapısının doğal bir gereği olarak tesis edilen kefalet ilişkilerinin, salt biçimsel bir hizmet sunumu gerekçesiyle vergilendirme konusu yapılmasına mesafeli durmaktadır. Bu doğrultuda Danıştay kararları ile OECD rehber ilkelerinin birlikte değerlendirilmesi, garantörlük işlemlerinin vergisel nitelendirmesinde tutarlı ve hukuki gerçeklikle bağdaşan bir sonuca ulaşılmasına imkân tanımaktadır.
SONUÇ
Danıştay’ın son dönem kararları, şirketlerin vergilendirilmesine ilişkin yerleşik bazı uygulamaların yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle borca batık şirketlerin devrinde gerçekleştirilen sermaye artırımlarının şekli değil ekonomik gerçekliğinin esas alınması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur. Benzer şekilde, grup şirketler arasındaki garantörlük işlemlerinin her durumda vergilendirilebilir bir hizmet olarak kabul edilemeyeceği yönünde içtihat gelişmiştir. Bu kapsamda, vergilendirmede işlemlerin mahiyetinin ve fiili sonuçlarının dikkate alınması gerektiği yönündeki yaklaşımın güç kazandığı ve mükellefler lehine daha dengeli bir yargı pratiğinin oluşmaya başladığı değerlendirilmektedir.
Footnotes
1 S. Ataoğlu, “Garanti Sözleşmesinin Geçerlilik Koşulları”, AndHD, c. 8, sy 2, ss. 309–325, Tem. 2022, doi: 10.54699/andhd.1128666.
2 Abdullah Tolu, “Holding ve grup şirketlere vergi müjdesi! Danıştay tartışmaları bitirdi”, Ekonomim, 16.01.2026.
3 Aksi yönde kararlar için. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi’nin 12.12.2023 tarih ve E.2023/2409, K.2023/4093 sayılı karari
4 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, Madde 13 Gerekçesi, T.B.M.M. Dönem: 23, Yasama Yılı: 1, Sıra Sayısı: 98
5 OECD, Transfer Pricing Guidelines for Multinational Enterprises and Tax Administrations, OECD Publishing, Paris 2022, para. 7.5.
6 OECD, a.g.e., para. 7.6.
7 OECD, a.g.e., para. 7.13.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.
[View Source]