- with readers working within the Business & Consumer Services industries
İş hacmi ve mali trafiği hangi boyutta olursa olsun, her ölçekte şirket açısından, çalıştırdığı beyaz yaka personeli tarafından şirket zararına eylemler gerçekleştirilmesi ihtimali meydana gelebilir. Bu eylemler ihtimaldir ki, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ("TCK") kapsamında suç olarak nitelendirilen fiillerden olabilir. İşte bu durumda, sektörde "beyaz yaka suçları" olarak anılan durum ortaya çıkacaktır.
Bu bilgi notumuzda, en çok karşılaşılan beyaz yaka suçlarına, oluşum biçimlerine ve ceza yargılaması bakımından pratikte oluşan farkları üzerine inceleme yapılacaktır.
Regardless of the scale of its operations or the volume of its financial transactions, any company, irrespective of size, may be exposed to the risk that its white-collar employees engage in acts to the detriment of the company. Such acts may, as the case may be, constitute offences within the scope of the Turkish Penal Code No. 5237 ("TCK"). In such circumstances, the phenomenon commonly referred to in practice as white-collar crimes arises.
In this legal brief, the most frequently encountered types of white-collar crimes, the manner in which they may occur, and the practical distinctions that arise in the context of criminal proceedings will be examined.
"Beyaz yaka suçları" kavramı, genel olarak mesleki faaliyetler sırasında veya mesleki statünün sağladığı imkânlardan ve çalıştığı şirketteki pozisyonundan faydalanılarak, kişiye duyulan güvenin istismarıyla işlenmesi zemini oluşan suçları ifade eder. Bu suçlar genellikle kişinin ekonomik çıkar sağlaması amacıyla işlenen, bu yolla çalıştığı şirkete maddi ve manevi zarar veren fiillerle karşımıza çıkar. Diğer suç tiplerinden ayıran en önemli özelliklerinden biri, suçların genellikle toplumda ve çalıştığı kurumda saygın bir konuma sahip kişiler tarafından işlenmesidir. Fail genellikle fiziki güç veya cebir kullanmaz; tam tersi sahip olduğu bilgi birikimini, yetkiyi ve ona duyulan güveni kullanır. Suçu işleyen fail; çalıştığı kurumun işleyişini ve sistem açıklarını bilmektedir. Çok aşamalı güvenlik ve kontrol tedbirleri olan şirketlerde, işlenen suçun bu aşamalar tarafından fark edilmesi güç olup, fail bu güçlüğü manipüle etmekte ve işte tam olarak bu yolla kendisine duyulan güveni kullanıp şirketi zarara uğratacak, kendisine ekonomik çıkar sağlayacak fiilleri gerçekleştirmektedir.
1. Beyaz Yakaların İşlediği Fiillerin Tespiti İle Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Ve Nitelikli Dolandırıcılığın Suç Ayrımının Yapılması
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Malvarlığına Karşı Suçlara dair düzenlenen bölümünde; Güveni Kötüye Kullanma Suçu ve Dolandırıcılık Suçu ile bu suçların nitelikli halleri düzenlenmiştir.
Güveni Kötüye Kullanma Suçu "(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, ... ile cezalandırılır. (2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, ... hükmolunur." şeklinde tanımlanmıştır. Burada bahsi geçen birinci cümle suçun basit halini, ikinci cümle ise nitelikli halini ihtiva eder. Ayrıca kanun lafzından da anlaşılacağı üzere; güveni kötüye kullanma suçunda, failin mal üzerinde idare ve tasarruf yetkisi olduğu belirtilmiştir. Bu husus, suçu dolandırıcılık suçundan ayıran, hile haliyle birlikte önemli bir ayrımdır.
Dolandırıcılık suçu ise "Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye ... cezası verilir." şeklinde tanımlanmış ve 158. maddede, bilgi notumuzun konusuyla yakından ilişkili olacak suçun nitelikli halleri arasında "Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında," şeklinde sayılmıştır.
Esasında bu suçlar çok farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Ancak beyaz yakaların işlediği eylemlerde, suç vasıfları birbirini andırabilmektedir. Çünkü her iki halde de, işverenine ait olan malvarlığı, fail veya başkasına hukuka aykırı şekilde çıkar sağlayacak şekilde zarara uğratılmaktadır. İşte bu durumda, Yargıtay ve doktrinde bu suçların nasıl tarif edildiği ve hangi hususların araştırıldığının üstünde durulması gerekmektedir.
Yargıtay; güveni kötüye kullanmayı "failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir." şeklinde izah ederken; dolandırıcılık suçunu ise "Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır." şeklinde izah etmiştir. (Bkz: 15. CD., E. 2012/20631 K. 2014/12919 T. 26.6.2014, 11. CD., E. 2021/32893 K. 2024/10781 T. 26.9.2024, CGK., E. 2011/199 K. 2012/84 T. 6.3.2012)
Özetle dolandırıcılık suçu bakımından, mağdurun iradesini sakatlamaya yönelik bir hile mevcut olmalı ve çıkar sağlayacak sonuç meydana gelmiş olmalıdır. Aksi halde suç teşebbüs aşamasında kalacaktır. Güveni kötüye kullanma suçunda ise hile yoluyla irade sakatlığı oluşmasına gerek yoktur. Ayrıca pratikte ve yargı kararlarında, kanun lafzından da anlaşılacağı üzere; güveni kötüye kullanma suçunda kendisinin zilyetliğine bırakılan maldan söz edilmektedir. Dolandırıcılık suçunda ise belirttiğimiz gibi hile söz konusudur ve zarara uğratılan malvarlığı üzerinde kişinin tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. İşte bundandır ki mahkemeler, failin ödeme ve tasarruf yetkisine sahip olup olmadığına dair araştırma yapmaktadır. Genel eğilim, şayet failin ödeme ve tasarruf yetkisi varsa güveni kötüye kullanma, yoksa hile unsuru da meydana geldiğinden dolandırıcılık suçunun incelenmesi gerektiği yönündedir.
2. Ceza Yargılaması Bakımından Hizmet Nedeniyle Görevi Kötüye Kullanma Ve Dolandırıcılık Suçlarının Ayrımı
Beyaz yakaların konusu suç olan eylemleri yönünden, güveni kötüye kullanma suçunun ve dolandırıcılık suçunun ortaya çıkabileceği malumdur. Doğru suç vasfının tayini somut olayın şartlarına göre farklılık göstermekle birlikte, her ne olursa olsun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca bu suç tiplerinin soruşturma ve kovuşturmasına dair belli esaslar çizilmiştir.
- Suçun şikâyete tabi olması durumu
Güveni kötüye kullanma suçu bakımından; özellikle beyaz yaka suçları yönünden karşımıza daha çok çıkan 155. maddenin 2. fıkrası "Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun,.." şeklinde düzenlenmiştir. Beyaz yakaların işverenine iş sözleşmesi kapsamında bağlı olması sebebiyle; maddenin 2. fıkrasındaki "hizmet ilişkisi" göndermesi doğrultusunda nitelikli hal üzerinden yargılamanın yürümesine sebebiyet vermektedir. Suçun nitelikli halini düzenleyen 2. fıkrada düzenlenen bu halde, 1. fıkradaki basit halin aksine suç şikâyete tabi değildir.
TCK'nın 157. ve 158. Maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçları ise şikâyete tabi olmayıp re'sen soruşturulabilir. Buna karşın, daha az cezayı gerektiren hali düzenleyen 159. maddede belirtildiği üzere "bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi" halinde suç şikâyete tabi olacaktır. Yine aynı şekilde cezada indirim halini düzenleyen 167. maddenin 2. fıkrası kapsamına giren hallerde de suç şikâyete tabi olacaktır.
- Suçun uzlaşmaya tabi olması durumu
Güveni kötüye kullanma suçu, 155. maddenin 3. fıkrası hariç uzlaşmaya tabi tutulmuştur. Yani beyaz yakaların işleyebileceği suçlardan ötürü yürütülen soruşturmanın, Savcılık tarafından başkaca bir sevk maddesi öngörülmediyse, uzlaşmaya tevdii gerekmektedir.
Dolandırıcılık suçunun ise sadece 157. maddede belirtilen basit hali uzlaşmaya tabi olup nitelikli hali olan 158. maddesi kapsamındaki suçlar uzlaşmaya tabi değildir. Bununla birlikte, TCK'nın 159. ve 167. maddesi atfıyla şikâyete tabi tutulan suçlar, CMK'nın 253. maddesinin (1)(a) maddesi uyarınca yine uzlaşma kapsamında yer alacaktır.
Sonuç:
1) Karşımıza çok farklı şekillerde çıkabilen güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık suçları; beyaz yakalar tarafından da işverenlerinin malvarlığını zarara uğratacak şekilde işlenebilmektedir.
2) Beyaz yakaların işleyebileceği güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık suçları, eylemlerin birbirine yakınlığı sebebiyle suç tasnifine dikkat edilmesi gerekmektedir. Öyle ki fiilin içerisinde hile olup olmaması, zarara uğratılan malvarlığında failin tasarruf yetkisinin olup olmaması, neticenin meydana gelip gelmediği gibi hususlar doğrultusunda suç ayrımı yapılabilecektir.
3) Sıklıkla karşımıza çıkan güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halinin söz konusu olması durumunda suç şikâyete tabi olmayıp, uzlaştırma kapsamında düzenlenmiştir.
4) Nitelikli dolandırıcılığın söz konusu olması durumunda ise suç şikâyete tabi olmayıp, uzlaşma kapsamında da yer almamaktadır. 159 ve 167. maddede düzenlenen suçun şikâyete tabi tutulan halleri, uzlaşmaya tabi tutulmuştur.
The content of this article is intended to provide a general guide to the subject matter. Specialist advice should be sought about your specific circumstances.